Çocuk, Allah'ın insanlara verdiği bir lütuftur. Çocuk dövülmek için değil, sevilmek için verilmiştir.

M. Akif ERSOY

A- Disiplin, Ceza ve Dayakla İlgili Yaklaşımlar Neler?

Çocuk eğitiminde disiplin, ceza ve dayak tartışmalarına çok sık rastlanır. Disiplin, ceza ve dayak kavramını değerlendirenlerin de çok farklı yorumlan vardır.

Disiplin, ceza ve dayak unsurlarının eğitim değeri var mıdır? Varsa ne zaman ve nasıl uygulanır? Disiplin derken ne kastediliyor? Bunun dozu nedir? Cezanın eğitimdeki rolü ne kadardır? Dayağın çocuk eğitiminde bir fonksiyonu var mıdır? Varsa nedir, yoksa nedendir?

Bu ve buna benzer sorular, uygulamalar ve bunlarla ilgili problemler, toplumumuzun ve ailelerin her an gündeminde yer almıştır.

Aile bireylerinin ve hatta eğitimcilerin bu konulara bilimsel açıdan yaklaştıkları ve bu kavramların, uygulamayla hakkını verdikleri söylenemez.

Kabul etmek gerekir ki, bizim toplumsal değer yargılarımız, çocuklardan aşırı itaat ve uyum bekler. Çocukların çok soru sorması "boyundan büyük işlere burnunu sokmak" olarak değerlendirilir. Büyüklerin yanında konuşulmaz, onlar rahatsız olmasın diye oynanılmaz. Hatta misafirle aynı masaya oturtulmaz. Erkek çocukları hep yüceltilir, kızlar ise onların emrinde olmalıdır. Bu şekilde anne ve babalar çocuğun biyolojik ve ruhsal gelişim ve özelliklerinden bihaber ve onları robot gibi kullanmak istemektedirler. Söz dinlemeyen çocuklar dayakla "yola getirilir." Ne demiş atalarımız? "Nasihatle uslanmayanın hakkı kötektir."

İşte böylesine bir anlayışla yetiştirilen çocuklar, yarın anne baba, öğretmen, idareci, siyasetçi, bürokrat olduklarında aldıkları bu yanlış "terbiye" sonucu benzeri tutumlarla çocuklara, öğrencilere, memur ve işçilerine, vatandaşlarına yaklaşmaya çalışırlar. (Kaya, 1998:112)

Bu tür farklı yaklaşımlar ve yorumlar eğitime de yansımakta, çocuk yetiştirmede farkı değerlendirmelere neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak da ortaya çıkan tablonun, bazen hiç de eğitimle bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır. Bu problemlerin çözümü için, disiplin, ceza ve dayak kavramına bilimsel açıklamalar getirmek lâzımdır. Aileler de kendilerini yenileyerek, bilimsel yorumlara kulak vermeli ve davranışlarını gözden geçirmelidir.

B- Disiplin Nedir ve Nasıl Uygulanmalı?

Disiplin, çocuk eğitiminin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun gelişiminde önemli rol oynar.

Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır. Ancak disiplin çoğunlukla "cezalandırma" ile eş anlamda değerlendirilir. Her ne kadar kelime anlamıyla "katılık" ve "kuralcılık" gibi kavramları çağrıştırıyorsa da gerçek an-anlamda disiplin, çocuğun topluma uyumu üzerine yoğunlaşmakta, davranışçı yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan disiplin, "düzenli ve tutarlı bir hayat" anlamına da gelmektedir. Disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretmek, kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan ahlâk gelişimini sağlamaktır. Bu da dıştan gelen bir zorlamayla olmaz. Önemli olan içten gelen bir sorumluluk duygusunun oluşturulmasıdır.

