Günde 40 kere töğbe etmek buda
bir zikirdir u tealadan af istemi
anlamına gelir kul günde 40 sefer
bu zikirle yani estağfurullahla tan
hataları hususunda merhamet dilerse
cezalardan kurtulması umut edilir buhari

100 suban çekmekte bir
zikirdir tirmizi

100 leila heill çekmekte
bir zikirdir. tirmizi

Lahavle vela kuvvete illabillahil aliyyul azim
demekte bir zikirdir

hasbinu veliyvel vekil demekte bir zikirdir

birahmetike ya errahmanirrahim demekte bir
zikirdir

3 kez gökyüzüne başını kaldırıp ya hay ya kayyum
demekte bir zikirdir

Allahu tealaya yalvarıp yakarırken ondan cennetlerin
en yükseği olan firdevsi isteyiniz buhari sanırım firdevs
cennetlerin en yükseği altıncı derecesi oluyormuş antoloji
alıntı bir Arkadaşın sayfasında okumuştum

sırat belasından hafif cezadan kabir azabından sana
sığınırım deyiniz bunlar zikirlerinize şekil veren kavramlardandır

hafif bir dua ilave edilir yarabbi ibrahim ailesine onun ahalini
verdiğin niğmetleri peygamber efendimizin ahaline ve tabiine
nasip edip verdiğin gibi bizlerede nasip eyle ver denilir
hörmetlerimle

Zikirlerde ölçüler belirtilmemiştir
milyon sevaplar bile hatta milyon
milyon sevaplar bile hatta milyar
milyar sevaplar hatta tirilyon tirilyon
sevaplar zikirler ve çalışmalarla
kazanılabilir yazdıklarım. tirmizi
hadisinden alınmıştır
Sünnet Olan Dua ve Zikirler (RİYAZÜS SALİHİN)

1411. Ebû Hüreyre radıyu anhden rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dile hafif, mîzana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır: Sübhâni ve bi–hamdihî sübhâni’l–azîm: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim”<2>

1412. Yine Ebû Hüreyre radıyu anhden rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illü vallâhü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.”<3>

1413. Yine Ebû Hüreyre radıyu anh Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi:

“Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe illü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur”. Resûl–i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi–hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.”<4>

1414. Ebû Eyyûb el–Ensârî radıyu anhden rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kimse on defa, lâ ilâhe illü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.”<5>

1415. Ebû Zer radıyu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallu aleyhi ve sellem bana:

“Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhâni ve bi–hamdihî demektir”, buyurdu.<6>

1416. Ebû Mâlik el–Eş’arî radıyu anhden rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Temizlik imanın yarısıdır. el–Hamdü lillâh duası mizanı, sübhâni ve’l–hamdü lillâhi zikri ise yer ile göklerin arasını sevap ile doldurur.”<7>

* Elhamdülillah: Tüm eksiksiz övgüler sadece Allaha mahsustur.

Sübhanellahi velhamdü lillahi: Ben Allahı noksan sıfatlarda uzak bilir ve tüm eksiksiz övgülerin ona ait olduğunu kabul ederim. <8>

1417. Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyu anh şöyle dedi:

Bir bedevî Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’e gelerek:

– Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi.

Resûl–i Ekrem ona şu zikri okumasını tavsiye etti:

– “Lâ ilâhe illü vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l–hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l–âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l–Azîzi’l–Hakîm: Tek olan Allah’tan başka ilâh ve O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”

Bedevî:

– Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi.

Resûl–i Ekrem:

– “Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî: Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver, de” buyurdu.<9>

1418. Sevbân radıyu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s–selâm ve minke’s–selâm tebârekte yâ ze’l–celâli ve’l–ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi.

Hadisin râvilerinden biri olan Evzâî’ye:

– İstiğfâr nasıl yapılır? diye sorulunca:

– Estağfirullah, estağfirullah demektir, dedi.<10>

1419. Muğîre İbni Şu‘be radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca şu duayı okurdu:

“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül–mülkü ve lehül–hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr. Allâhümme lâ mâni‘a li–mâ a‘tayte ve lâ mu‘tıye li–mâ mena‘te velâ yenfeu ze’l–ceddi minke’l–ceddü: Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Allahım! Senin verdiğine engel olacak, vermediğini de verecek bir kimse yoktur. Senin lutfun olmadan hiçbir zengine serveti fayda vermez.”<11>

* Peygamberimiz (s.a.v.) namazlardan sonra selam verir vermez değişik dualar okurlardı. Bu hadisteki bunlardan biridir. Yapılacak dualar farz namazdan sonra yapılır. Tesbih çekme işi de yine farz namazı kılınca yapılır. Bazı rivayetlerde her namazın arkasında bu sözleri söylerdi şeklinde geçer ki, bir sonraki hadis bunlardandır. Fakat tesbihat ve genellikle yapılan dualar farzdan sonra yapılmalıdır. Rasûlullahın tatbikatı ve emri böyledir. <12>

