(Ey Muhammed) De ki: Eğer Allah'ı Seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin,günahlarınızı bağışlasın.Allah Gafur'dur,Rahim'dir.(Al-i İmran 31)

Rasul Size Ne Verdiyse Alın.Size Neyi Yasak Etiyse Ondan Sakının Allah'tan Korkun. Çünkü Allah'ın Azabı Çetindir.(Haşr:7)


Ömer b. Hattab (r.a) şöyle demiştir:
«Bir gün biz Rasulullah (s.a.s)'in yanında iken, elbisesi bembeyaz, saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Rasulullah (s.a.s)'in yanına oturdu. Dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini dizlerine koydu ve:
«Ey Muhammed! Bana İslam'dan haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«İslam; Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın rasulü olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, ramazan ayında oruç tutman ve gücün yettiği takdirde haccetmenden ibarettir» buyurdu. Adam:
«Doğru söyledin» dedi. Biz buna hayret ettik. Hem soruyor hem de onu tasdik ediyordu. Adam devam ederek:
«Bana iman nedir, anlat!» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«İman; Allah'a, meleklerine, kitablarına, nebi ve rasullerine, ahiret gününe ve bir de hayır ile şerrin Allah'ın takdiriyle olduğuna inanmandan ibarettir» diye cevab verdi. Adam:
«Doğru söyledin» dedi ve:
«İhsan nedir?» diye sordu. Rasulullah (s.a.s):
«İhsan; Allah'ı görür gibi O'na ibadet etmendir. Çünkü sen O'nü görmesen bile O seni görür» buyurdu. Adam:
«Bana kıyametin ne zaman kopacağından haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«Bu konuda sorulan sorandan daha bilgili değildir» dedi. Adam son olarak:
«Onun (yani kıyametin) alametlerinden bana haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«Cariyenin efendisini doğurması, ayakları çıplak deve çobanlarını yapılarının yüksekliğiyle övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir» buyurdu. Sonra bu adam gitti. Ben de Rasulullah (s.a.s)'in yanından bir müddet ayrıldım. Sonra yanına döndüğümde Rasulullah:
«Ey Ömer! Soranın kim olduğunu biliyor musun?»
diye sordu. Ben de:
«Allah ve Rasulü daha iyi bilir» dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):
«O, Cebrail'dir. Dininizi öğretmek üzere size geldi» buyurdu.
(Buhari-Müslim)


hadisten anladığımız



1-a) Allah'a İman: Allah vardır ve kemal sıfatlara sahiptir. O'nun varlığı ve sıfatlan hiçbir mahluğunkine benzemez. O tektir. Fakat bu teklik sayı yönüyle değil, eşi, ortağı, dengi ve benzeri olmaması yönüyle tekliktir. Yani; tüm mahlukatın yegane yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, terbiye edicisi O olduğu gibi, yarattıkları üzerinde tasarruf hakkına sahip olan, onların yaşamlarını düzenleyici emir ve yasakları bildiren yegane teşri (kanun koyma) mercii, göklerde ve yerde kanunlarına tabi olunup hükmüne teslimiyet gösterilmeye layık yegane varlık yine O'dur. İbadet ve itaat yalnız O'nun hakkıdır. Bunun aksi bir hal, yani; Rabbi Zü'l Celal'in uluhiyyeti ve rububiyyetiyle ilgili herhangi bir sıfatın, herhangi bir mahluka verilmesi ya da yalnız O'nun hakkı olan ibadet ve itaatin yaratılmışlardan birisine yapılması, Allah'a imanı geçersiz kılan ve sahibine müşrik sıfatını kazandıran amellerdendir. Yegane rızık verici Allah olmasına rağmen bir yaratılmıştan rızık beklemek; herşeyi hakkıyla bilen ve gören «O» olmasına rağmen bu sıfatları bir yaratığa vermek, insanların hayatını düzenlemek için yegane kanun koyma hakkı O'na ait olmasına rağmen kişi ya da kişilerce vaazedilmiş beşeri kanunları kabul etmek; adaleti sadece Allah'tan ve O'nun adil yasalarından beklemenin gerekliliğine rağmen, özü zulme ve beşeri ihtiraslara dayalı sistemlere muhakeme olmak ya da bunu istemek ve böylelikle Allah'ın reddetiği zalimlerden adalet beklemek Allah'a imanı bozucu amellere bazı örneklerdir. Allah'a iman ancak bu tür şirklerden uzak olarak yerine getirilen imandır. Yoksa, Allah'ın varlığına inanıldığı halde, yalnız O'nun hakkı olan ibadet, itaat ve teşri(kanun koyma)'nın şu veya bu şekilde, şu veya bu yaratığa verilmesine, uluhiyyetinde ve rububiyyetinde Allah'a şu veya bu şekilde ortak koşulmasına elbette «Allah'a iman» denemez.