Disiplin, tutarlılık ve esneklik gibi bazı ikilemleri içerir. Bir yandan çocuğa kuralların tutarlı bir şekilde verilmesi gerekir. Öte yandan katı bir şekilde uygulanan kararlar hoşnutsuzluğun oluşumuna neden olabilir. Çocuklar bazen ebeveynin esnek davranmasını bekler. (Yavuzer, 1995: 91-92)

Disiplin, sevgi ve şefkatle beraber olmalıdır. Bu şekilde belirgin olmayan bir disiplin çocukların hayattan zevk almasını sağlar. Çocuğun kuralları öğrenmesi için zaman, yeteneklerini geliştirmesi için sabır göstermek gerekir. Olumlu hareketlerini desteklemek, kendisine olan güveni artırır.

Bu dönemdeki çocuğun gelişme periyodu iyi takip edilerek ona göre sorumluluk verilmelidir. Aile ortamını sıkı kurallarla yaşanmaz hâle getirmek de doğru değildir. Aile büyüklerinin işi güç gösterisi hâline dönüştürmeleri de tasvip edilmez.

Evdeki kuralları çocuk zamanla öğrenecektir. Bilmediği şeylere uyması beklenir ve uymadığı zaman da cezalandırılırsa büyük bir hataya düşülmüş olur. Bu duruma düşmemek için ondan neler beklediğimizi söylememiz ve yardımcı olmamız gerekir. Bu kuralları yapması için zaman tanımak ailede sorunları asgarî seviyeye indirir

Bazı ailelerde sıkı bir disiplin uygulanır. Tasarladıkları ve düşündükleri kıvama getirmek için çocuklar üzerinde sıkı bir denetim kurulur. "Çocuğun en küçük bir hatası affedilmez. Anne ve babaya karşı gelinmez ve hele hele hiç itiraz edilmez. Çocuk ne pahasına olursa olsun yola getirilmeli." düşüncesi ağırlıktadır. Ceza daima ön plândadır.

Bazı ailelerde ise tamamen bunun aksi gözlenir. Disiplin yok denecek kadar azdır. "Çocuktur yapar." düşüncesi hâkimdir. Çocuğa sayısız imkânlar tanınmıştır. Tüm bu imkânların yanında nerede duracağı öğretilmemiştir. Çocuk doğru ve yanlışları bilmemektedir. Öğretilse bile uygulama safhasına konulmamıştır. Çocuğa her türlü taviz verilmiştir. Böyle çocuklar genelde şımarık, bencil ve sorumsuzdur.

Çocuğun yaşı gereği olarak gösterdiği davranışları anne baba olarak bilmek ve hangi dönemlerde olacağının bilincinde olmak çocuğa haksız davranmanızı önler. Eğitimin verimli ve sağlıklı olması için çocukla iyi bir diyalog kurmakla beraber çocuğu çocuk olarak kabul etmek ve büyükler gibi davranışlar beklemek yanlış olur. Yapacağımız şey o yaşta olması gereken davranışları göstermesi için sağlıklı bir ortam hazırlamaktır.

Beğendiği davranışların düzeltilmesinde çocuğuna yardımcı olmak ve yeni şeyler öğretmek her anne ve babanın görevidir. (Yakut, 1997: 76-78)

C- Ceza Nedir ve Nasıl Uygulanmalı?

Ceza, çocukta gördüğümüz bir davranış bozukluğunu gidermek veya çocuğu istediğimiz yöne çekmek amacıyla uygulanan katı bir yöntemdir.

Yapılan bilimsel çalışmalarda, ceza yönteminin sürekli ve olumlu bir sonuç verdiği görülmemiştir. Belki de kısa süreli susturma ve çocuğun korkarak içine kapanması, bazen olumlu bir sonuç olarak değerlendirilmiştir. (Yavuzer, 1995: 94-95) Ama sonuç her zaman daha da vahim olmuştur. Çocuğun kin, öfke ve intikam gibi duygularını körüklemiştir.

Çocuğun olumsuz davranışları karşısında aileler ne yapmalıdır?