1420. Abdullah İbni’z–Zübeyr radıyu anh namazdan sonra selâm verince her defasında şöyle derdi:

“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül–mülkü ve lehül–hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr; lâ havle velâ kuvvete illâ billâh; lâ ilâhe illu velâ na‘büdü illâ iyyâh; lehü’n–ni‘metü ve lehü’l–fazlu ve lehü’s–senâü’l–hasen; lâ ilâhe illu muhlisîne lehü’d–dîne velev kerihe’l–kâfirûn: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir. Allah’tan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Biz yalnız O’na ibadet ederiz. Sahip olduğumuz nimet ve lutuf O’nundur. En güzel medh ü senâ O’na yakışır. Kâfirler hoşlanmasa bile, bütün samimiyetimizle, Allah’tan başka ilâh yoktur, deriz”.

Abdullah İbni’z–Zübeyr, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’in her namazdan sonra bu sözlerle zikrettiğini söyledi.<13>

1421. Ebû Hüreyre radıyu anhden rivayet edildiğine göre Mekkeden Medineye hicret eden müslümanların fakirleri Resûlullah sallu aleyhi ve selleme gelerek şöyle dediler:

– Varlıklı müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.

Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:

– Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... vereyim mi? diye sordu.

– Evet, söyle yâ Resûl! dediler.

Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”

Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:

“Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhân, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz.<14>

Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallu aleyhi ve selleme tekrar gelerek:

– Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar, dediler.

Bunun üzerine Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– Ne yapalım! Artık bu Allahın bir lutfudur, Allah lutfunu dilediğine verir.<15>

1422. Yine Ebû Hüreyre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhân, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter” derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”<16>

1423. Kâ‘b İbni Ucre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan –veya bunları yapan– kimse hiçbir zaman zarara uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhân, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir.”<17>

1424. Sa‘d İbni Ebû Vakkas radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem namazlardan sonra şu duayı okuyarak Allah’a sığınırdı:

“Allâhümme innî eûzü bike mine’l–cübni ve’l–buhl, ve eûzü bike min en uredde ilâ erzeli’l–ömr, ve eûzü bike min fitneti’d–dünyâ, ve eûzü bike min fitneti’l–kabr: Allahım! Korkaklıktan, cimrilikten sana sığınırım. Erzel–i ömürden sana sığınırım. Dünya fitnesinden sana sığınırım. Kabir fitnesinden sana sığınırım.”<18>

1425. Muâz radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem onun elinden tuttu ve:

“Muâz! Vi seni gerçekten seviyorum” buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik: Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle! ”<19>

* 384 numaralı hadiste yaptığı tavsiyeyi burada bizzat uyguladığını görmekteyiz. Sıcak ve samimi dostluğun görüntüleri şunlardır: Elinden tutmak, ismiyle hitap etmek ve yemin ederek sevdiğini söylemek. Bu samimiyetten sonra Allah Rasulü bir de dua öğretiyor. Bu duayı her namazdan sonra okumak uygun olur. <20>

1426. Ebû Hüreyre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l–kabr ve min fitneti’l–mahyâ ve’l–memât ve min şerri fitneti’l–mesîhi’d–deccâl: Allahım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, kör deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.”<21>

1427. Ali radıyu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallu aleyhi ve sellem namazda, teşehhüd ile selâm arasında yaptığı duayı şöyle diyerek bitirirdi:

“Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ ahhartü, vemâ esrartü vemâ a‘lentü, vemâ esraftü, vemâ ente a‘lemü bihî minnî, ente’l–mukaddimü ve ente’l–muahhir, lâ ilâhe illâ ente: Allahım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senden başka ilâh yoktur.”<22>

1428. Âişe radıyu anhâ şöyle dedi:

Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem rükû ve secdede şu duayı çok okurdu:

“Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi–hamdik. Allâhümm’ağfir lî: Allahım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Allahım! Beni bağışla.”<23>

1429. Yine Âişe radıyu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem rükû ve secdede iken:

“Sübbûhün kuddûsün Rabbü’l–melâiketi ve’r–rûh: Allahım! Sen ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tamamıyla münezzehsin. Sen bütün kusurlardan ve noksanlardan tamamıyla arınmışsın, mukaddessin. Sen meleklerin ve Rûh’un Rabbisin” derdi.<24>

1430. İbni Abbas radıyu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz. Secdede ise dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma şansı daha fazladır.”<25>

1431. Ebû Hüreyre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın! ”<26>

1432. Yine Ebû Hüreyre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem secdede şöyle dua ederdi:

“Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû: Allahım! Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana bağışla! ”<27>

1433. Âişe radıyu anhâ şöyle dedi:

Bir gece Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem’in yanımda olmadığını farkettim, karanlıkta el yordamıyla bakınmaya çalıştım. Bir de baktım ki, rükûda –veya secde halinde–:

