Konu Cevaplama Paneli
3. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 28 ve 28

Hz. Mehdi nasıl tanınacak? (Hz. Mehdi'nin fiziksel özellikleri)

Hadis-i Şerifler icinde Hz. Mehdi nasıl tanınacak? (Hz. Mehdi'nin fiziksel özellikleri) konusu , EbuKlavye Nickli Üyeden Alıntı benim değinmek istedğime değinmişin bir nevi. senden istediğim mütevatir olmuş mehdi hadislerini yaz. ben normalde mütevatir olmasa bile ahad olan sahih hadisleri baz alarak zaten var ...

  1. #21
    Status : love_62127 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 77
    love_62127 seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0



    Alıntı EbuKlavye Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    benim değinmek istedğime değinmişin bir nevi. senden istediğim mütevatir olmuş mehdi hadislerini yaz. ben normalde mütevatir olmasa bile ahad olan sahih hadisleri baz alarak zaten var olan bu haberlerinin 5-6 civarında olacağını belirttim. sen de mütavirleri yaz. fakat kim bunlara mütevatir demiş onları da yaz.
    Mütevatir Rivayetleri Reddetmenin
    İnkar Olduğuna Hükmeden Ehl-i Sünnet Alimleri

    Buraya kadar bazı örneklerini aktardığımız ehl-i sünnet alimlerinin izahlarından, ahir zamanda Peygamber Efendimiz'in soyundan Mehdi adında mübarek bir zatın çıkacağına dair rivayetlerin mütevatir olduklarını gördük. Asılsız ve yalan olması akıl ve mantık açısından mümkün olmayan bu rivayetlere inanmanın gerekliliğini inceledik.
    Durum böyleyken bazı İslam alimleri de, kesinlik arzetmelerinden dolayı, mütevatir hadisleri inkar etmenin doğrudan Hazreti Peygamber'i inkar etmek anlamına geleceğini belirterek, bunun da küfür olduğu şeklinde çok daha keskin bir hükme varmışlardır. Bu alimlerden bazılarının izahları şöyledir:

    CELALEDDİN SUYUTİ
    Biliniz ki: Her kim ister sözüyle, ister davranışı ile -fıkıhta belirtildiği üzere- (mütevatir hadisleri) inkar edip hüccet bilmezse kafir olur, İslam dairesinden çıkar; Yahudilerle, Hristiyanlarla ve Allah'ın dilediği grupla haşredileceklerdir. (Abdulgani Abdulhak, "Hücciyet'üs Sünnet", s. 270, Miftah'ül Cennet'ten naklen)

    EBU'L-FAZL ABDULLAH B. MUHAMMED EL-İDRİSİ
    ".Çünkü, alimlerin aldığı karar gereğince her kim, Peygamber'den nakledilen hadisleri mütevatir olduğu kanıtlandıktan sonra, reddine dair kabul edilebilir bir gerekçe göstermeden inkar ederse kafir olur. (Ebu'l-Fazl Abdullah b. Muhammed el-İdrisi, "El-Mehdi-ül Muntazar", s. 94, 95)

    MUHAMMED EL-MEKKİ
    Güvenilir ravilerin aktardıkları hadislerde Peygamber Mehdi'nin ahir zamanda zuhur edeceğini müjdelemiş, onun sıfatlarını ve zuhurunun belirtilerini açıklamıştır. Resulullah her kim vaadedilen Mehdi'yi inkar eder yalan sayarsa kafir olur denmiştir. (Alaaddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi, "El-Burhan fi Alamati Mehdiyyi Ahirzaman", c. 2, s. 865-876)
    Aşağıdaki iki hadis de bu alimlerin vardıkları hükmü doğrular niteliktedir:
    "Mehdi'nin çıkışını inkar eden,
    Muhammed'e indirileni inkar etmiştir."
    ".Mehdi'yi inkar eden şüphesiz kâfirdir."

    Bu hadisleri nakleden Ehl-i Sünnet kaynakları sırasıyla şunlardır:
    1- "Fevaid-ul Ahbar", Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed İskafi (ölm: H. 260)

    2- "Cem'ul Ahadis-il Varide fi-l Mehdi", Hafız Ebu Bekir b. Hayseme, (ölm: H. 279)

    3- "Maani-l Ahbar", Ebu-l Bekir Muhammed b. İbrahim Kelabazi Buhari (ölm: 380)

    4- "Ravd-ul Enf ve Şerh-us Sire", Ebu Kasım Abdurrahman Süheyli (ölm: 581), c. 2, s. 431. (Malik b. Enes Muhammed b. Münkedir'den, o da Cabir'den rivayet etmiştir)

    5- "İkd-ud Durer fi Ahbar-il Mehdi-il Muntazar", Yusuf b. Yahya Makdisi eş-Şafii (ölm: 685), s. 157. "Fevaid-ul Ahbar", İskafi ve "Şerhu-s Sire", Ebu-l Kasım Süheyli'den naklen.

    6- "Feraid-us Simtayn", Şeyh İbrahim b. Muhammed Hamvini (ölm: 730), c. 2, s. 337, No. 585, "Maani-l Ahbar" Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim'den naklen.

    7- "Lisan-ul Mizan", İbn-i Hacer Askalani (ölm: 852), c. 4, s. 147, Mısır Baskısı; s. 130, Haydarabad Baskısı, "Maan-il Ahbar"dan naklen.

    8- "el-Orfu-l Verdi Fi Ahbari-l Mehdi", Celaleddin Suyuti (ölm: 911), s. 161, "Fevaid-ul Ahbar"dan naklen.

    9- "el-Kavl-ul Muhtasar fi Alamât-il Mehdi-il Muntazar", İbn-i Hacer eş-Şafii el-Mekki (ölm: 974) s. 56, Şam, Zahiriye Kütüphanesindeki el yazmasından alınan kopya, Kum'daki Ayetullah Mar'aşi kütüphanesinde mevcuttur, (Fevaid-ul Ahbar ve Şerh-us Sire'dan naklen.)

    10- "el-Fetave-l Hadise", İbn-i Hacer-i Mekki s. 37.

    11- "el-Burhan Fi Alâmât-i Mehdi-i Ahir-iz Zaman", Muttaki Hindi (ölm: 975).

    12- "Levaih-ul Envar-il ilahiye.", Şeyh Muhammed b. Ahmet Sefarini el-Hanbeli (ölm: 1188), c. 2, Hz. Mehdi konulu "el-Faidet-ul Hamise" adlı bölümü; Hafiz İskafi'den naklen. (Adı geçen kaynakta ravi Cabir b. Abdullah'ın güvenirliği konusunda övgüyle söz edilmiştir.)

    13- "Yenâbi-ul Mevedde", Süleyman b. İbrahim Kunduzi (ölm: 1294), 78. Babın başları, Cabir b. Abdullah Ensari'den naklen.

    14- "el-İzae Li Ma Kâne ve Mâ Yekunu Beyne Yedey-is Sa'eh", Seyyid Muhammed Sıddık Kanuci Buhari (ölm: 1307) s. 137, "Cem-ul Ahadis-il Varide Fi-l Mehdi" İbn-i Hayseme ve "Fevaid-ul Ahbar" İskafi'den naklen.

    15- "El-Mehdiyyu'l Muntazar", Ebulfazl Abdullah b. Muhammed Sıddık (ölm: 1308), s. 94 "Fevaid-ul Ahbar"'dan naklenokuduğun gibi .
    Mütevatir Rivayetleri reddetmek olmaz inanmaksa vacipdir
    Konu love_62127 tarafından (07-29-2012 Saat 12:57 ) değiştirilmiştir.

  2. #22
    Status : EbuKlavye isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 131
    EbuKlavye seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    bana mütevatir hiç bir bilgi getirmemişin, sadece kitap isimleri vermişin. sorun: tekrar söylüyorum mehdinin inkar edilmesi değil. bana mehdiyi inkar etmeyen ama onunla ilgili nakledilen uydurma işe yaramayan hadis bile olmayan sözleri kabul etmeyen kişilere özel hazırladığın copy-pastelerden yapıştır bari. sen mehdiyi inkar eden kişilere özel hazırlanmış copy-pastelerden ekliyorsun. bana uymuyor onlar.

  3. #23
    Status : love_62127 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 77
    love_62127 seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Alıntı EbuKlavye Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bana mütevatir hiç bir bilgi getirmemişin, sadece kitap isimleri vermişin. sorun: tekrar söylüyorum mehdinin inkar edilmesi değil. bana mehdiyi inkar etmeyen ama onunla ilgili nakledilen uydurma işe yaramayan hadis bile olmayan sözleri kabul etmeyen kişilere özel hazırladığın copy-pastelerden yapıştır bari. sen mehdiyi inkar eden kişilere özel hazırlanmış copy-pastelerden ekliyorsun. bana uymuyor onlar.
    ilk önce sana peygamber efendimizin (sav) hadisini hatırlatayım

    sana ne uyuyor sana attığım hadisler mutevatir sen inanmak istemiyorsun

    Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kâim, (kıyam edecek olan Mehdi) benim evlatlarımdandır. Adı, benim adım; künyesi, benim künyem; huyu, benim huyum ve davranışları da benim davranışlarım olacaktır. İnsanları benim dinime çağıracak, Allah’ın Kitabına davet edecektir. Ona itaat eden, bana itaat eder. Ona isyan eden bana isyan eder. Zuhurundan evvel onu inkar eden beni inkar etmiştir. Onu tekzip eden (yalanlayan) beni tekzip etmiştir. Onu tasdik eden, beni tasdik etmiştir. Onu (Hz. Mehdi’yi) tekzip edenleri (yalanlayanları), onun (Hz. Mehdi’nin) hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları Allah nezdinde şikayet edeceğim. Zalimler yakında işlerinin sonucunu göreceklerdir." (Bihar-ul Envar, c.51, s.73)
    Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Evlatlarımdan olanMehdi’yi inkar eden beni inkar etmiştir." (Bihar-ul Envar, c.51, s.7
    Konu love_62127 tarafından (07-29-2012 Saat 19:56 ) değiştirilmiştir.

