
| ||||||||
| Haftanın Konusu Her hafta bir konu seçip iştişare edelim |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Haftanın Konusu “Nefs”
Bu mevzu hakkında bilgi ve paylaşımlarınızı değerli katkılarınızı bekliyoruz .Allah (cc) yar ve yardımcımız olsun![]() ![]() nefs nedir? Kalb göğsümüzün sol tarafındaki et parçası değildir. Buna yürek denir. Yürek hayvanlarda da bulunur. Kalb yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna gönül diyoruz. Ampul yürek ise ışığı da kalbdir buna gönül de denir.Gönül insanlarda bulunur hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün aza kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnsanın inanmak sevmek korkmak kalbindedir. İtikad eden yani iman eden kâfir olan kalbdir. Kalbi temiz olan dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini Peygamberleri kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan herkese iyilik eder. Dünyada rahat huzur içinde yaşarlar. Ahirette de ebedi sonsuz saadete kavuşurlar.Yürekli cesur demek iken kalbi var veya kalbli demek yüreği hasta demektir. Yüreksiz cesaretsiz korkak demek iken kalbsiz merhametsiz demektir. Gönül kalb demek ise de gönülsüz demek kalbsiz demek değildir. Gönülsüz isteksiz demektir. Türkçe’den başka dile tercüme yapılırken kalb eşittir yürek diye tercüme edilirse tuhaflıklar olur. İşte Arapça’dan veya başka dillerden Türkçe’ye tercüme yapılınca bu incelikler bilinmezse gariplikler ortaya çıkar.Gönül bir de nefs anlamında kullanılır. Nefs kelimesi yirmiyi aşkın anlamda kullanılmaktadır. Ruh can kan benlik iç kalb büyüklük yücelik irade gibi. Fakat daha çok iki anlamı vardır: Birincisi bir şeyin özü kendisi kişi. Mesela Kur'an-ı kerimde (Her nefs ölümü tadıcıdır) buyuruluyor. İkincisi dine uymayan isteklerin kaynağı olarak kullanılır. Buna nefs-i emmare de denir. Bu nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Mesela hadis-i kudside (Nefsine düşmanlık et çünkü o benim düşmanımdır) buyurulmuştur. alıntı Aklima bir misal geldi Düşünüyorumda, iyilik yaptigim biri Bana teşekkür etmeseydi Herhalde ben darilirdim,belki de küserdim Ve belkide bir daha yardim etmezdim! Ama sen, Allah'im büyüklügünü ve tek Varligini her şeyde ve her yerde gösteriyorsun, Bagişliyorsun!!! |
|
|
|
|
| Bu mesaj için gözyaşım kullanıcısına teşekkür edenler: | inci (03-22-2010) |
|
|
#2 (permalink) |
~Şem'ine Pervaneyim~
![]() |
NEFSİN MERTEBELERİ
Emr Alemi‘nden rabbanî bir lâtife olan insanî nefs , sıfatlarına göre farklı isimler alır. Hayvanî nefsin tesirinden uzaklaştıkça sıfatı değişir, mertebesi de yükselir. Nihayet tamamen billurlaşıp Rabbi‘ne vasıl olur. İnsan, aşağıda ismi geçen mertebelerden sadece birinde olabilir. Üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir. Bu mertebe ve isimleri sırasıyla görelim: Nefs-i Emmâre: Kötü his ve huyları, çirkin vasıfları barındırır. Şehvet düşkünü hayvanî nefsin hükmü altında olmakla, hayvanların yoluna girmiştir. Kötü işleri güzel görür. Hesap ve ahiret derdi yoktur. Sadece keyfini düşünür. Bu nefsin eserinden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah‘ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” buyrulmuştur. Kur‘an-ı Kerim‘de Hz. Yusuf a.s.