“Sübhâneke ve bi–hamdik, lâ ilâhe illâ ente: Ben seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Senden başka ibadete lâyık ilâh yoktur” diye zikrediyor.<28>

Diğer bir rivayete göre şöyle dedi:

(Onu araştırırken) elim ayağının tabanına temas etti. Secde vaziyetinde iki ayağını da dikmiş şöyle diyordu:

“Allâhümme innî eûzü bi–rızâke min sahatik, ve bi–muâfâtike min ukûbetik, ve eûzü bike minke, lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike: Allahım! Senin gazabından rızâna, azâbından affına sığınırım. Ben senden sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen kendini nasıl medh ü senâ etmişsen öylesin.”<29>

1434. Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyorduk. Bize:

– “Sizden biri her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir? ” diye sordu. Yanında oturanlardan biri:

– Bir kimse her gün bin sevabı nasıl kazanır? diye sordu. Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:

– “Yüz defa sübhân der, ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır.”<30>

1435. Ebû Zer radıyu anhden rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe ill demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini tutar.<31>

1436. Mü’minlerin annesi Cüveyriye Binti’l–Hâris radıyu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, Hazret–i Cüveyriye namaz kıldığı yerde oturmakta iken erkenden evden çıktı. Kuşluk vakti tekrar eve döndü. Cüveyriye radıyu anhâ’nın hâlâ yerinde oturmakta olduğunu görünce:

– “Yanından ayrıldığımdan beri hep burada oturup zikirle mi meşgul oldun? ” diye sordu. O da:

– Evet, diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

– “Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî: Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.”<32>

Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir:

“Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi rızâ nefsihî, sübhânallâhi zinete arşihî, sübhânallâhi midâde kelimâtihî<33>

Tirmizî’nin rivayeti ise şöyledir:

“Sana okuyacağın bir zikir öğreteyim mi? Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî; sübhâni rızâ nefsihî, sübhâni rızâ nefsihî, sübhâni rızâ nefsihî; sübhâni zinete arşihî, sübhâni zinete arşihî, sübhâni zinete arşihî; sübhâni midâde kelimâtihî, sübhâni midâde kelimâtihî, sübhâni midâde kelimâtihî, dersin.”<34>

1437. Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”<35>

Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:

“İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”<36>

1438. Ebû Hüreyre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”<37>

1439. Yine Ebû Hüreyre radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem:

– “Müferridler öne geçti” buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler:

– Müferridler ne demektir, yâ Resûl? diye sordular. Resûl–i Ekrem de:

– “Allah’ı çok anan erkeklerle kadınlardır” buyurdu.<38>

1440. Câbir radıyu anh, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi:

“Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe ill’tır.”<39>

1441. Abdullah İbni Büsr radıyu anh şöyle dedi:

Bir adam Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem’e hitâben:

– Yâ Resûl! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle, dedi. O da:

– “Dilin hep Allah’ı zikretsin! ” buyurdu.<40>

1442. Câbir radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kimse sübhâni ve bi–hamdihî: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim, derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.”<41>

1443. İbni Mes’ûd radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İsrâ gecesinde İbrâhim aleyhisselâm’a rastladım. Bana şunu söyledi: Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhâni ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’den ibaret olduğunu Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... ver.”<42>

1444. Ebü’d–Derdâ radıyu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem ashâbına:

– “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... vereyim mi? ” diye sordu. Onlar da:

– Evet, söyle dediler. Resûl–i Ekrem de:

– “Allah Teâlâ’yı zikretmektir” buyurdu.<43>

1445. Sa’d İbni Ebû Vakkâs radıyu anh’in rivayet ettiğine göre, kendisi bir gün Resûlullah sallu aleyhi ve sellem ile beraber, önündeki hurma çekirdekleriyle veya çakıl taşlarıyla tesbih çeken bir kadının yanına girdi. Peygamber aleyhisselâm kadına:

“Bundan daha kolayını –veya daha faziletlisini– sana Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... vereyim mi? ” diye sorduktan sonra şöyle buyurdu:

“Sübhâni adede mâ halaka fi’s–semâi ve sübhâni adede mâ halaka fi’l–ard ve sübhâni adede mâ beyne zâlike ve sübhâni adede mâ hüve hâlik: Ben Allah’ı gökyüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yeryüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yerle gök arasında yarattıkları sayısınca ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı bundan sonra yaratacakları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim, de. Allahü ekber’i de böyle, elhamdülillâh’ı da böyle, lâ ilâhe ill’ı da böyle, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ı da böyle söylersin.”<44>

1446. Ebû Mûsâ radıyu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallu aleyhi ve sellem bana hitâben:

– “Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana bildireyim mi? ” buyurdu. Ben de:

– Evet, Yâ Resûl, bildir, dedim. Şöyle buyurdu:

– “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”<45>