  4. #24
    Status : EbuKlavye isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 131
    EbuKlavye seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    bunlar mütevatir haberler değil, bunların zaten öçoğu hadis değil. şianın kendi sözleridir. şianın ehli beyte isnad ettiği herşeye tevatür dersen işin var. ayrıca haberlere dikkat edersen orda isnaaşeriyeci şianın beklediği ahir zaman mehdisi 11nci imam hasanül askerinin oğlu 12nci imam muhammed mehdidir. hicri 255 senesinde yani 1178 yıl önce doğan birisi. 5 yaşında iken 260 hicri de kayboldu. şia bu imamın ölmediğine küçük yaşlarda iken gaybete geçtiğine sadece özel naiblerine göründüğüne inanır. yani şu an hayatta olup 1178 yaşındadır. kaybolması da iki aşamalıdır derler. küçük gaybet yani naibler vasıtasıyla gizli kaldığı dönem. bu küçük gaybet hicri 260 dan hicri 329 a kadar sürer.
    daha sonra şia büyük gaybetin başladığına inanır. yani artık haberleşmenin onla kesildiği dönem. bu dönem ahir zamanda zuhuruna kadar sürer derler.

    kısacası şia kaynaklarında bahsedilen mehdi ile sünnilerin mehdisi ayrıntıda benzemiyor ki gelen haberler tevatür olsun. sahih hadis kaynaklarında mehdinin kaybolması veya onun 12nci imam olması diye bir husus yok. şia ve sünni mehdisi birbiriyle çelişir. şia o mehdinin adına sünnilerle düşmanlığı devam ettirmekte. aynı olsalar aralarındaki ayrılık nedir ya.

  5. #25
    Status : love_62127 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 77
    love_62127 seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Alıntı EbuKlavye Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bunlar mütevatir haberler değil, bunların zaten öçoğu hadis değil. şianın kendi sözleridir. şianın ehli beyte isnad ettiği herşeye tevatür dersen işin var. ayrıca haberlere dikkat edersen orda isnaaşeriyeci şianın beklediği ahir zaman mehdisi 11nci imam hasanül askerinin oğlu 12nci imam muhammed mehdidir. hicri 255 senesinde yani 1178 yıl önce doğan birisi. 5 yaşında iken 260 hicri de kayboldu. şia bu imamın ölmediğine küçük yaşlarda iken gaybete geçtiğine sadece özel naiblerine göründüğüne inanır. yani şu an hayatta olup 1178 yaşındadır. kaybolması da iki aşamalıdır derler. küçük gaybet yani naibler vasıtasıyla gizli kaldığı dönem. bu küçük gaybet hicri 260 dan hicri 329 a kadar sürer.
    daha sonra şia büyük gaybetin başladığına inanır. yani artık haberleşmenin onla kesildiği dönem. bu dönem ahir zamanda zuhuruna kadar sürer derler.

    kısacası şia kaynaklarında bahsedilen mehdi ile sünnilerin mehdisi ayrıntıda benzemiyor ki gelen haberler tevatür olsun. sahih hadis kaynaklarında mehdinin kaybolması veya onun 12nci imam olması diye bir husus yok. şia ve sünni mehdisi birbiriyle çelişir. şia o mehdinin adına sünnilerle düşmanlığı devam ettirmekte. aynı olsalar aralarındaki ayrılık nedir ya.
    kardeş pardo ben deminki linki yanlışlıkla başka siteden kopyalamışım doğrusu burda

    Mehdi'nin Özellikleri

    Hz. Mehdi'nin çeşitli özellikleri Peygamber Efendimiz'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir:


    GÜZEL AHLAKLI OLMASI
    Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber'e benzer.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s.163)


    Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)



    Peygamberimiz'in üstün ahlakı Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
    Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4)



    HERKES TARAFINDAN ÇOK SEVİLMESİ
    MÜCADELECİ OLMASI
    Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun (Mehdi'nin) muhabbetiyle dolduracaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)


    Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, O'nun sevgisini içer ve O'ndan başka bir şeyden bahsetmezler.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)


    Ümmet-i Muhammed'den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)


    Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)


    Mehdi işi sıkı tutacak.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175)


    İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)


    Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim'e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)


    Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)


    Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)



    Allah Kuran'da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakı ve mücadeleci karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman için Allah'ın yardımıyla galip gelmişlerdir.
    Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. (Hicr Suresi, 94)
    Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52)
    Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır. (Ali İmran Suresi, 172)


    Mehdi hem üstün ahlakıyla, hem de güçlü, mücadeleci karakteriyle tüm inananlara örnek olacaktır.

    TEBLİĞ GÜCÜ (İRŞAD)
    Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)


    O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165)


    Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)



    Bu hadisler zahiri manalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir: Mehdi "kuru bir ağaç"a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, milletine ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.
    Bu müteşabih hadislerin anlamı, İmam Rabbani'nin kendi tebliğ gücüyle ilgili benzetmesinden de ortaya çıkmaktadır:
    Allah-ü Teala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki: Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir.
    (Mektubat-ı Rabbani, 1-18)



    Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin tebliği ve eğitimiyle bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceği, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceği bildirilmektedir.
    Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 186)




    HİKMETİ VE ANLAYIŞ GÜCÜ
    Hadislerde Hz. Mehdi'nin Allah tarafından kendisine verilmiş özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir:
    "Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki: O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir."
    (Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri, Ali Bin Hüsameddin el Muttaki, sf.77)



    Muhyiddin Arabi Mehdi'nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Mehdi'nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir:
    1. Basiret sahibi olması
    2. Kutsal kitabı anlaması
    3. Ayetlerin manasını bilmesi
    4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi
    5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması
    6. Varlıkların sınıflarını bilmesi
    7. İşlerin girift taraflarını bilmesi
    Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed'in getirdiği şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki Peygamber onu vasfederken "Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek" demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır.
    8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması
    Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır. Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.
    9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir.
    (Kıyamet Alametleri, s. 189)





    ZAMANIN EN HAYIRLISI OLMASI
    Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın O Mehdi'dir."
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)


    Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)


    Mehdi (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58)




    CİFR (EBCED) İLMİNİ BİLMESİ
    Mehdi'nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade Ahmet Efendi "Mevzuatu'l-Ulum" isimli eserinde (c.11/ s. 246) Mehdi'nin cifr ilmine vakıf olacağını kaydetmiştir:
    Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf ahir zamanda hurucu muntazar Hz. Mehdi'nin hurucuna mevkuftur ki, onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar. Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur.
    (Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu s. 252)




    KUTSAL EMANETLERLE ÇIKAR
    SIKINTI VE ZORLUKLARLA KARŞILAŞMASI
    Naim bin Hammad, Ebu Cafer'den şöyle rivayet etmiştir; "Mehdi, Mekke'de Peygamberimizin sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar.
    (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi "Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi)



    İnkar içinde olan kavimleri uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı hadislerde haber verilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir)
    Peygamberimiz Hz. Muhammed'in aşağıdaki hadisi böyle bir durumu, "Mehdi'nin biat sırasında kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını" haber vermektedir.
    Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
    Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir. Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.
    Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)



    Aşağıdaki hadis-i şerifte de İstanbul'u fethedecek olan Hz. Mehdi ve yardımcılarına, fetihten önceki devrede hastalık, sıkıntı ve üzüntülerin isabet edeceği ve daha sonra bu sıkıntının kaldırılacağı bildirilmektedir.
    . Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık."
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)




    Allah Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 181)



    Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur. (İbni Hibban)
    Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir. (İbni Ebi'd Dünya)
    Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir. (İmam Malik ve Buhari)


    Allah, Kuran'da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarından, delilik ve büyücülükle suçlandıklarından ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarından bahseder. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir.
    Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. (Enam Suresi, 34)
    "Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz." (İbrahim Suresi, 12)
    Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." (Duhan Suresi, 14)
    İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. (Zariyat Suresi, 52)
    Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. (Zariyat Suresi, 39)
    (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 29)
    Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti. (Ahzap Suresi, 69)
    Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (Saffat Suresi, 97)
    Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)
    Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51)




    MEHDİNİN GÖZETLENMESİ - TAKİP EDİLMESİ -
    Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, Deccal'ın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar.
    (Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim,
    c. 11/s. 393'den nakil)



    Hadisin başlangıcında Mehdi'nin Deccal'ın silahlı adamları tarafından gözetlendiği ve takip edildiği bildirilmektedir. Önceki devirlerde de Allah yolunda mücadelede bulunmuş bazı peygamberlerin de benzer şekilde gözetlendiğini böylece kontrol altında tutulmak istendiğini Kuran'dan öğrenmekteyiz:
    "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)



    MEHDİ HAKKINDA OLUMSUZ PROPAGANDA YAPILMASI
    Hadiste Mehdi'nin "sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi" müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için "Mehdi'nin ünü, "durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır" demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi'yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.
    Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygambere çeşitli hakaretler ediyor, Ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi'yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.
    Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.
    (Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)



    Hadislerde Mehdi'nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. "Altınçağ" ise Mehdi'nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata, bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.

    KİMSEYE TENEZZÜL ETMEMESİ
    " Mehdi bizden, Ehl-i Beyttendir. O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen (Allah'tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır."
    (Suyuti, el-havi, 2/24)




    ALLAH'TAN KORKACAĞI
    Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah'tan çok korkan bir kimsedir"
    (Naim b. Hammad)




    YOKSULLARA KARŞI MERHAMETLİ
    Hz. Tavus (r.a.) dan rivayete göre; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Çalışanlar üzerine disiplinli olması, malı cömertçe vermesi ve yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi'nin alametlerindendir."
    (Ebu Nuaym tahric etmiştir.)




    MELEKLERİN YARDIMI OLACAKTIR
    "Allah (c.c) ona (Mehdi'ye) üç melekle imdad eyleyecektir. Onlar, (Mehdi'ye) muhalefet edenlerin yüzlerine ve arkalarına vuracaklardır."
    (Ikdu'd Dürer s. 12 A)




    AZ KARDEŞİ OLACAĞI
    "Kardeşi az olandır. Daha doğrusu, onun hiç kardeşi yoktur"
    (Risalet ül Mehdi s.161)




    İKİ DEFA KAYBOLACAK
    "Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi's-selâm'dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:
    "Bu işi yapacak olanın (yani Mehdi'nin) iki gaybeti vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları: "O öldü", bazıları da: "O gitti" diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir."
    ("el-Saa Fi Eşrat-is Saa" s.93 (Mısır bas.)