‘ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır . Bu nefsin bütün huyları bir kişide toplanırsa, o kişi şeytanların mertebesine düşer. Nefs -i emmarenin sahibi, ya fasık , ya münafık ya da kâfirdir. İtikadı düzeltmek, samimi tevbe ve terbiye ile tedavi olur. Tezkiye edilmezse, cehennem ateşiyle temizlenmesi kaçınılmazdır. Nefs-i Levvâme: Kendini kınayan, kötüleyen, azarlayan nefstir . Nitekim Allahu Tealâ : “ Nefs -i Levvâme‘ye (kendini kınayan nefse) yemin olsun ki” ( Kıyame , 2) buyurmuştur. Bu nefs sahibi, günah işlediğinde pişman olup tevbe eder, kendisini kınar, yapmamak için karar verir. Fakat günah önüne gelince duramaz, yine içine düşer. Sonra pişman olur. İyilik ve kötülük arasında gider gelir. Kendini beğenme, çekişme, gizli riya, makam ve şehvet tutkusu gibi nefs-i emmârenin bazı vasıfları bu mertebede de bulunur. Fakat nefs hakkı hak; batılı batıl görür. Yine bilir ki, bu sıfatlarla huzurdan uzaktır. Fakat onlardan kurtulamıyor. Hali muhabbet, gidişi tarikat, mahalli Kalp‘tir. Alemi Berzah Alemi‘dir. Nefsiyle mücahedede sabit olursa Misal Alemi‘dir. Uykuyla uyanıklık arasında –genellikle oturma halinde- Misal Alemi‘nden bir çok manalar temessül eder. Bu mertebede nefs ve şeytan birleşip vesveseyle kalbe saldırırlar. Tedavisi rabıta ve zikirdir. Nefs-i Mülhime: Allahu Tealâ nefsin isyan ve itaatini vasıtasız ilham ettiği için bu makamda nefsin adı mülhime olmuştur. Nitekim Kur‘an‘da : “Sonra da o nefse isyan ve itaati ilham edene yemin ederim” (Şems, 8) buyrulmuştur . Nefs, tevbe, zikir, rabıta ve mücahedeyle günahların ağırlığından ve şehvet bağından kurtulunca, ilham ve feyiz almaya kabiliyet kazanır. Devamlı olarak kâmil mürşidden kalbine ilhamlar gelir. Bu mertebede hayvanî nefs tamamen ıslah olur. Haramdan kaçar, hayırlara koşar. Alemi Ruhlar Alemi, mahalli Ruh‘tur. Ruhunda ilâhi aşk ateşi parlamaya başlar. İlim, tevazu, yumuşaklık, kanaat, mertlik, sabır, belaya tahammül gibi, güzel hasletler belirir. Visal rüzgarları esmeye başlar. Fakat şeytan ona açık ve bariz bir şekilde saldırmaya başlar . Kendini ve amellerini beğendirir, insanları küçük ve değersiz gösterir, ümitsizliğe düşürür, Allah‘ın azabına karşı ona emniyet hissi verir. Bu makamda mürşidin himmeti olmazsa tehlikeye düşebilir. Nefs-i Mutmainne: Cenab -ı Mevlâ‘nın “Ey tatmin olmuş Nefs” (Fecr , 27) hitabıyla ıstıraptan kurtulup huzura eren nefstir . Her türlü şek ve şüpheden temizlenip rahatlamış, ayne‘l - yakîne ve kâmil imana ulaşmıştır. Kötü huylardan tamamen pak olmuş, fenalıklara arzusu kalmamıştır. Seyri, Allah ile gerçekleşmiş (seyr-i me ), velilik mertebesine ulaşmıştır. Alemi, Muhammedî Hakikat, mahalli Sır‘dır. Manevi tecellilerin mazharıdır . Sıfatları, tevekkül, incelik, cömertlik, yumuşaklık, güler yüz, tatlı dil, kusurları bağışlama, hamd, şükür, müşahede, teslimiyet ve rızadır.Nefs-i Râdiyye: İster bela, ister sefa, Allah‘ın bütün fiillerinden razı olan, O‘ndan başka her şeyi gözünden silip