b) Meleklere İman: Melekler nurdan yaratılmış ve kendilerinde erkeklik ya da dişilik gibi herhangi bir cinsiyet bulunmayan, isyan ve haramdan uzak olarak her an Rabbi Zü'l Celal'e ibadet ve itaat eden kullardır. Meleklerin varlığı duyu organlarıyla algılanmayan gaybi gerçeklerden olduğu için bunlara iman ancak Kur'an'da ve sünnette bildirildiği şekliyle olmalıdır. Herbiri ayrı bir işlevi yerine getiren ve islam'ın bildirdiği'gerçeği ifade eden meleklere -sahih yolla adı bildirilenlere adı ile, diğerlerine de toplu olarak- iman mutlaka gerekmektedir.
c) Kitablara İman: Allah (c.c) insanların tevhid inancından uzaklaşıp O'na'şirk koşmaya başladığı dönemlerde gönderdiği bazı rasullere; tevhide çağıran, insanlara Rablerini anlatan ve onların hayatlarını düzenleyici hükümler kapsayan kitap ve sahifeler indirmiştir. Bu kitab ve sahifeler, Allah katından rasullere bildirilen vahyi içermektedir. Bunların herbiri sadece gönderildiği kavim için geçerli olmasına rağmen en son olarak indirilen ve en mükemmel şeriatı içeren semavi kitab Kur'an böyle değildir. Onun vaazettiği hükümler, kanunlar ve yasalar kıyamete kadar her çağ ve yerde insanların hayat pratiğini şekillendirmesi gereken yegane ilahi sistemdir. Kur'an'dan önce indirilmiş olan kitablar ise, şahsi ve maddi ihtirasları ile hareket eden din adamlarınca (!.) tahrif edildiği ye içine insan sözü karıştırılarak, ilahi hakikatler, beşeri fikir, düşünce ve yalanlarla değiştirildiğinden günümüze, Allah katından indirildiği andaki saflığı ile ulaşmamış ve Rabbi Zü'l Celal'in bizzat koruması altındaki Kur'an, bu tahrif edilmiş kitabların batıllığını isbat ederek, yürürlükten kaldırmıştır. Buna rağmen, günümüzde muharref haldeki Zebur, Tevrat ve İncil gibi Kur'an'da ve hadislerde adı bildirilenlere ismi ile, bildirilmeyenlere ise genel olarak imanı -ki bu iman tahrif edilmeden önceki hallerinin Allah katından indirilmiş olduğuna imandır- evet, işte bu imanı Kur'an, İslam inancının bir gereği saymıştır.