    İHTİYACINI BİLDİRMEZ
    Hz.Hüseyin (r.a.) soruldu:
    "İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?" Şöyle cevap verdi : ". insanlar ona muhtaç olurlar. O, ise insanlara ihtiyacını bildirmez."
    (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")



    ÖRNEK AHLAKA SAHİPTİR
    İlahi feyz ona ulaşır. Dini ilimleri ve örnek ahlakı telakki eder. (Allah'tan alır.)
    (Konavi Risalet-ül Mehdi, s. 161 B)



    HELALLERİ VE HARAMLARI BİLİR
    Hz.Hüseyin (r.a.) soruldu:
    "İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?" Şöyle cevap verdi : "Gönül rahatlığı ve vekar sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır.
    (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")



    Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri
    Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır
    (Mehdi'nin) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251)



    Alnında Bir Ben Vardır
    Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.
    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)



    Alnında Bir İz (Yara İzi) Vardır
    Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: . ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.
    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)



    Humran bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a: . ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir). "
    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani
    s. 252-253)



    Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR.
    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)



    Çekik Gözlüdür
    Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: . Mehdi'nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, .
    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)



    Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır
    Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: ". iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi."
    (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)

    Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.


    PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR
    Mehdi Peygamber Efendimiz'in soyundandır:
    Hz. Ali'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: "Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi'yi) gönderecek."
    (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)


    Benim Ehl-i Beyt'imden bir adam bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.
    (En-Necmu's Sakıb, Ukayli)


    Said b. el Müseyyeb'den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir."
    (Sünen-i İbn Mace, 10/348)


    Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir.
    (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)


    Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
    Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Ali İmran Suresi, 33-34)
    "Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128)
    Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87)



    GÜZEL VE NURLUDUR
    O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.
    (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den)


    Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)


    Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:
    (Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. (Yusuf Suresi, 31)



    SİYAH SAÇLIDIR
    Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.
    (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer'den)



    YANAĞINDA BEN OLMASI
    Sağ yanağında siyah bir ben vardır. (Mer'i b. Yusuf b. Ebi Bekr, Beklenen Mehdi)
    Yüzü parlayan yıldız gibi, yanağında siyah bir ben vardır, üzerinde kutvani iki aba vardır.
    (Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, s. 22)



    OMUZUNDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDIR
    Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)


    Omuzunda Peygamber'in alameti vardır.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165/
    Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)


    Omuzunda Peygamber'in nişanı vardır.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)


    Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed'de olduğu gibi açık bir alamet olan "nübüvvet mührü" olacaktır.
    Cabir b. Semüre'den rivayet edilmiştir: "Resululah'ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi."
    (Sünen-i Tirmizi, 6/126)


    Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti."
    (Sünen-i Tirmizi, 6/126)



    RENGİ
    Hz. Peygamber'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:
    Enes b. Malik, Peygamber'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu.
    (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28)


    Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi.
    (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28)



    GENEL GÖRÜNÜMÜ
    Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)


    Cismi, İsrail cismidir.
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)


    Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar.)
    (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)


    O açık alınlı. heybetli bir adamdır.
    (İkdüd dürer)



    BOYU
    Mehdi, orta boylu olacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)


    Peygamber Efendimiz'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:
    Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab'a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir.
    (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)



    UYLUKLARI UZUNDUR
    Uylukları uzundur, rengi arab rengidir.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163)



    YAŞI
    Hadislerde belirtilen, Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.
    Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir. Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)


    40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)


    Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır.
    (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")



    SAKALI
    Sakalı bol ve sık olacaktır.
    (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)


    Sakalı sıktır.
    (Kıyamet Alametleri, Berzenci,s. 163)



    BURNU GÜZELDİR
    Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır.
    (Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, Sayfa 365)


    Alnı geniş burnu parlaktır.
    (Asrın Beklediği insan Mehdi, Adil Gökbayrak, s.28)


    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...





    kaynaklarıda yazıyor dahada inkar edersen oda senin düşüncen artık sana bir şey demiyecem çünkü sen direk sahte diyip atıyorsun
    Konu love_62127 tarafından (07-29-2012 Saat 20:03 ) değiştirilmiştir.

  6. #26
    Status : EbuKlavye isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 131
    EbuKlavye seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    kaynak olarak getirdiğin şeylerin büyük kısmı kaynak değil. bunu neden anlamak istemiyorsun. bunlar birilerinin yazdığı kitaplar. kaynak diye kur'an ve sahih sünnetten delil getircen. yukardaki bir kaç sahih hadis de ise lafzın içinde mehdi kelimesi geçmemiş orijinal hadisde, parantez içinde mütercim mehdi kelimesini eklemiştir. misal ebu davud hadisi.
    böyle alakalı alakasız her haberi toplayıp hakikat diye önümüze getirmen yanlış.
    Konu EbuKlavye tarafından (07-29-2012 Saat 21:00 ) değiştirilmiştir.

  7. #27
    Status : love_62127 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 77
    love_62127 seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Alıntı EbuKlavye Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    kaynak olarak getirdiğin şeylerin büyük kısmı kaynak değil. bunu neden anlamak istemiyorsun. bunlar birilerinin yazdığı kitaplar. kaynak diye kur'an ve sahih sünnetten delil getircen. yukardaki bir kaç sahih hadis de ise lafzın içinde mehdi kelimesi geçmemiş orijinal hadisde, parantez içinde mütercim mehdi kelimesini eklemiştir. misal ebu davud hadisi.
    böyle alakalı alakasız her haberi toplayıp hakikat diye önümüze getirmen yanlış.
    1) Tirmizi'nin Sünen'inde 3 tane,
    2) Ebu Davud'un Sünen'inde 8 tane,
    3) İbn-i Mace'nin Sünen'inde 8 tane,
    4) Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde 12 tane,
    5) Abdülrezzak b. Hemmam'ın el-Musannef'inde 8 tane,
    6) İbn Ebi Şeyhe'nin el-Musannef'inde 14 tane,
    7) İbn Hibban'ın Sahih'inde 7 tane,
    8) Heysemi'nin Zevaid'inde 20 tane,
    9) Suyuti'nin Cami'us Sağır'ında 8 tane,
    10) El-Muttaki el-Hindi'nin Kenzü'l Ummal'inde 59 tane,
    11) Hakim'in Müstedrek'inde 12 tane,
    12) Deylemi'nin el-Firdevs'inde 7 tane,
    13) Darekutni'nin Sünen'inde 1 tane
    olmak üzere, bu kaynaklarda Hz. Mehdi (as) ile ilgili toplam 159 güvenilir hadis-i şerif bulunmaktadır.

    Ayrıca büyük İslam alimlerinden,
    İbn Kesir 3,
    Hafız Busuri 2,
    Zehebi 5,
    Munziri 1,
    Azimabadi 6,
    Elbani 6 güvenilir hadis-i şerife eserlerinde yer vermişlerdir.

    Bunlar Hz. Hz. Mehdi (as) ile ilgili hadislerin bulunduğu güvenilir kaynakların sadece bir kısmıdır. Bunların dışında da daha pek çok güvenilir kaynakta Hz. Hz. Mehdi (as) konusundaki hadisler ve açıklamalar vardır.

    ayrıca attığım yazıkdaki kaynaklarda ALLAH dostlarının kitabıdır birileri dedğin insanlar ALLAH dostlarıdır
    hem mehdi hadisleri doğru olmasa en ünlü ALLAH dostları mehdi gelecek dermi cahil adam sen diyosinki ALLAH dostlarından daha akıllıyım onlardan daha iyi biliyorum mehdi gelmiyecek hadisler yalan onlar yanlış söylüyor ben doğru söylüyorum
    bak said nursi hzleri mehdi bu asırda gelcek diyor
    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'NİN
    MEHDİYET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
    Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı'nın pek çok yerinde, Peygamber Efendimiz'in müjdelediği Hz. Mehdi'nin yakında geleceğini haber vermiş ve Mehdiyet hakkında hadislerde geçen konulara açıklık getirmiştir. Mehdi'nin ve talebelerinin geleceğiyle ilgili Üstad'ın ifadelerinden biri şöyledir: "Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir."
    Bediüzzaman Said Nursi
    Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, sf. 72

    1. Hz. Mehdi Hicri 1400'de Gelecektir.
    Bediüzzaman, farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların hepsinde, Mehdi ve talebelerinin geliş zamanı olarak hicri 14. yüzyılın başlarına işaret etmiştir. Bir sözünde, Mehdi'nin asr-ı saadet döneminden 1400 sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir:
    "İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler." (Sözler, 318)
    Üstad'ın ifadesinde belirttiği, "sahabe döneminden 1400 sene sonrası" hicri 14. asrın başlarına, yani miladi olarak 1979-1980 senelerine denk gelmektedir.
    "Fatiha'da doğru yolda olanlar ashabının taife-i kübrasını tarif eden fıkrası, şeddesiz bin beş yüz altı veya yedi ederek tam tamına fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayılsa fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadisin imasını te'yid edip remz derecesine çıkartıyor." (Kastamonu Lahikası, 23)
    Suyuti ümmetin icabet ömrünün hicri 1500 senesini geçmeyeceğini bildiriyor. Bediüzzaman Hazretleri de, ümmetin galibane mücadelesinin 1500-1506 yıllarında biteceğini; bundan sonra zayıflamaların başlayıp kıyametin bekleneceğini belirtiyor. Ümmetin galibane ömrü 1500-1506 yıllarında bitecekse, o zaman 1400-1500 yılları arasında Mehdi ve İsa (AS)'nın gelmesi, ayrıca Mehdi'nin de 1400 yılı başlarında göreve başlaması gerekmektedir.
    Bediüzzaman hicri 1327'de Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde, hicri 1371'den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmakta, ahir zamandan çeşitli tarihler vererek, beklenen Mehdi'nin mücadele zamanlarına dikkat çekmektedir.
    Bediüzzaman, Mehdi'nin göreve başlaması ve inkarcı zihniyeti fikren mağlup etmesi ile ilgili olarak şu tarihleri bildirmektedir:
    "Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler. Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inş yarım asır sonra onları darmadağın edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
    Şam'da yaptığı bu konuşmada, hicri 1371 senesinden sonra yaşanacak gelişmelere dikkat çekerek, Bediüzzaman Mehdi'nin göreve başlamasının bu tarihten 30-40 yıl sonra olacağını bildirmiştir. Bu tarih ise hicri 1401-1411, miladi olarak da 1980-1990 yılları arasıdır.
    Yine aynı konuşmanın devamında Üstad, Mehdi'nin inkarcı fikir sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkanları sayesinde fikren susturacağını haber vermiştir. Bu fikri üstünlüğün tarihi olarak da 1371 tarihinden yarım asır sonrasını bildirmiştir. Bu da hicri 1421, yani miladi 2001 senesi demektir.
    "Evet şimdi (1371) olmasa da otuz-kırk (30-40) sene sonra.
    Fen: Müspet ilimler, biyoloji, fizik, kimya vs.
    Hakiki marifet: Hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi.
    Medeniyetin mehasini: Medeniyetin iyiliklerini
    O üç kuvvetle donatıp gerekli ihtiyacını karşılayıp o dokuz engelleri yenip dağıtmak için,
    Taharri-i hakikat meyelanı: Hakikati araştırma meyli
    Muhabbet-i insaniyeyi: İnsan sevgisini.
    O dokuz düşman sınıfının cephesine göndermiş, inş yarım asır sonra (50 sene) onları darmadağın eder."
    1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001)
    Bediüzzaman hicri 1400 yılı başlarında Mehdi'nin inkarcı felsefe ile mücadeleye başlaması zamanına, 1401-1411 = 1981-1991 yılları arası fen, hüner, sanat ve medeniyetin iyiliklerini birleştirip bunlarla mücadelesine ve fikren darmadağın edeceği tarih olarak da 1421 = 2001'e dikkat çekiyor.
    "Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak." (Hutbe-i Şamiye, 23)
    Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
    Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
    Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib'den sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma
    1371 + 30 = 1401 = 1981
    1371 + 40 = 1411 = 1991
    Bediüzzaman İslam'ın dünyaya tekrar hakim olmasını güneşin doğuşuna benzetiyor. Güneşin battıktan sonra ertesi gün yeniden doğması gibi, İslam'ın da dünya üzerinde tekrar doğup parlayacağına bu benzetmeyle işaret ediyor. Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle bu doğuşun başlangıç yıllarına dikkat çekilmiştir.
    Buna göre Hakkın karşısındaki batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya başlaması 1981-1991 yılları, fikren tam anlamıyla susturulup dağıtılmasının ise 2001 yılında olacağına işaret etmiştir.
    Risale-i Nur Külliyat'ında, Mehdi'nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili verilen ebcedler:
    "Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." 9/32 ayetindeki ".Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." cümlesi hakkında Bediüzzaman şöyle demektedir:
    "Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir." (Şualar / 605)
    Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi: 2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
    ".inkar edenlerin velileri ise tağut'tur." 2/257 ayetindeki "tağut" (batıl fikir sistemi) kelimesinin kendi içinde çöküş tarihini de Bediüzzaman (ebced değerini) 1417 (miladi 1997) olarak vermektedir.