atan ve sadece Rabbi‘nin rızasına nazarını diken nefstir . Bu nefse: “Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön” ( Fecr , 28) kelâmıyla hitab edilmiştir. Seyri Allah‘tadır ( Seyr -i fillâh ). Alemi Lâhut (Ruhanîler) Alemi; mahalli, Sırrın Sırrı‘dır. Beşerî sıfatlardan büsbütün yok olmakla fenâya varmıştır. Fakat bu makama varanlar arif değil, velidirler. O yüzden başkasını irşad edemezler. Şeytan onların şeklinde başkalarının rüyalarına girip yoldan çıkarabilir. Nefs-i Mardıyye: Allahu Tealâ‘nın razı olduğu nefstir . Ariflerin makamıdır. Bekabillâh burada tahakkuk eder. Muhtaç olduğu ilimleri bütünüyle alıp, mana aleminden bu görünen madde alemine dönmüştür. Dış itibariyle diğer insanlardan ayırdedilmez . Fakat iç itibariyle bütün cisimleri altına çevirecek bir tılsım gibidir. Kendine lütfedilen marifet bilgisinden dünya halkına ikram eder. İlâhi bilgi dairesinin mahremidir. Onun müşahedesine yabancı bir diyar yoktur. Kendisine üfürülen ruh ile görür, bilir. Sesini uzaklardan işittirir. Mürşidinden izin almak kaydıyla irşadı sahihtir. Bunların kıyafetinde şeytan başkasının rüyasına giremez. Seyri Allah‘tan (Seyr-i anillâh )‘dır. Alemi şu görünen maddi alem, mahalli Hafâ‘dır . Nefs-i Kâmile: Seçkin, saf, tertemiz nefstir . Allah‘ın en seçkin dostları olan Gavs ve Kutupların makamıdır. Seyirleri Allah‘ladır (Seyr-i billâh). Alemleri; kesrette (çoklukta) vahdet, vahdette kesrettir. Mahalleri Ahfâ‘dır . Önceki bütün nefislerin güzel vasıflarını üzerinde toplamışlardır. Her halleri ibadet ve zikirdir. Bir an Allah‘tan gafil olmazlar. Onların muradı Allah‘ın murad ettiği şeydir. Rızaları da öfkeleri de Mevlâ iledir. Allah için olan işleri yaparlar. Bunun için çevrenin ayıplaması ve çekiştirmesinden ürkmezler. Cenab-ı Hak onlarla alemlere ikramda bulunur, belaları def eder. Saliklerin gönüllerinde onlar sayesinde haller zuhur eder. Allah‘ın emirlerine riayet edenleri kendi öz çocuklarından çok severler. Ama herkese merhamet ve şefkatle bakarlar. İnsanların kusurlarına bakmazlar. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar. Pak ve tertemiz yüzleri huzur ve aydınlık saçar. Onları görenler Allah‘a yönelirler. Mübarek yüzlerine edeple bakmak bile ibadettir. İnce ve lâtif sözleri katıksız hikmet bilgisidir. Gayet ince, zarif, yumuşak ve alçak gönüllülükle telkinde bulunurlar. Sıradan bir nazarları dahi dünya ve içindekilerden üstündür. Bu dünyada onların kapısında bulunmaktan daha büyük devlet ne olabilir? Onlar olmadan bunca sarp yollar nasıl aşılır? N'ola tacım gibi başımda götürsem daim Kademi resmini ol hazreti şah-ı Rusül'ün. Gül-i gülizar-ı nübüvvet o kadem sahibidir. Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
Allah Kur'an-ı Kerim'de insan nefsini üç sınıf olarak değerlendirmektedir. Bunlardan biri insanı kötülük yapmaya teşvik eden nefs-i emmâre (Yusuf,12/53) ikincisi kötülüklerden dolayı kendini kınayan nefs-i levvâme (el-Kıyame, 75/2) üçüncüsü ise Allah'ın şeriatından bir sapma göstermeden dosdoğru yürüyen ve bu halinden dolayı tatmin olan nefs-i mutmainne (el-Fecr, 89/27) dir.