Disiplin, "davranışı yönlendirme" olduğuna göre, istenen davranışı yapması yönünde çocuğa ceza yerine diğer seçenekler sunulmalıdır. Şunu unutmamak gerekir: Çocukların gelişim kapasitelerinin sınırlı oluşu, benlik kontrolünün gelişimini etkilemektedir. Bu nedenle erişkinin koyduğu kurallar "açık," "basit" ve "yapılabilir" türde olmalıdır. Erişkin, çocuğu yönlendirirken tutarlı olmalı ve bazı davranış girişimlerinin süreklilik kazanabilmesi için övgüden yararlanmalıdır.

Davranışı yönlendirirken yapılan ilk hata yanlış davranışı görmezlikten gelme, ikinci hata ise ilk çare olarak cezaya başvurmaktır. (Yavuzer, 1995: 94)

Öncelikle anne ve baba çocukta neler istediğini açık bir dil ile belirtmelidir. Daha sonra da anne baba olarak örnek davranışlar sergilemelidir. Kendi yapmadığı bir davranışı, çocuktan istemek asla inandırıcı olmaz.

Çocuklara bazı davranışlar kazandırmak için o işi çocukla birlikte yapmak yararlı olur. Diş fırçalama, yatağı düzeltme, ders çalışma, alış veriş yapma gibi eylemleri çocuk, büyükleriyle birlikte daha düzenli yapar ve nasıl yapılacağını da öğrenmiş olur.

Çocuğunuzun kabul edilmez bir davranışıyla karşılaştığımızda, ona sert tepki göstermeden, onun yerine kabul edilebilir bir davranış koyun.

Örnek olarak; kırılma tehlikesi olan cam sürahiyle oynayan çocuğa kızmak ya da yasaklamak yerine, aynı büyüklükteki plâstik sürahi ile oynamasına izin vermek. Annenin yeni naylon çorabını denemek isteyen çocuğa, eski çorabıyla oynama fırsatı vermek gibi.

Tüm bu gayretleriniz olumlu sonuç vermiyorsa, çocuğun bu davranışlarının arkasında bir neden olabileceği düşünülmeli ve çocukla konuşarak çözüme kavuşturmaya çalışılmalıdır.


Eğitimde alternatif metot ortaya koymak çok mühimdir. Yapmasını istemediğimiz davranışlar için sadece: "Yapma!" demekle yetinmek çoğu zaman sonuçsuz kalır. Yapmasını istemediğimiz şeyi de söylemek gerekir. Hareketleri iyi tarafa kanalize etmek çok önemlidir.

Yine de bu çaba ve gayretlerimiz sonuçsuz kalıyorsa, çocuk bu menfî hareketinin zararını görmeli, hareketin başkasına verdiği zararı ve acıyı hissetmelidir. İstenmeyen bu sonuç çocuk eğitiminde deneme ve sınama ile çocuğun olayları yaşayarak öğrenmesini sağlar.

D- Dayak Nedir?

Eğitimde Dayağın Yeri Var mıdır?

Dayak, eğitimdeki önemini gittikçe kaybeden ve çok az başvurulan bir metottur. Çocuktan beklenilen davranışı yapmaması için ve hemen etkili olmasından dolayı ailelerde uygulanan bir yöntemdir.

Dayak genelde öfke anında uygulandığı için çoğu zaman amacını aşar. Hiçbir öğretici özelliği yoktur. Çocuğu sindirme metodudur. Sonunda anne ve babayı pişmanlık ve sorumluluk duygusuna düşürür. Sıkça uygulanan bir metot hâline gelmişse o ailede ilişkilerin ciddî olarak bozulduğunu gösterir.