    2. Hz. Mehdi Bediüzzaman'dan Sonra Gelecektir.
    "Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse. (Kastamonu Lahikası, 57)
    Bediüzzaman Said Nursi, "hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir. Bediüzzaman hicri 13. asırda yaşamıştır. Kendisinden sonra gelecek asır olan hicri 14. asır Mehdi'nin çıkış zamanıdır.
    "Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
    "Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki:
    "Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
    Üstad, Mehdi'nin kendisi olmadığını, kendisinden sonra geleceğini, "Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." şeklinde belirterek açıklamıştır. Mehdi ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.
    "bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak": Mehdi'nin tüm bidatları ortadan kaldıracağını söylemiştir ki bu konu Üstad döneminde uygulamaya geçmemiştir. Bidatların var olabileceği Müslümanlar tarafından zikredilmeye daha yeni yeni başlamıştır. Ayrıca bidatların kalkmasının dünyadaki tüm Müslümanlar tarafından uygulanması gerekmektedir.

    3. Hz. Mehdi Geldiğinde Maddeci ve Tabiatçı Felsefenin Azgınlığı
    "Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı nemrudane, gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir." (Emirdağ Lahikası, 259)
    Materyalizmin hem Türkiye'de hem de dünyada kuvvet bulması Üstad zamanında devam ettiği gibi, vefatından sonra da 20. yy'ın sonlarına kadar devam etmiştir. Televizyon ve radyo kanallarının gelişmesiyle, yazılı basının da desteğiyle etkileri giderek artmıştır. Yani Üstad'ın "tabiiyyun, maddiyun felsefesini" tamamen sonlandıracak bir çalışması olmamıştır. Bilakis Üstad'ın vefatından sonra da materyalizm propagandası artarak 21. yy'a kadar gelmiştir. Materyalizm ve evrim savunuculuğu ancak son yıllarda hızlı bir şekilde çökmeye başlamıştır. Bu mağlubiyet önde gelen materyalistler tarafından da itiraf edilmiştir.

    4. Hz. Mehdi Hilafet Merkezinin Bulunduğu Yerden Çıkacaktır.
    Ahir zaman hakkındaki rivayetlerin merkez noktasını Mehdiyet teşkil eder. Ahir zamandaki önemli olayların çoğu Mehdiyet etrafında gelişir. Ancak bu olayların yerleri hakkında farklı farklı rivayetler mevcuttur. Bediüzzaman bu konuya şu şekilde açıklık getirmiştir:
    "Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." (Sözler, 359)
    Bir başka yerde de Üstad konuyu şöyle izah etmiştir:
    "Merkez-i Hilafet eski zamanda Irak'da, Şam'da ve Medine'de bulunduğundan raviler kendi içtihatlarıyla daimi öyle kalacak gibi mana verip, "Merkez-i Hilafet-i İslamiye" yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadisin mücmel haberlerini kendi içtihatlarıyla tavsil etmişler." (Şualar, 492)
    Yani, Bediüzzaman'ın üstteki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, ahir zaman hadislerini aktaran alimler, ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır.
    Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak, her alim kendi zamanının Hilafet Merkezi olan Irak, Şam, Kufe, Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır.
    Ancak, ahir zaman olaylarının vuku bulduğu yerle ilgili rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet Merkezi'nde gerçekleştiğidir.
    Bediüzzaman da bu sonuca varmıştır. Bilindiği gibi, son hilafet merkezi "İstanbul"dur. Halifelik bu yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Peygamberimizin iki sancağı, kılıcı ve gömleği ile diğer mukaddes emanetler İstanbul'dadır. Sonuç olarak, halen bu manevi ünvanı koruyan tek şehir İstanbul'dur.

    5. Hz. Mehdi'nin Üç Asli Görevi Vardır.

    "Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, "Hz. Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak." (Emirdağ Lahikası, 259)
    "Büyük Hz. Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde." (Şualar, sf. 456)
    Emirdağ Lahikası 259. sayfada fedakâr seyyidlerin yardımından bahsediyor. Üstad seyyidler topluluğu ile beraber faaliyette bulunmamıştır. Bu faaliyet Üstad'dan sonra Mehdi tarafından yapılacaktır.
    Üstad, Mehdi'nin siyaset alanında faaliyet yapacağını, devlet yönetiminde en üst kademede bulunacağını belirtmiştir. Nitekim hem siyaset, hem diyanet hem de cihad yani tebliğ yönünden faaliyette bulunması çok geniş imkanlar gerektirmektedir. Dolayısıyla da buradan Mehdi'nin imkanlarının çok geniş olacağını, bu görevlerin tam yapılmasının ancak devlet yetkilerinin kullanılması ile olacağını anlamaktayız. Üstad bu imkan ve yetkiye sahip olmamıştır.

    Birinci görevi: İnsanların imanını kurtaracak
    "Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek." (Emirdağ Lahikası, 259)
    Mehdi'nin görevi olan "materyalizmi dünyada tam anlamıyla etkisiz hale getirmek" Üstad tarafından yapılmamış ve buna bağlı olarak insanların imanını kurtarma görevi dünya çapında Mehdi'ye verilmiştir. Bu çalışmaların köklü ve çok etkileyici yapılacağını da; Mehdi'nin iman sahiplerini dalaletten koruyacağını belirterek açıklamıştır.
    Bu görevi en önemli ve değerli görevdir.
    "Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak" (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
    Üstad, Mehdi'nin 3 görevinden en önemlisi ve en dikkat çekicisini imanı yayma olarak belirtmiştir. Bu imanı yayma çalışmasının yönteminin nasıl olacağını da Üstad "iman-ı tahkikiyi neşr" olarak vurgulamıştır. Buradaki "neşr" kelimesiyle iman hakikatlerinin neşriyat yoluyla yani kitap, dergi, CD ve diğer kitle iletişim araçları yoluyla yapılacağı anlaşılmaktadır. Doğal olarak bu şekilde imanı yayma çalışması da dünyadaki tüm insanlar tarafından bilinecektir. Üstadın çalışması ise kendi döneminde ancak fedakar nur talebelerinin el yazmalarıyla birkaç nüsha çoğaltma şeklinde olmuş, kastedilen neşr, maksadı hasıl olacak şekilde oluşmamıştır.

    İkinci görevi: Dini özüne döndürecek
    "İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (ASM) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı ilâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır." (Emirdağ Lahikası, sf. 259)
    "Hilafet-i Muhammediye ünvanı ile" Mehdi'yi tarif eden Bediüzzaman, Mehdi'nin İslam Dünyası'nın Halifesi olacağını söylemektedir. Ayrıca bu makamı da "ünvan" olarak tarif ederek, tüm Müslümanların Mehdi'yi o makama layık kişi olarak tanıyacağına da işaret etmiştir. Büyük mütefekkir Bediüzzaman, şüphesiz 13. asrın müceddididir, ancak tüm Müslümanların Halifesi ünvanını almamıştır.
    "Alem-i İslâmın vahdetini" tabirini kullanarak Üstad, kendi devrinde de dağınık, halifesiz ve bir birliktelik içinde olmayan İslam ülkelerinin birleşerek İslam Birliği'nin oluşacağını söylemektedir. Bu birliktelik Üstad zamanında da, henüz de oluşmuş değildir. Bu birlikteliği, Mehdi'nin bir dayanak noktası yaparak Müslümanları bazı tehlikelerden koruyacağını ifade etmektedir.
    "milyonlarla efradı bulunan ordular"ın da, Mehdi'nin bu vazifesini ifa ederken yardımcıları olacağını, yani emrinde ordular olacağını söyleyen Üstad'ın ordulardan oluşan yardımcıları olmamıştır. Sadece büyük fedakarlıklar içinde, canla başla gayret içinde olan mahdut miktarda Nur talebeleri onun yardımcısı olup tebliğ çalışması yapmışlardır.
    "O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
    "O zat" ifadesi, beklenen Mehdi'nin belirli "bir" kişi olduğunu gösteren açık bir ifadedir.
    Görevi "şeriatı icra ve tatbik etmek" olan Mehdi'nin ifa edeceği ikinci vazifesini tarif ederken, Üstad, dinin kurallarını toplum içinde Mehdi'nin hayata geçireceğini söylemektedir. Bediüzzaman ise büyük mücadelelerle kendi devrinde ancak iman hakikatlerini sınırlı bir topluluğa tebliğ etme imkanı bulabilmiştir.
    "gayet büyük maddi bir kuvvet lazım" ifadesi büyük maddi imkanlarla yapılacak olan hizmetleri işaret etmektedir. Bu belki de devlet hazinesini kullanma yetkisi olarak adlandırılabilir. Üstad mücadelesini gayet zor maddi şartlar içerisinde geçirmiştir.
    Mehdi'nin insanlığı maddi ve manevi tehlikelerden koruyacağı net olarak belirtilmiştir. Ayrıca Mehdi İslam birliğini de oluşturacak ve bunun için de sayısı milyonları bulan ordular gerekecektir. Bu durum Üstad döneminde oluşmamıştır. Mehdi şeriatı uygulayacak, bu da ancak büyük bir maddi güçle olacaktır.
    "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bidatlar zulümatını dağıtacak." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
    "bidatlar zulümatını dağıtacak": Üstad'ın döneminde de var olan bidatlar, dine sonradan sokulan batıl inanç ve uygulamalar, hala süregelmektedir. Üstadın çalışmalarıyla bu, sona ermemiştir. Bunu dini özüne döndürecek olan Mehdi gerçekleştirecektir.