Nefs ve şeytan faydalı birer alet mesabesindedir. Tıpkı ateş veya bıçak gibi. Ateşi evimizi ısıtmakta, yemeğimizi pişirmekte, etrafımızı aydınlatmakta ve daha bir çok faydalı işlerde kullanırız. Ama dikkat edilmezse ateş insanın evini yakar. Bıçak elini doğrayabilir. Fakat kimse ateş evimi yakar, bıçak elimi doğrar diye bunları kullanmaktan vazgeçmez. Aynen bunun gibi, nefsin sayısız faydaları, yanlış kullanıldığı taktirde de büyük zararları vardır. Mesela nefs yaratılmasaydı insan ve hayvanlarda yeme, içme, evlenme, üreme arzusu olmayacaktı. Yaşamak ve hayatta kalmak için barınma, ısınma, tehlikelere karşı korunma, düşmanla savaşma, ihtiyaçları giderme, icat ve keşiflerde bulunma gibi yetenekler de bulunmayacaktı. Kısacası hayat olmayacaktı. ![]() |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
Site Admin
![]() |
Nefis Üzerine .
Lillahi: Allah için !! Allah için burdayız! |
|
|
|
| Bu mesaj için inci kullanıcısına teşekkür edenler: | gözyaşım (03-22-2010) |
|
|
#5 (permalink) |
Site Admin
![]() |
Elhâsıl: Nefs-iemmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat, icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüzîdir. Evet, bir hâneyi bir günde harab eder; yüz günde yapamaz. Lâkin, eğer enâniyeti bıraksa, hayrı ve vücudu tevfîk-ı İlâhiyeden istese, şer ve tahripten ve nefse itimaddan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa, o vakit
sırrına mazhar olur. Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder; ahsen-i takvîm kıymetini alır, âlâ-yı illiyyîne çıkar. (23. sözden)Lillahi: Allah için !! Allah için burdayız! |
|
|
|
| Bu mesaj için inci kullanıcısına teşekkür edenler: | gözyaşım (03-22-2010) |
|
|
#6 (permalink) |
Site Admin
![]() |
Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar.
MEVLANA Lillahi: Allah için !! Allah için burdayız! |
|
|
|
| Bu mesaj için inci kullanıcısına teşekkür edenler: | gözyaşım (03-22-2010) |
|
|
#7 (permalink) |
Ez Zulmü la Yedum
![]() ![]() |
Nefis bizim manevi olarak terakki etmemizi sağlıyor. Yani onunla mücadelemizdeki aldığımız muvaffakiyetler sonucunda olgunlaşıyoruz.
Zaten mücadele olmasa terakki olmazdı, melekler gibi makamımız sabit kalırdı. Ve nefis bizim en büyük ve en zararlı düşmanımızdir. Ve nefis her vakit şeytani dinler ve nefis hiç bir zaman kusurunu görmek istemez. Işte bu tür sebeblerden ötürü: Nefsi, kuran ve iman hakikatleri ile terbiye etmek ne kadar zaruri ve elzem olduğu bir derece daha iyi anlaşılır. Rabbim bizi nefsimizin eline bırakmasın amin umme amin
|
|
|
|
| Bu mesaj için Kenz-i Mahfi kullanıcısına teşekkür edenler: | gözyaşım (03-22-2010) |
|
|
#8 (permalink) |
ZEYNEP
![]() |
Ey Nefsim!