Çocuğun hatasını anlamak, davranışını düzeltmek imkânı elinden alınmıştır. Dayak yiyen çocuk kendisini eleştiremez. Daima karşı tarafı suçlar. Olumsuz davranışını düşünemez olmuştur. Hep yediği dayağı düşünür. Anne babaya karşı nefret hissi gelişir. Kendisini güçsüz hisseder. Kardeşleri ile ilişkilerinde de aynı metoda başvurur. Sorunları bu şekilde çözmeye yönelir. (Yakut, 1997:18)

Dayak konusunda Prof. Dr. Emre Kongar'in yaptığı bir araştırma dikkat çekicidir. Kongar'm, Kasım 1990 yılında, 23 ilde 2007 kişi üzerinde yaptığı "Dayak Araştırması"nm sonuçları yu-yukarıdaki soruya cevap niteliğindedir. Araştırma kapsamındaki insanların üçte biri: "Öğretmenler öğrencileri dövebilir." düşüncesindedir. Yine halkın yarısından çoğu ana babaların çocuklarını dövebileceğini ifade etmiştir. % 63,7'lik bir kesim de çevresinde dayak olaylarına şahit olduklarını belirtmişlerdir.

Halkın dörtte birden fazlası, kadınların ise beşte biri, erkeklerin karılarını dövmesini doğal karşılıyor. (Kongar, 1990:106)

Psikolog Dr. Seyhan Güngör'ün Mersin'de yaptığı benzer bir araştırmada da çocukların % 76'sınm dayak yediği ortaya çıkmıştır. (Kaya, 1998:117)

Dayağın "terbiyede" sıkça kullanılır olması, tepkisel olarak dayağın hiçbir şartta kullanılamayacağı tezini doğurmuştur. Kimileri: "Dayak Cennetten çıkmıştır." sözüne göndermede bulunarak dayağı meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Oysa, bu çevrelerin bilmesi gereken önemli bir kural vardır. O da şudur ki; dinî emirlerin yerine getirilmesi sırasında son çare olarak ve çocuğu fazla incitmeden "kaba etlere" vurulabileceği öngörülmüştür. Ayrıca Peygamberimizin çocuk terbiyesi pratiğinde dayağın "fiskesinin" dahi olmadığı söylenmektedir. Aslında iyi ve güzel olan, her şeyi almaya hazır olan çocuğa, ebeveynler yaşantılarıyla iyi bir model olabilseler, hiç de dayağa gerek kalmaz. Kaldı ki, çoğu kere çocuk dayağı "hak ettiği" için değil, anne baba öfkeli olduğu için yer.

Dayak, toplumumuzda "terbiye" amacıyla kullanılan fiziksel bir ceza yöntemidir. Bizim gibi "ata erkil" toplumlarda, baba ya da onun yerine geçen "otorite" dayağa sıkça başvurur.

"Dayak bir anlık öfkeyle atılan, çoğu kez de amacını aşan bir ceza yöntemidir." Ebeveynler, öğretmenler veya "komutanlar" kısa yoldan sonuç almak için bu yola başvururlar.

Dayağın kolayca ölçüsü kaçar ve "kusurlu" çocuğu "mazlum"yapar. Dayağı atanı suçlu durumuna düşürür. Öğretici değeri az, etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir. (Yörükoğlu, 1997: 152)

Dayağın dışında bağırma, korkutma, tehdit etme, acındırma, beddua etme ya da çocuktan küserek, onun davranışlarını kontrol etmek için yapılan bu tür metotlar zamanla etkisini kaybettiği gibi çocuğu aileden de uzaklaştırır. Çocukla hiç konuşmamak doğru değil, bu tutumu günlerce sürdürmek de anlaşılması güç bir davranıştır ve sağlıklı değildir. Annenin burada sorulara kısa cevap vermesi ve soğuk davranması yeterlidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; çocuğa ceza vermeden önce onu dinlemeli. Bu şekilde kendisine savunma imkânı tanımak, ona yapılacak haksızlığı da önlemiş olur. Bu tarz davranma ile çocuğun cezayı daha kolay kabullenmesi sağlanır. Önleyici tedbir olarak, ne istediği çocuğa açık açık belirtilmelidir.

Çocuk eğitiminde amaç, çocuğun kendi kendine yetmesi ve kendi kendine karar vermesini sağlamaktır.

Çocuk eğitiminde güven esas olursa, diyaloglar iyi işlerse, korku, ceza ve dayağa gerek kalmayacaktır.

Halit Ertuğrul