    Üçüncü görevi: İslam toplumunu tekrar birleştirecek
    "O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
    Mehdi'nin bir başka görevi ise İslam toplumunu birleştirmek ve Hristiyan alemiyle ittifak yapmaktır. Mehdi'nin çok büyük çapta ve ihtişamlı olarak yapacağı bu görevler tüm dünyada herkes tarafından bilinecektir. Buna binaen ahir zamanda bu konuların tüm insanlar tarafından bilinmesi ve genele yayılması ancak televizyon, radyo ve internet gibi teknolojik imkanlarla mümkün olabilir. Nitekim Müslüman birliği ve Müslüman-Hristiyan ittifakı da Üstad döneminde olmamıştır.
    "Bu vazife, pek büyük bir saltanat, kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir." Üstad, İslam Birliği ile Müslüman ve Hristiyan dünyasının hak din adına kol kola vermesi gibi büyük bir olayın ancak 3 şartın oluşmasıyla gerçekleşeceğini ifade etmiştir.
    Birincisi "saltanat": Bu ifade tam bir hakimiyet ifadesidir. Bu şunu gösterir; Mehdi'nin ülke yönetiminde bulunan, güç ve iktidar sahibi olan ve adeta bir sultan gibi dediği her şey uygulanan yetki sahibi bir makamda olacağıdır. Saltanat ifadesi ile Üstad'ın kastettiği budur. Bu durumun Üstad'da tecelli etmediği malumdur.
    İkincisi "kuvvet": Buradaki kasıt, istediği şeyi icra edebilme gücü, yani yetki sahibi ve iktidar olmaktır. Bu ortam da Üstad zamanında oluşmamıştır.
    Üçüncü "milyonlar fedakarlar": Çok açık olan bu ifadeyle Üstad, bu görevin, hizmette bulunacak, Mehdi'ye tabi milyonlarca insanın olmasıyla gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir. O dönemde Üstad'ın çevresinde hizmet eden fedakar talebelerin sayısının ise milyon sözüyle ifade edilemeyeceği aşikardır.
    "üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda" gerçekleşecek olan İslam'ın hakimiyeti, hem dünyada geniş çaplı bir şekilde, hem de oldukça görkemli ve yankılar uyandıran bir tarzda meydana gelecektir. Bu şaşaa toplumların çoğunluğunun üzerinde büyük etki uyandırdığı gibi, bu toplumların çok da önem verdiği bir husus olacak. Bu şaşaa ne Üstadın döneminde, ne de "asr-ı saadet" hariç başka bir dönemde yaşanmış bir durumdur.

    Birinci görevdeki yardımcıları
    ".Hazret-i Mehdi'nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilâfet-i Muhammediye (ASM) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tedkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve mânevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar." (Emirdağ Lahikası, 259)
    "Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek"
    ".ondan evvel.": Yani Mehdi'den önce, onun çalışmalarından önce, Mehdi'nin birinci vazifesi olan iman hakikatlerini yayma ve materyalizmi yıkma çalışmasını yerine getirmesinde kullanacağı ilmi malzemeleri hazırlayacak olan "bir taife" den bahsetmektedir Bediüzzaman.
    "bir taife": Bu grubun, fen ve felsefenin materyalizm ile oluşturduğu negatif etkiyi kırmada faydası olacak şekilde fen ve bilim ile uğraşan ilmi bir grup olması gerekmektedir. Ki Mehdi de onların hazırladıkları çalışmalardan faydalanarak materyalizmi yıkacak.
    "o taifenin uzun tasdikati ile yazdıkları eseri." diyerek Bediüzzaman, uzun doğrulama çalışmaları sonucu bir eser yazdıklarından söz etmektedir. Bunun ilmi bir çalışma olduğu anlaşılmaktadır. Bu ilim adamlarının, uzun yıllar yaptıkları çalışmalar ile, insanın tesadüfler sonucu meydana geldiğini savunan materyalizme karşı, Yaratıcı'nın varlığını gösterecek şekilde, kendi başına ilmi deliller ortaya koyacağı anlaşılıyor. Mehdi de bu bilgileri özellikle de İslam dünyasında yaygınlaştırarak, bilimin yaratılışı gösterdiğini insanlara anlatarak materyalizmi yıkacak.
    "bir cihette": 'Bir yönüyle' derken Üstad, bu ilmi gruptan, materyalizmi yıkmada sadece bir yönüyle faydalanılacağını anlatmaktadır. Yani maddiyun ve tabiyyun felsefesinin, tabiatçılık ile ilgili kısmının kastedilmekte olduğunu anlıyoruz.
    Bir de maddiyun kısmı var ki, o da maddecilik, yani maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve tek kesin gerçeğin madde olduğunu savunan materyalizmin ikinci kısmı. Bunu da sadece Mehdi, maddenin gerçekliğinin yoktan var olduğunu ortaya koyarak yapacak. Ortaya koyduğu maddenin yoktan var olduğu konusuna dair hem bilimsel hem akli izahlarla materyalizmi tam anlamıyla yok etmiş olacak.
    "fen ve felsefenin tasallutuyle": Fen ve felsefenin saldırıları yüzünden insanlar üzerinde etkisi olacak olan materyalizmi susturmak için, yine bu iki unsuru susturmak, onun yaratılışı gösterdiğini ortaya koymak gerekmektedir.
    Üstat bu iki unsurda çalışmalar yapmakla beraber kastedilen manada tam bir susturmayla ortadan kaldıracak söz konusu bir durum oluşmamıştır.

    İkinci görevdeki yardımcıları

    "İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (ASM) ünvanı ile şeair-i İslamiye'yi ihya etmektir. Alem-i İslam'ın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı ilâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır." (Emirdağ Lahikası, 259)
    Üstad halife değildir; bu ünvanı kendisinden sonra gelecek olan Mehdi'nin alacağını açıkça belirtmiştir. Mehdi İslam birliğini kurarak; insanları maddi ve manevi tehlikelerden kurtaracaktır.
    "O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    Mehdi; İslam'ın hakim olmasına vesile olacak ve insanlar arasında din ahlakının yaşanmasını sağlayacaktır. Bunun için Mehdi büyük bir maddi güç kullanacaktır. Üstad'ın büyük maddi imkanları olamamıştır, ancak bu imkanların Mehdi'de toplanacağını belirtmiştir.
    "gayet büyük maddi bir kuvvet lazım": Üstad Mehdi'nin ikinci vazifesini yerine getirirken çok büyük maddi imkanlara sahip olarak bunu gerçekleştireceğinden bahsetmiştir. Üstadın ve talebelerinin büyük hizmetlerini yaparken çok kısıtlı imkanlar içinde hatta daha doğru bir ifadeyle büyük imkansızlıklar içinde mücadele ettikleri herkesin malumudur. Ayrıca Üstad'ın, bahsettiği şeriatı icra hususunda herhangi bir geniş kapsamlı çalışması olmamıştır. Bunu Mehdi'nin yerine getireceğini söylemiş ve Mehdi'nin bu görevi nasıl yerine getireceğini detaylarıyla tarif etmiştir.

    Üçüncü görevdeki yardımcıları

    "Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniye'nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı Muhammediye'nin (ASM) kanunları bir derece ta'tile uğramasiyle o zat, bütün ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve ittihad-ı İslâm'ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır." (Emirdağ Lahikası, 260)
    Mehdi döneminde; devir ve ortamın da değişmesiyle, insanların Kuran'ın hükümlerini uygulamada bir nevi gevşeklik gösterecekleri ve kusurları olacağı belirtilmiştir. Mehdi'ye İslam'ın hakimiyeti safhasında İslam alimleri ve sayıları milyonları bulan fedakar seyitler, Müslümanlar destek verecek ve tüm İslam birliğinin yardımlaşmasıyla, beraber hareket edeceklerdir. Üstad ehl-i imanın bu yardım ve dayanışmanın kendisi zamanında olmayacağını ancak Mehdi'nin bunları yapabileceğini söylemiştir.
    "İnkılâbat-ı zamaniye": Zamanın devrimleri, değişiklikleri günümüzde de devam etmektedir. Bu Bediüzzaman'la da son bulmamıştır. Halbuki Mehdi'nin gelişiyle zaman içinde oluşan bu değişim bir son bulacaktır.
    Bu gerçekleşirken de Mehdi'ye "bütün ehl-i imanın mânevi yardımları" olacağını söyleyen Üstad, ayrıca bu yardımla birlikte "bütün ulema ve evliyalar" ile "milyonlar fedakâr seyyidlerin" Mehdi'ye katılacağını belirtmiştir. Üstad'a ulemalar ve sayıları milyonları bulan seyitler topluluğu iltihak etmemiştir.
    Üstadın, bu şekilde "O vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır." dediği Mehdi'nin "bir" kişi olduğu da anlaşılmaktadır. Yoksa bir şahs-ı manevi değildir. Ya da birçok kişiden oluşmuş bir grup değildir; Mehdi bir kişidir.