Seni göreyim, hazineni iyi doldur. Sakın zamanını boşa geçirme, yoksa yüksek derecelerden düşer, neticede cennet-i alâya gitsen bile; çok hüzün, sıkıntı ve keder çekersin. Oradaki hasret, dünyada duyulan hasretlere hiç benzemez. Bir Allah dostu; "Kıyamette en çok keder ve hüzün, zikirsiz ve gafletle geçen boş zamanlar için olacaktır." buyurmuştur. İnsan, göz, kulak, dil, mide, edeb yeri ve el ile ayakları gibi âzâlarına ayrı ayrı tavsiyelerde bulunmalı ve bu âzâları kendisine emanet etmelidir. Çünkü bu azalar nefsine hizmet eden nefsin mahiyetidirler. Bu ticaret, bu azalarla tamamlanır. Ey Nefsim! “Biliyorsun sende bir gün ölecek Allah-u Zülcelal'in huzuruna çıkacak ve senin önünede yaptığın amellerin ve boş geçen zamanların getirilecek. Şimdi iyi düşün ve kararını ver. Kıyamet günü mükafaat ile mi karşılaşmak istersin yoksa nedamet (pişmanlık) ile mi? Eğer pişmanlık duymak istemiyorsan bilmiş olki Allah'a kulluk için boş zaman bırakmaman ve daima ibadet ve taat üzerine ömrünü geçirmen gerekiyor. Bu ömrünü eğer iyi değelendirirsen, sermayesini iyi değerlendirip çok kâr eden tüccar gibi sende ahirete kazançla çıkabilirsin, yok eğer ömrünü kötü ve boş işlerlerde harcar isen, sermayesini yanlış işlerde bitirip zarar eden tüccar gibi sende ahiret günü zararda olursun.” “O'nu (nefsini) arıtan, şüphesiz felaha (kurtuluşa) ermiştir.” “Onu alabildiğine örten ise muhakkak ziyana uğramıştır.” (Şems; 9-10)
![]() |
|
|
|
| Bu mesaj için *Gökçe* kullanıcısına teşekkür edenler: | gözyaşım (03-22-2010) |
|
|
#9 (permalink) |
Ez Zulmü la Yedum
![]() ![]() |
Ikinci Hakikat: Ey nefs-i emmare, katiyen bil ki, senin hususî ama pek genis bir dünyan vardir ki; âmâl, ümid, taallukat, ihtiyacat üzerine bina edilmistir. En büyük temel tasi ve tek diregi, senin vücudun ve senin hayatindir. Halbuki o direk kurtludur. O temel tasi da çürüktür. Hülâsa, esastan fasid ve zayiftir. Daima harab olmaga hazirdir.
Evet bu cisim ebedî degil, demirden degil, tastan degil ancak et ve kemikten ibaret bir seydir. Âni olarak senin basina yikiliyor, altinda kaliyorsun. Bak zaman-i mazi senin gibi geçmis olanlara genis bir kabir oldugu gibi, istikbal zamani da genis bir mezaristan olacaktir. Bugün sen iki kabrin arasindasin; artik sen bilirsin! .Arkadas! Bildigimiz, gördügümüz dünya bir iken, insanlar adedince dünyalari hâvidir. Çünki her insanin tam manasiyla hayalî bir dünyasi vardir. Fakat, öldügü zaman dünyasi yikilir, kiyameti kopar. - mesnevi nuriye 67- |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
![]() |
Kur'an -ı Kerim'de üçyüze yakın yerde “ nefs ” kelimesi geçmektedir . Bu kelime, filozoflar, kelâm, fıkıh ve tefsir alimleri tarafından muhtelif manalarda kullanılmış; ruh, can, kalp, ceset, benlik, bir şeyin hakikati, özü ve bütünü gibi yirmiyi aşkın mana verilmiştir. Aslında nefsin mahiyeti tam olarak kelimelere dökülemeyecek kadar derindir. O yüzden nefsi en iyi kavrayanlar kâmil velilerdir.