d) Nebi Ve Rasullere İman: Tevhidi unutup «Sadece Allah'a İbadet» inancından uzaklaşarak, O'na ibadet ve itaatte şirk koşmaya başladıklarında insanları uyarmak, sahte ilah ve tağutlan reddedip sadece Rabbi Zü'l Celal'e yönelmeye davet etmek, Allah'ın dini olan La ilahe ill davasını yüklenmek ve bu hakikati -Allah'ın izniyle- insanların akıllarına, kalblerine ve sosyal yaşantılarına nakşetmek, bu davaya inananları müjdelemek, kafirleri ise korkutmak üzere Allah tarafından görevlendirilen ve yine O'nun katından desteklenen Allah'ın seçkin kullarıdır, rasuller. Çağı ve yeri ne olursa olsun her rasulün getirdiği ortak davet «La ilahe ill» ve o seçkin şahsiyetlerin ortak ismi ise «Müslüman»dır. Nuh, İbrahim, îsa, Musa, Yusuf, Lut, Hud, Davud, Muhammed ve adı kitapta ve hadislerde zikredilen veya zikredilmeyen bütün rasul ve nebiler müslüman idi ve tabi oldukları dava, La ilahe ill davası, yani; teşri (kanun koyma) insan hayatını yönlendirici emir ve yasaklar bildirme,- ibadet ve itaat edilme hakkını sadece Allah'a verme, O'ndan başka bu haklara sahip olduğunu iddia eden sahte ilah ve tağutları reddetmekti. İşte bu davayı yüklenmiş olan ve sahih yolla ismi bildirilen nebi ve rasullere ismiyle, ismi bildirilmeyenlere ise genel olarak iman, imanın önemli bir şartıdır.
e) Ahiret Gününe İman: Ölümden sonra berzah (kıyamete kadar olan zaman ve bu sürede olan olaylar) hesap, mizan, cennet, cehennem, kabirde azab veya mükafat, amellerine karşılık azab ya da mükafat göreceklerin acı veya lezzeti beden ve ruhları ile duyacaklarına ve tüm bunların temelini oluşturan öldükten sonra dirilmeye imandır.
f) Kaderin, Hayır Ve Şerrin Allah'tan Olduğuna İman Etmek: Kadere imanın Allah katında geçerli olabilmesi için şu dört şeye seksiz şüphesiz iman etmek gerekir.
1 - Allah'ın ezeli ilmine iman etmektir. Allah (c.c) ezeli ilmiyle ne olacağını bildi ve bu ezeli ilmiyle bildiği şeyleri yazdı.
2 - Allah'ın olmasını dilediği şeyin mutlaka olacağına, olmamasını dilediği şeyin mutlaka olmayacağına, gökte ve yerde meydana gelen bütün hareket ve sessizliklerin Allah'ın izniyle olduğuna iman etmek.
3 - Allah (c.c)'nun bütün mahlukatı yarattığına ve kainatın içindeki herşeyin Allah'ın yaratmasıyla ve takdiriyle meydana geldiğine iman etmek.
4 - Kendisine isabet eden şerrin kendisinden başkasına isabet edebileceği halde kendisine isabet ettiğini zannetmemek. Veya kendisine isabet eden hayrın bir tesadüf sonucu kendisine isabet ettiğine inanmamak.
2 - Tebliğ ve irşad metodlarından birisi de bildiğimiz bir mesele dahi olsa, herhangi bir konuyu bilmeyenlere öğretmek kasdıyla, o konuyu bilen birisine sorular sorarak, bilmeyenlerin konuyu anlamalarını sağlamaktır.
3 - Gaybın ilmi ancak Allah'a aittir. Gaybi bilgilerden bazılarını Allah, Rasuller vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Kur'an'da ve hadislerde bahsedilen ve önceki ümmetlerin başından geçmiş ve gelecekte zuhur edecek olaylar, haklarında vahye dayalı haberler bulunan gaybi hadiselerdir. Fakat, bazı gaybi bilgiler vardır ki, bu hususlarda Allah (c.c) bizlere çok az şey bildirmiş veya hiçbir bilgi vermemiştir, işte kıyametin vakti de bu kategoride değerlendirilmesi gereken gaybi bir gerçektir. Kıyametin vaktini ancak Allah bilir ve bu konuda rasuller dahil hiçbir insan ya da yaratığa bilgi vermemiştir. Bu nedenle kıyametin vakti hakkında susup, fikir beyan etmemek, yorum yapmamak imana yakışan yegane davranıştır.