    6. Bediüzzaman Hz. Mehdi'ye Zemin Hazırlamıştır.
    "O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162)
    Üstad burada, kendisinin büyük kumandan olarak tarif ettiği, beklenen Mehdi olmadığını ancak onun yardımcısı olduğunu, onun faaliyetlerine zemin hazırladığını hatırlatmıştır.
    "O ileride gelecek acib şahsın" ifadesiyle Bediüzzaman açık bir şekilde Mehdi'nin kendinden sonraki bir dönemde geleceğini haber vermiştir.
    "Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki; o zât, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar zulümatını dağıtacak." Ben, böyle bir nurun zuhurura çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz." (Sikke i Tasdik i Gaybi 189- Mektubat 34)
    Mehdi dinimizdeki yanlış ve batıl uygulamaları kaldıracak ve yaşadığı dönem İslam'ın baharı olacaktır. Dolayısıyla Üstad yaşadığı dönemi İslam'ın kışı olarak adlandırarak, yakın gelecekte, yani İslam'ın baharında gelecek Mehdi ve yardımcılarına çalışmalarıyla ancak zemin hazırladıklarını söylemiştir.
    7. Hz. Mehdi'yi Risale-i Nur ya da Müellifi Sanmak Hatadır.
    ".Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar Mecmuası, 201)
    Üstad Risalelerin bazı yakınları tarafından Mehdi olarak görüldüğünü ancak bunun bir hata olduğunu hatırlatmıştır. Üstad'ın ifadeleri bu konuda şüpheye ve tartışmaya mahâl vermeyecek kadar açıktır. Mehdi, net olarak "tek bir kişi" olarak anlatılmış, ayrıca yanındaki yardımcılarına kadar detay verilmiştir. Yani Mehdi bir topluluk veya Risale-i Nur değildir.
    Risalelerin müellifi olarak kendisinin de Mehdi olarak değerlendirilmesinin bir karıştırma ve bir hata olduğunu Bediüzzaman açıkça ifade etmektedir.
    Burada değinilmesi gereken bir husus da, gelecek Mehdi'nin diğer müceddidlerden daha düşük bir makamda olacağını zannedenler olabileceğidir; bu düşünce imtihanın sırrına muhaliftir. İslam'ın dünya hakimiyetine vesile olacak kişinin faaliyetleri daha değişik olacak ve çok daha büyük bir mücadele olacaktır. Daha küçük mücadele denmesi yanlış olur, çünkü ihlas ve sadakat ile yapılan bir mücadele vardır. Ve bu büyük mücadele için Allah Mehdi'yi görevlendirmiştir. Elbette ki mücadelesinin büyüklüğü oranında makamatı da büyük olacaktır. Ki dereceyi ancak Allah belirler. Hz. İsa, Mehdi'nin arkasında namaz kılacak, bu da göstermektedir ki Hristiyan-Müslüman ittifakı olacak. Hz. İsa ile beraber mücadele edecek kişi tabi ki Üstad'ın belirttiği gibi Büyük Mehdi olacaktır. Nitekim "ahir zamanda gelecek bir müceddid-i ekber" diyerek, Bediüzzaman, Mehdi için "en büyük müceddid" tabirini kullanmış, onun gelmiş geçmiş tüm müceddidlerin en büyüğü olduğunu vurgulamıştır.
    Bu durum Nur talebelerinin daha da şevklenmeleri, çalışmalarını ve dualarını artırmaları için bir vesiledir. Çünkü her halis Müslüman İslam'ın hakimiyetini büyük bir iştiyakla ister ve bekler. Nitekim Müslümanların böyle bir beklenti içinde olmaları gerektiğini Üstad bizzat ifade ederek, 1951'den 50 sene sonrası için müjde vererek ümidin ve şevkin kapısını sonuna kadar aralamıştır. Üstad ve Risale-i Nur külliyatı, Üstad'ın detaylı anlattığı "gelecek Büyük Mehdi" nin hem bir işareti hem de en önemli zemin hazırlayıcısıdır.
    "Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur'dan istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır; fakat Nur'un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir". (Tılsımlar Mecmuası, 168)
    Mehdi'nin çok açıkça görülen ve tüm insanlar tarafından bilinen işaretleri vardır: Halife olması ve İslam'ı dünyaya hakim din kılması. Her ne kadar Mehdi'nin önemli bir vazifesi olan iman hakikatlerini anlatma hususu kendisinde ve eserlerinde tecelli etmiş ise de, Üstad, talebelerinin sadece bu yönde bir değerlendirme yaptığını ve Mehdi'nin diğer iki büyük vazifesi olan hilafet ve dini ihya etmesinin kendisinde görünmediği hususunu dikkate almadıklarını söylemiştir. Üstad, Mehdi'nin Risale-i Nur olmadığını, ancak bu bakış açısının, Risalelerden istifade etme yönünden zararsız olduğunu, ancak bu fikrin, siyasilerin ve daha birçok kişinin saldırılarına ve eleştirilerine maruz kalabileceğini hatırlatarak uyarmıştır.
    8. Her Yüz Senede Bir Müceddid Gönderilir.
    "Ashâb-ı Kütüb-i Sitte'den İmam-ı Hâkim'in "Müstedrek"inde ve Ebu Dâvud'un "Kitab-ı Sünen"inde, Beyhaki "Şuab-ı İman"da tahriç buyurdular: "Her yüz senede bir, Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." hadis-i şerifine mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlâna eş şehir kutbü'l ârifin, gavsü'l vâsilin, varis-i Muhammedi, kâmilü't tarikatü'l âliyye ve-l müceddidiyye Halidi Zülcenaheyn Kuddise sirruhu." (Barla Lahikası, 119)
    Her yüzyıl başında bir müceddid (dini canlandıran, yenileyen) gönderileceğini Resulullah (SAV) Efendimiz hadisleriyle müjdelemektedir. Hicri 1400 senesinde (1979-1980) yani 14. asrın başında da hadisin haber verdiği gibi bir müceddidin gönderilmesi gerekmektedir. Bu da hadislerin ve alimlerin izahlarına göre, İslam aleminin 1400 senedir beklediği Mehdi'dir.

    9. Mevlana Halid 12. Yüzyılın Müceddididir.
    Baştaki hadis-i şerifin "her yüz sene başında dini tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor" müjdesinin ihbarına muvâzi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl i hakikatin tasdikiyle-1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir. (Barla Lahikası, 120)
    Risale-i Nurlar'ın Müellifi 13. Yüzyılın Müceddididir.
    "Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş. Kanaat verir ki-nass ı hadis ile-Risale-i Nur tecdid i din hususunda bir müceddid hükmündedir." (Barla Lahikası, 121)
    Üstad hicri 1200 yılında Mevlana Halid'in müceddid olduğunu, yüz sene sonra Risale-i Nur'un aynı vazifeyi yaptığını belirtmiş. Dolayısıyla bir yüz yıl sonraki müceddidin, yani 1400'lü yıllarda Mehdi'nin geleceğini anlıyoruz.
    10. Hz. Mehdi de Müceddiddir.
    "Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (ASM) muhafaza etmiş. Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411-412)
    En büyük bir müçtehid: İhtiyaç hasıl olduğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderi.
    Hem en büyük bir müceddid: Dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah etmek üzere gönderilen büyük alim ve Peygamberimizin (SAV) varisi olan zat.
    Hem Hakim: Haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, devleti idare eden.
    Hem Mehdi: Hidayete vesile olan.
    Hem Mürşid: Doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran.
    Hem Kutb-u azam: Müslümanların kendisine bağlandığı, zamanın en büyük yol göstericisi
    O Zat ehl-i Beyt-i Nebevi'den: Peygamberimizin (SAV) soyundan olacaktır.
    Bediüzzaman, ahir zamanın en büyük karışıklığı zamanında Peygamber Efendimizin (SAV) soyundan, karışıklığı dağıtacak tek bir şahsın, nurani bir şahsın İslam alemindeki karanlığı dağıtacağını bildiriyor ve bunun kıştan sonra baharın gelmesi gibi adetullaha uygun olduğunu belirtiyor.
    "Hz. Mehdi ile de alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir.": Mehdi İslam Dünyası'nın üzerindeki zulmü kaldıracaktır. Üstad döneminde bu zulüm devam etmekteydi; komünizm dahi yıkılmamış durumdaydı. Ki Müslümanlara yapılan bu zulüm tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmekteydi. Çok yakın tarihe kadar, işte Bosna'da kıyılan Müslüman canları, Keşmir'de aynı zulüm, Endonezya'da, Çeçenistan'da, Filistin'de kararan hayatlar ve daha birçok yerde Müslümanların en temel haklarının bile elinden alındığı İslam aleminin üzerindeki karanlık. Henüz içinde bulunduğumuz şu dönemlerde Müslümanlar için ümit ışıkları daha yeni yeni yanmaya başlamış durumdadır. Bunu tam olarak aydınlatacak zatın ise Mehdi olacağını Üstad bu şekilde belirtmiştir.
    Ayrıca, Üstad Mehdi'nin en büyük müceddid olduğunu söyleyerek onun tüm mezheplerin üstünde olacağını ifade etmiştir. Bediüzzaman ise bilindiği gibi Şafi mezhebindendi.
    Üstad Mehdi için "en büyük müceddid ve en büyük müçtehid" sıfatlarını kullanmaktadır.
    "müceddit" bilindiği gibi,dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah eden,"müçtehid" de ihtiyaç hasıl olduğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıfta ki büyük zatlar, İslam toplumlarına örnek olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep önderleri" olmuşlardır; Müslümanlarda onlara uymuşlardır.
    İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehli sünnet onların verdiği hükümlerle amel eder. Bediüzzaman.bu "müçtehid ve müceddit"lerin en büyüklerinin ise Hz.Mehdi olacağını ifade etmiştir. Bu da Mehdinin içtihat etme ve hüküm vermeye en selahiyetli kişi olarak, kendisinin de bir "mezhep sahibi" olacağını göstermektedir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. Bediüzzaman Said Nursi bilindiği üzere Şafi Mezhebindendir. Bir mezhep sahibi değildir ve bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuştur. Mehdi ise kendi mezhebinin sahibi olacaktır.
    Bediüzzaman, Mehdi için "Hakim" sıfatını da kullanmaktadır. Hakim, haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, devleti idare eden anlamındadır. Mehdi, üstadın da ifade ettiği gibi hakim olacaktır; yani hükmeden ve adaleti sağlayan mekanizmanın başı olacaktır. Said Nursi, hayatının 28 yılını mahkum olarak büyük fedakarlıklarla geçirmiş, ancak hakim konumda olmamıştır.