nefs kelimesi, sufiler arasında muhtelif makamlara göre, farklı manalarda kullanılmıştır. Fakat genel olarak bu kelime tasavvuf dilinde iki manaya gelir. Hayvanî nefs, insanî nefs Birincisi: “Bir şeyin özü, zatı, kendisi” anlamındadır. Buna ‘hayvanî nefs' de denir. Hayvanî nefs, Halk Alemi ( Yaradılmışlar Alemi)' ndendir . İnsanî nefsin bineği ve bütün şehvetlerin kaynağıdır. His, hareket ve hayat menbaıdır . Beş duyu organı ve diğer kuvveler vasıtasıyla hayatı, eşyayı kavrar. İkincisi: “Rabbin emrinden olan insanî ruh, manevi sıfat” anlamındadır. Hayvanlarda bulunmayan bu nefse, konuşan insanî nefs , nefs -i nâtıka da denir. Emr Alemi'ndendir. Allahu Tealâ tarafından insana üfürülen ruh, bedene taalluk edince ‘ nefs ' adını alır. Yeri iki kaşın arasıdır. İnsanın içi ve dışıyla irtibatlıdır. Asıl hakimiyeti beyin ve manevi bir lâtife olan ‘kalp' üzerindedir. Yürek dediğimiz kanı pompalayan maddi kalple de irtibatlıdır. Bu nefs hayvanî nefse mağlup olursa, hayvanların aşağısında şeytanların mertebesine düşebilir. Mevlâ'nın yardımıyla hayvanî nefse galip gelirse, ruhanileşip meleklerden üstün mertebelere çıkabilir. Nefsin lüzumu ve faydaları Konuyla ilgili olarak akla şu sual gelebilir: Nefs ve şeytan olmasaydı da, hepimiz cennete gitseydik olmaz mıydı? Böyle bir soru, öğrenmek kasdıyla değil de itiraz maksadıyla olsaydı, Allah korusun, imanı götürürdü. Çünkü Allah'ın takdirine rıza göstermek imanın şartlarındandır. O neylerse güzel eyler. Ayrıca mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Bizler O'nun işlerindeki hikmetleri tam manasıyla kavrayamayız. Ancak, kömür ruhlarla elmas ruhları birbirinden ayırmak Allah'ın hikmet ve adaletinin gereğidir. Eğer nefs ve şeytan olmasaydı, Hz . Ebubekir r.a. ile Ebu Cehil'in makamı bir olacaktı. Oysa bunların biri elmas, diğeri kömür. Ayrıca, şu imtihan dünyasının kurulmasının da bir manası kalmayacaktı. Nefs ve şeytan faydalı birer alet mesabesindedir. Tıpkı ateş veya bıçak gibi. Ateşi evimizi ısıtmakta, yemeğimizi pişirmekte, etrafımızı aydınlatmakta ve daha bir çok faydalı işlerde kullanırız. Ama dikkat edilmezse ateş insanın evini yakar. Bıçak elini doğrayabilir. Fakat kimse ateş evimi yakar, bıçak elimi doğrar diye bunları kullanmaktan vazgeçmez. Aynen bunun gibi, nefsin sayısız faydaları, yanlış kullanıldığı taktirde de büyük zararları vardır. Mesela nefs yaratılmasaydı insan ve hayvanlarda yeme, içme, evlenme, üreme arzusu olmayacaktı. Yaşamak ve hayatta kalmak için barınma, ısınma, tehlikelere karşı korunma, düşmanla savaşma, ihtiyaçları giderme, icat ve keşiflerde bulunma gibi yetenekler de bulunmayacaktı. Kısacası hayat olmayacaktı. Daha da önemlisi, nefs ve şeytanla mücahede kalmadığı için, mümin ahirete yönelik amellerden mahrum kalacaktı. Büyük cihat sevabı kazanamayacak, mertebesi yükselmeyip sabit kalacak, cennet ve Cemâlullah'tan yoksun olacaktı. Nefs ve diğer lâtifeler Fakat bunca faydalarına rağmen nefs , başıboş