    11. Hz. Mehdi 14. Yüzyılın Müceddididir.
    "Şimdi İslamlar içinde Nur-u Kuran'a muhalif haletlerin ekserisi o su-i kasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin vahim neticeleridir. Eğer şeddeli (mim) dahi şeddeli "lamlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört eder. O tarihe Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye'nin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç muharebe-i meş'umesiyle alem-i İslam'ın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in-Nur şakirdleri yerine Mevlana Halid'in (KS) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu ayet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor.
    Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve (mim) ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir." (Birinci Şua, 85)
    Bediüzzaman, yukarıda bahsettiğimiz, İslam aleminin üzerindeki zulüm ortamının kendisinden "bir asır sonra" ancak Mehdi ile dağıtılacağını söylemiştir. Üstad açık bir tarih vermiştir. Kendisinden bir sonraki yüzyılda Mehdi'nin talebeleriyle birlikte yapacağı çalışmalarla, Müslümanlar büyük sıkıntılardan kurtulup feraha kavuşacaklardır.
    Burada "Mehdi'nin Şakirdleri" tabiri, tevile açık olmamakla birlikte, Mehdi'nin daha önce gelip de, kendisinden yüz yıl sonraki talebelerinin başarıya ulaşacağı şeklinde bir zan, Mehdi'yi takdir edememiş olmanın yanında mantıksızdır da. Mehdi gibi en büyük bir müceddidin, bir kutbun, bir mürşidin yapamadığını(!), yüzyıl sonraki talebelerinin yapacağını düşünmek, mantık, akıl ve adetullah dışıdır. Allah başarıyı ve zaferi yani karanlığı dağıtmayı Mehdi'ye nasip edecektir. O zat onun için Mehdidir.

    12. Hz. Mehdi Kendinden Önceki Müceddidlerden Farklıdır.
    "Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası, 260)
    Mehdi'nin Büyük Mehdi ünvanı alması Allah'ın izniyle ancak üç vazifeyi yapmasıyla anlaşılır. Bu üç vazifeyi, Mevlana Halid ve Üstad yapmamıştır. Bu üç vazifeden ancak birisini yerine getirmişlerdir. O da "herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması" şeklindedir. Yani iman hakikatlerini yayma görevini de ancak bir yönüyle yapabilmişlerdir. Demek ki Mehdi iman hakikatlerini anlatmayı ve imanı yaymayı da çok kapsamlı bir şekilde yapacaktır. Şimdiye kadar benzeri görülmemiş şekilde ve güçte olacaktır, ki bu, kitleleri imana getirecek, batıl cephesinin o güne kadarki hakimiyetini de sona erdirecektir. Bediüzzaman'ın bu 'bir yönüyle' izahı, yani bir alimin veya müceddidin üç vazifeden birini bir yönüyle yapmasının, onun Mehdi olduğunu göstermeyeceğini izah etmektedir. Üç vazifenin de icra edilmesi Üstad'ın da belirttiği gibi kendisinden bir sonra gelecek olan büyük Mehdi vesilesiyledir.
    "Ayrıca hem iki Deccal'in sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde, mutlak gelen rivayetlerde iltibas oluyor, biri öteki zannedilir. Hem "büyük Mehdi"nin halleri sabık Mehdilere işaret eden rivayetlere mutabık çıkmıyor, hadis-i müteşabih hükmüne geçer." (Şualar 582)
    Hadislerin anlatımında deccallerin icraatlarının birbirlerine benzediğini anlatan Üstad, birisinin diğeri zannedilebildiğini söylüyor. Her deccalin faaliyetleri birbirine yakın. Ancak aynı hadislerde, Büyük Mehdi'nin yaptıklarının, diğer Mehdi'lerden, -ki buradaki 'Mehdi'lerden' kelimesi 'müceddidlerden' anlamında kullanılmıştır- çok farklı olduğunu belirtiyor Bediüzzaman.
    "Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (ASM) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir." (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)
    Bu üç vazifenin aynı anda icra edilmesi Mehdi ve cemaatine mahsustur.
    "bu zamanda" ifadesi ile Üstad kendi yaşadığı dönemde Mehdi'nin üç vazifesini birden ifa edebilecek bir şahıs ve bir cemaat görülmediğini ifade etmiştir.
    "Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.
    Allahu a'lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi al-i beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış." Her ne ise.
    Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'aniyenin mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden a-li beyt, elbette ahirzamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (ASM) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır." (Şualar, 456)
    Şeriat-ı Muhammediyye: Peygamber Efendimizin şeriatı, halifelik
    Şeriat: Kur'an-ı Kerim'in tarif ettiği ve bildirdiği yol
    Hakikat-ı Furkaniye: Kur'an-ı Kerim'in esası ve mahiyeti
    Sünnet-i Ahmediyyeyi: Peygamberimiz (SAV)
    İhya: Yeniden canlandırma
    İlan: Herkese duyurma
    İcra: Tatbik etme.
    Bediüzzaman, her asırda Müslümanların ümitsizlik içine düştükleri sırada, manevi kuvvetlerini desteklemek, şevklerini ve mücahede güçlerini arttırmak için bir nevi Mehdi manasında (müceddid) gönderildiğini ve bu şahısların, ahir zamanda gelmesi beklenen Büyük Mehdi'nin vazifelerinden sadece bir kısmını bir yönüyle yaptıklarını belirtiyor.
    Ahir zamanda beklenen Büyük Mehdi'nin de çıktığı zaman Peygamber Efendimizin dönemindeki İslam'ın gerçek yaşantısını halife olarak tatbik edeceğini, Kur'an-ı Kerim'in, imanın esasını tebliğ edip ümmetin imanını güçlendireceğini, bunları bütün dünyaya açıkça göstereceğini ve herkese duyuracağını bildiriyor.

    13. Hz. Mehdi Hristiyan Alemiyle İttifak Edecektir.
    O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye'yi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    "İsevi ruhanileriyle ittifak edip": Büyük Mehdi'nin 3. vazifesi olan Hristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesilesiyle İslam'a hizmet etmesi Üstad'ın yaşadığı dönemde oluşmamıştır.
    Üstad, dikkat edilirse Hristiyan tabirini kullanmamakta ve "İsevi" demektedir. Çünkü Mehdi'nin ittifak yapacağı ruhaniler, muhtemelen şu andaki Hristiyanlardan farklı olacak. Üçleme yaparak, bu şekilde şirk koşanlardan değil, Hz. İsa'yı sadece Allah'ın kulu ve Peygamberi olarak görecek olan, yani gerçek anlamda Hz. İsa'nın takipçileri olacak bir kısım saf, şirk içinde olmayan Hristiyanlar kastedilmiş olabilir. Böyle bir cemaate ne Üstad zamanında ne de günümüzde henüz rastlanmamıştır. Ayrıca İslam ve Hristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak da o dönemde gerçekleşmemiştir.
    14. Hz. İsa Cismen Göğe Alınmıştır.
    "Hz. İdris ve İsa'nın tabaka-i hayatları (şu anki yaşamları) beşeriyet levazımatından tecerrüd ile melek hayatı gibi bir hayata girerek nurani bir letafet kesbeder. Adeta bedeni misali letafetinde ve cesed-i necmi nuraniyetinde olan cism-i dünyevileriyle semavatta bulunurlar." (Mektubat 6)

    15. Hz. İsa Yeryüzüne İnecektir.
    "Evet, hadis-i serifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla beraber; mânâ-yı işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da mu'cizane işaret ediyor." (Kastamonu Lahikası, 50)
    "Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla beraber" Üstad Hz. İsa'nın dünyevi cismiyle yani vücuduyla dünyaya tekrar döneceğinin tabire, tevile mahal vermeyecek şekilde kesin bir gerçek olduğunu ifade etmiştir.