bırakıldığı zaman azgın bir at gibi binicisini helâke sürükler. Zira onun istekleri bitmek tükenmek bilmez. İnsanı şehvetlerinin esiri olan bir hayvan haline getirmek için uğraşır. Bu yüzden bizlere acıyıp, merhamet eden Rabbimiz, nefse hakim olup zararlı arzularından korunmamız için kalbin bir şubesi olarak aklı yarattı. Peygamberleri vasıtasıyla da önümüze bir kitap koyup, iyilik ve kötülüğün ne demek olduğunu gösterdi. Akıl, Allah'ın emirlerini ve nefsin, şeytanın arzularını inceler. İyiyle kötüyü, Allah'ın emrine uygun olanla olmayanı birbirinden ayırt eder. Ruhun bir başka alt kolu olan vicdan da doğruyu, güzeli, hakikati kalbe bildirir. Ayrıca ruh vasıtasıyla hafıza, mürşid , melek ve doğrudan Allah'dan gelen tesirler de kalpte toplanır. Beyin vasıtasıyla beş duyu organından gelen tesirler ile nefsin ve şeytanın telkinleri de kalpte toplanır. Gelen bilgi ve telkinleri değerlendiren kalp; aklın, vicdanın veya topyekün ruhun dediklerini tercih ederse, nefsin arzularını yerine getirmez. Yani beyin vasıtasıyla kendisine bağlı olan el, ayak, ağız, dil gibi uzuvlara nefsin isteğini yaptırmaz. Şehvet, gazap ve aklî hilelerin esaretinden kurtulur. Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanır . Namus, haya, takva, sabır, kanaat, şecaat, neşe, huzur, müsamaha, lütuf, yumuşaklık, vakar, metanet ve güzel suret sahibi olur. Lâtifeleri zikirle cilalanır, geldiği ulvi alemlere yükselerek Rabbine vasıl olur. Ebedi saadete ulaşır. Nefsin hakimiyeti Şayet kalp nefse tabi olursa, o zaman hayvanî nefs ; toprak, su, hava, ateş lâtifelerinin yardımıyla ruh lâtifesinin yolunu keser. İnsanı mütemadiyen aşağılara doğru çeker. Toprak, ibadette gevşekliğe ve Allah'ın emirlerine uymamaya sevk eder. Su, riya ve münafıklığa götürür. Ateş, gazap, kin, hiddet, intikama yöneltir. Hava ise, kibir ve benliğe sevk eder. Böylece nefs , askerleriyle birlikte akıl ve diğer lâtifeleri emrine alır. Bu şekilde nefsinin emrine giren insan, yırtıcı hayvanlar gibi hiddetlenir, kızar, dövmek ve sövmekle etrafındakilere saldırır. Şehvet galebe edince, hayvanlar gibi boğazının ve eteğinin düşkünü olur. Firavun'un kendisini Allah olarak ilan ettiği gibi, o da her şeyde üstünlük ve efendilik iddiasına geçer. Kulluk ve tevazudan hoşlanmaz. Bütün ilimlere heves eder, her şeyi bildiği iddiasına kalkışır. Alim dendiği zaman sevinir, cahil dendiği zaman canı sıkılır. Bu şahsın bir de şeytanlık vasfı vardır ki, bununla akıl ve düşüncelerini kötülükte kullanır. Aldatma ve hile yollarına baş vurur, kötülüğü iyilik gibi göstermeye çalışır. İşte bu da şeytanlık ahlâkıdır. Nefs ve ötelere ait tablolar Söz konusu çirkin huyların hepsinin berzah aleminde bir resmi vardır. Keşif ya da rüyada görülen hınzır, merkep vs. hayvanlar şehveti temsil ederler. Köpek hiddeti, tilki hile ve aldatmayı temsil eder. Nefsin sıfatlarına göre daha başka hayvanlar veya canavarlar suretinde de tezahür edebilir. Gazalî rh .a.'in dediği gibi, putperestlerin taşlara tapmasına kızan adamın gözünden gayb perdesi kalkıp da kendi hali görünseydi, bakacaktı ki kendisi bir hınzırın önünde eğilmiş duruyor. Bazen dize gelerek secde, bazan da rükû ediyor. Onun emirlerini yerine getiriyor, yemek, içmek ve şehevî arzularından neyi istiyorsa onu tedarik ediyor. Veya saldırgan bir köpeğin karşısında eğilmiş ona tapıyor, emirlerini titizlikle yerine getiriyor. Hilkatin tersyüz edilişi Bu adam basiret ve insafla bakarsa, ömrü boyunca nefs ve şehveti uğrunda çalıştığını hemen anlar. Akıl ve ulvî lâtifelerini nefsinin emrine vermekle galibi mağlup, efendiyi köle, padişahı hizmetçi yapmış olur. Allah, merkebi üzerine binip yularından tutarak sürmek veya sırtında yük taşımak için yaratmıştır. Şayet bu şahıs kalkar da merkebi kendi sırtına bindirir, boynuna taktığı esaret yularını da merkebe verirse, yaradılış gayesini ters çevirmiş olur. İşte bu zulmün son haddidir. Nefsin esaretine girip hürriyetini kaybeden ruh, malik olduğu itibar ve yüksek kıymetleri unutup, duygularının ve şehvetlerinin girdabına kapılmıştır. Gönül nefsin istilasıyla puthaneye dönmüş, Allahu Tealâ'nın zatî tecellilerinden mahrum kalmıştır. Yüzü O'nun aşk ve sevgisinden dünyanın maddesine dönmüş, Allah sevgisi yok olmuştur. O aslî vatanı asla hatırına gelmeyip, ilk geldikleri ve son gidecekleri asıl ülkesini büsbütün unutarak terketmiştir . Kalp, Ruh, Sır, Hafâ , Ahfâ gaflete girmiş ve harap birer şehir haline gelmişlerdir. Böylece Kur'an -ı Kerim'de ifade buyurulduğu gibi, insanların çoğu hayvanların mertebesine düşmüş ve hatta onlardan da beter hale gelmişlerdir. Nefsin tabibi Nefsin hilesiyle kalp ve diğer lâtifeler koma halindedir. Zehirli yemler beden kafesindeki kekliği öyle uyuşturmuş ki, uykusundan uyanamaz. Artık kâmil bir mürşidden başka onları Emr Alemi'nden haberdar edecek, zikir kamçısıyla onları uyandıracak hiçbir kuvvet yoktur. Mürşid , sesiyle, bakışıyla aslî vatandan bahs eder. Dilsiz dilsizle konuştuğu gibi, kâmil üstad da lâtifelerle dilsiz konuşur, onlara nereli olduklarını hatırlatır. Nebilerin ve bütün mürşidlerin yaptıkları iş, işte budur. Yüce alemlerin kandilini yakarak gönülleri aydınlatmaktır. Ta ki insanoğlu nasıl bir çamur deryasında yüzdüğünü görsün. Sonra da kabiliyetini işleterek asıl ülkesine dönmeyi arzu etsin. Yaradılanı Severiz Yaradandan Ötürü Hadimin Müslümin |
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| “Kim?” ve “niçin?”in cevaplarını yalnız din verir | İlim-irfan | Ab-ı Hayat | 0 | 01-07-2010 22:03 |
| Anıtkabir “tapınak” mı “türbe” mi? | *Rehayab* | Serbest Kürsü | 5 | 11-09-2009 19:44 |
| Senin “ben”inden benim “ben”ime yer kalmadı! | Gülseli | Hasbihal | 2 | 10-29-2009 13:25 |
| Evlenmek; “Biz” Olup “Ben”den Geçmek.. | x[NuR-u AfRa]x | Evlilik ve Mahremiyetleri | 6 | 09-04-2009 21:12 |
| “dost” Kelimesi “evliyâ”nın Anlamını Ve Manasını Kesinlikle Yansıtmaz | webcasus | Allah(cc) ile ilgii yazılar. | 4 | 08-27-2009 11:54 |