    16. Hz. İsa Yeryüzüne Cismen İnecektir.
    "İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (AS)'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyenin semasından nuzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-ı İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir. Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va'detmiş elbette yapacaktır." (Mektubat, 53-54)
    "hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak": Bediüzzaman Said Nursi'nin izahlarından Hz. İsa'nın nuzulüyle birlikte, Hristiyanlığa sonradan sokulan bazı inanç ve uygulamaların sona ereceği, hurafelerden arınarak, vahyedildiği gibi saf, gerçek haline döneceği anlaşılmaktadır. İki bin yıldan beri var olan Hristiyanlıkta henüz böyle bir değişimin düşüncesi dahi ortaya atılmış değildir; zaten bunu tek gerçekleştirebilecek olan da Hz. İsa'dır.
    Böyle bir değişim de bugüne kadar gerçekleşmemiş, Hz. İsa da daha nuzul etmemiş ve beklenmektedir. Mehdi ile de ittifak edeceğine göre, Mehdi de gelip geçmemiştir, beklenmektedir.
    "hakaik-ı İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir": Hristiyanlığın saflaşarak vahyedildiği özüne dönüşünden sonra, zaten indiği zaman hak din olan aslına bürününce, onu kapsayan ve son hak din ve Allah katında tek geçerli din olan İslam'ın gerçekleriyle birleşerek, İslam'a dönüşüme başlayacaktır.
    "Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak.": Hristiyanlığın Hz. İsa ile başlayacak olan bu dönüşümü, son kitap olan ve herkesin uymakla mükellef olduğu Kuran'a tabi olmakla neticelenecek. Hz. İsa'nın şahsı ve ona tabi olan Hristiyanlık İslam'a tabi olacak. Bu büyük değişim herkesin yaşayacağı ve şahit olacağı bir konu olarak dünyanın belki de uzun süre bir numaralı gündemi olacağı için, heyecan yaratan ve büyük yankılar uyandıracak gelişmeler olacaktır. Bu gelişmelerin henüz yaşanmadığı ise dünyadaki herkesin malumudur.
    "Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak": Böylesine muazzam bir ittifakın, hak dini olduğundan çok daha güçlü bir konuma getireceği aşikardır. Mehdi'nin İslam dünyasında materyalizmi hayatın akışından çıkartması gibi, Avrupa, Amerika ve diğer Hristiyan devletlerde ise materyalizmin hayat felsefesi olmaktan çıkmasının Hz. İsa ile gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. İnsanları hayatın gerçek amacından tamamen uzaklaştıran, bencil ve sevgisiz kılan materyalist felsefe ve onun neticesi olan dinsizliğin dünya üzerindeki genel etkileri iki dinin birleşmesi neticesinde sona erecektir.
    ".cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini." İki dinin ittifakı ve Hristiyanların Kuran'a tabi olması ile dünyada nüfus çoğunluğuna sahip olacak iki din, tek bir ses, tek bir vücut gibi olacağından, ortada bir hak din ve bir de mağlup durumdaki dinsizlik cephesi kalmış olacak. Hak dinin başında da doğal olarak Peygamber Hz. İsa olacak. Üstadın hadisler kaynaklı izah ettiği tüm bu gelişmeler, şüphesiz ki dünyanın çehresini değiştirecek, insanların yaşamlarını etkileyecek ve toplumların ahlaki ve insani yapılarını, düzenlerini olumlu yönde değiştirecektir.
    Böylesine geniş çaplı gelişmeler elbetteki bütün dünyanın gözleri önünde cereyan edecektir. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla herkesin anında haberdar olacağı ve yaşayacağı bu büyük değişim, ne Bediüzzaman'ın devrinde ne de bir başka zaman diliminde yaşanmamıştır. Mehdi döneminin başlatacağı bu gelişmeler önümüzdeki yakın zaman diliminde yaşanacağı açık olan olaylardır.
    17. Hz. İsa Geldiğinde İmanın Nuru ile Tanınır.
    "Hz. İsa (AS) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)
    "İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal'in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir." (Şualar, 495)
    "Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s. 487)
    Hz. İsa geldiği zaman, onu herkesin tanıyamayacağını söyleyen Bediüzzaman, ona yakın bazı kişilerin ancak imanın nuru ile onu tanıyabileceklerini ifade etmiştir. Bu da dünya hayatının imtihanın sırrı olması itibariyle böyledir. Bazı insanların yanılarak beklediği şekilde, yani adeta gökten herkesin göreceği şekilde inerek, uçarak vb. şekilde gelişi söz konusu değildir, çünkü bu adetullaha ve imtihan sırrına aykırıdır. Bu nedenle Hz. İsa gibi yaratılışı ve hayatı mucizelerle dolu bir Peygamberi dahi insanlar tanıyamayacaklardır. Önceleri, sadece gerçek imanlı ve ihlaslı az bir kitle, onu imani çalışmalarından, halinden ve kendisini beklediklerinden dolayı tanıyacaklardır.
    Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.
    Örneğin Mehdi'nin çıkacağı yer, zaman, etrafındakiler ve yapacağı işler gibi, tanınmasını oldukça belirginleştiren bilgiler hadislerde anlatılmasına rağmen, hatta fiziksel birçok belirleyici özelliğinin bildirilmesine ve kişinin tam teşhis edilebileceği gibi olmasına rağmen yine de uzun süre tanınamayacaktır.
    "çok az ve küçük olması": Hz. İsa'yı tanıyacak kişiler ona tabi olan yakın bir Hristiyan grup olmakla birlikte, O'nu bekleyen Müslümanların başı olan Mehdi ve yakınları tarafından da tanınacaktır. Hz. İsa dünyaya geldiği zaman onu tanıyacak yakınları nasıl az bir topluluk olacaksa, Mehdi geldiği zaman da onu tanıyacak yakınları çok az olacaktır. Üstadın burada bu topluluğun hem fert olarak sayılarının çok az olacağı, hem de yaşadıkları ülkenin kurumsal yapılanmasının içinde çok küçük kalacaklarına dikkat çekmiştir.
    "cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin" vasıflarıyla tarif ettiği bu topluluğu Bediüzzaman, 3 önemli belirleyici özelliğiyle zikretmiştir.
    "Cemaat" olmaları, Mehdi ve yardımcılarının da bir özelliği olacak. Bu onların bir tarikat olmadığını, bir şahs-ı manevi olmadığını da işaret etmesi açısından önemlidir.
    "Ruhani" olduklarını da belirtirken Üstad, bu cemaatte olanların, taklidi bir imana sahip olmadıklarına ve zahiri olmadıklarına, bilakis olayların batınını görüp yaşayabilen Batıni bir cemaat olduklarına da işaret etmiştir.
    "mücahidin" ifadesi de o cemaatin belki de en belirgin özelliği olan cihat yani tebliğ cemaati olduklarını göstermektedir.

    18. Hz. İsa Hz. Mehdi'ye Tabi Olur.
    "Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)
    "din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek": Hz. İsa'nın tekrar dünyaya döndüğünde tabi olacağı Allah'ın hükümlerini içeren kitap Kuran olduğundan, Hz. İsa bozulmuş Hristiyanlığın gerçeğini ortaya çıkararak, İslam'ın gerçekleriyle birleştirecek.
    "o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek": Hristiyanlığın Hz. İsa'ya vahyolduğu şekli İslamiyet ile birleşerek geniş anlamda güç bulunca, İslam dünyasının dışında kalan ve Hristiyanlığın yaygın olduğu bölgelerde hakim ideoloji olan materyalizmi fikren mağlup edecekler ve materyalizmin insanların üzerindeki etkisini dağıtacaklar.
    "hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine": İki dinin birleşmesinin İslamiyet üzerine olacağını hadislerle izah eden Bediüzzaman, Kuran'ın tabi olunan kitap olacağını, onun hükümlerinin geçerli ve hakim olacağını bildirmiştir. Böylesine büyük gelişmeler Üstad'ın döneminde de, henüz de yaşanmamıştır.
    Peygamber Efendimizin (SAV) hadislerinde işaret edilen alametlerin gerçekleşiyor olması, Bediüzzaman'ın izahlarında gözüktüğü gibi hicri 14. asırda, yani içinde bulunduğumuz yüzyılda, Hz. Mehdi'nin önderliğinde İslam'ın dünyaya hakim olac
    Konu love_62127 tarafından (07-29-2012 Saat 22:09 ) değiştirilmiştir.

  8. #28
    Status : love_62127 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2012
    Mesajlar: 77
    love_62127 seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0



    Bazı kimseler tarafından öne sürülen Hz. Mehdi (as) ile ilgili hadisler zayıftır iddiası kesinlikle doğru değildir ve İslam’da bir fitnedir. Mehdiliğe karşı olan bazı kimseler “Mehdiyetle ilgili hadisler Buhari’de, Müslim’de kısmen geçer, İbni Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud ve Tirmizi’de de biraz vardır” diyerek bu konuyu kendilerince zayıflatıp, sessizce ortadan kaldırmayı düşünüyorlar. Kendi akıllarınca bu hadislerin hiçbir değeri yoktur anlamına getirmeye çalışıyorlar. Bu çok samimiyetsiz ve geçersiz bir tavırdır.
    Hz. İsa (as)’ın ineceği ile ilgili hadisler sahih ve mütevatir hadislerdir.
    Sahih-i Buhari ve Müslim’de, Ahir Zaman’da Hz. İsa (as) geldiğinde Müslümanların başında imamları yani Hz. Mehdi (as)’ın olacağı bildirilmektedir. Hz. İsa (as)’ın ineceği, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağı açıkça ifade edilmektedir. Farz edelim hadislerde Hz. Mehdi (as) ile ilgili bir bahis olmasa bile Hz. İsa (as) vasıtasıyla İslam’ın dünyaya hakim olacağı mütevatir hadislerle ve Kuran’ın üç ayetiyle sabittir. Fakat burada çok önemli bir konu vardır: Hz. Mehdi (as) ile ilgili hadislerde belirtilen olaylar aynısıyla gerçekleştiyse (ki Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği 100′lerce alamet Hicri 1400 başından itibaren arka arkaya gerçekleşmiştir), artık o hadisler için sahih mi, mevzu mu diye bir tartışma sözkonusu olamaz. Gerçekleşen hadislerin sahih olduğu anlaşılmış olur ve tahakkuk ettiği için mütevatir hadisten daha güçlü hale gelir.
    Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as ile ilgili hadisler
    Ebu Hureyre (ra)’dan rivayete göre Resulullah (sav): “İbni Meryem gökten sizin yanınıza indiği zaman devlet reisiniz (Hz. Mehdi (as)) kendinizden, namazda imamınız olduğu (İsa da imamınıza iktida ettiği) halde bakalım nasıl olursunuz?” buyurmuştur.” (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Hadis No: 1406, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1986, c. 9, s. 182)
    … Nihayet Meryem oğlu İsa Müslümanların (manevi) emiri (Hz. Mehdi (as)) ona: Gel bize namaz kıldır, der. Bunun üzerine Hz. İsa (as): “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirlersiniz”, der. (Hz. Mehdi (as)’ı imamlığa geçirir) (Sahih-i Müslim, c. 1, s. 209)
    Abdullah b Mes’ûd (ra)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ehli beytimden ismi ismime benzeyen bir kişi (Hz. Mehdi (as)) Arapların başına geçip idarelerini eline alıncaya kadar dünyanın sonu gelmeyecektir” (Ebû Dâvûd, Mehdi, 7)
    “Dünyanın bir günlük ömrü kalmış olsa bile o kimsenin (Hz. Mehdi (as)) başa geçmesi için Allah o günü uzatır” (Ebû Dâvûd, Mehdî: 7)
    Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki, Meryem’in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O, Haç’ı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracak; mal çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir. (Sünen-i Tirmizi, 4/93)
    Onunla (İsa ile) benim aramda hiçbir peygamber yoktur. O şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın! O, orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir. Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak. Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır. İnsanlarla İslam için mücadele edecektir, deccali etkisiz hale getirecektir. Sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacak. Sonra ölecek ve namazını Müslümanlar kılacaklardır. (Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5. cilt, s. 380)
    Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır, mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır. (Sahih-i Müslim, 6/532)
    İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O, haçı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır. Mal da o kadar çoğalacaktır ki hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. (Sünen-i İbni Mace, 10/340)
    …Ümmü seleme (ra) şöyle demiştir: Resulullah (sav)’i şöyle buyururken işittim: “Mehdi benim ailemden, Fatıma’nın oğullarındandır.” (Sünen-i Ebu Davud, Cilt No. 14, Sayfa No. 402, 4284)
    Ali (b. Ebi Talib) (ra)’dan; Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile, Allah (c.c.) benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı (Hz. Mehdi (as)’ı) gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle dolduracaktır. (SÜNEN-İ EBU DAVUD, Cilt No. 14, Sayfa No. 402, 4283)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok



SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.