Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Bu Haftanın konusu: "İbadette riya (gösteriş)"

Haftanın Konusu icinde Bu Haftanın konusu: "İbadette riya (gösteriş)" konusu , Bu haftamızın konusu amellerin kurdu olan "ibadette riya" “Vay o namaz kılanların hallerine ki, kıldıkları namazdan gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar.” (Maun 4-6) Riyanın en kötü tarafı, ALLAH’a şirk manasını taşımasıdır. ...

  1. #1
    Status : inci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Apr 2009
    Bulunduğu yer: Dâr'ün-Nasr
    Mesajlar: 5.876
    inci etkileyici bir atmosfer sağlar inci etkileyici bir atmosfer sağlar inci etkileyici bir atmosfer sağlar
    Tecrübe Puanı
    0

    Bu Haftanın konusu: "İbadette riya (gösteriş)"



    Bu haftamızın konusu amellerin kurdu olan
    "ibadette riya"

    “Vay o namaz kılanların hallerine ki, kıldıkları

    namazdan gafildirler. Onlar gösteriş

    yaparlar.” (Maun 4-6)

    Riyanın en kötü tarafı, ALLAH’a şirk manasını taşımasıdır. Riya yapan kimselere mürâi denir. Ve mürâiler ALLAH(cc) katında sevimsiz kimselerdir. Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:

    “Rabb’ine kavuşmayı uman kimse, salih ameller işlesin ve Rabb’ine kullukta hiç bir ortak koşmasın.” (Kehf 110)

    Kullukta ALLAH’a ortak koşmak demek, ibadet ve amelleri başkaları için yapmak demektir.

    Rasul-i Ekrem Efendimize, bir gün neden ağladığını sordular. Şöyle buyurdu:

    “Ümmetimin şirke düşmesinden korkuyorum. Onlar puta, aya, taşa tapmazlar. Ancak amelleriyle riyâkarlık yaparlar.”

    Amelleri yaparken insanlardan övgü ve saygı beklemek riyanın ta kendisidir. Ve riyanın bir başka çirkin tarafı da, ALLAH ile bir bakıma alay manasını taşımasıdır. Hak Teâlâ, şüphesiz amel ve ibadetlerin kimler için, ne maksatla yapıldığını en iyi bilendir. O’nu kandırmak (haşa) asla mümkün değildir. Kul ancak kendini, bir de diğer insanları kandırabilir.

    Amel ve ibadetlerimizde aşikâre riyadan çok, gizli riya vardır. Gizli riya, yalnızca riya için yapılmayan, ancak yapılırken içine riya karışan amellerdir. Mesela yalnız olduğunda şevksiz yaptığı ibadeti, başkaları varken huşu ve neşe içinde yapmaktır. Bir başka riya, kişi amelini her zaman aynı şevkle yapar, ancak ibadet ehli olduğunu başkalarının bilmesini arzu eder. Bu da kalbin riyasıdır. Riyanın bir çeşidi de, kişi amellerinin duyulmasından hoşlanmaz; ancak karşısındaki insanların kendisine hürmet etmesini, kolaylık göstermesini ister. Böyle bir adam, farkında olmadan yaptığı ameller karşılığında, insanlardan hürmet ve mükâfat beklemektedir.

    Bütün bunlar yapılan ibadetleri kökten yok etmemekle beraber, sevaplarını noksanlaştırır.

    “Allahım, kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan temizle -âmin.”
    Ey nefs-i emmârem! <O

    Sana tâbi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; <O

    ben ancak ve ancak beni yaratıp,

    şems ve kamer ve arzı bana
    musahhar eden <O
    Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâl’e abd olurum. <O


  2. #2
    sukut-u hayal
    Guest

    İş, söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakâr veya müraî denir.

    Riya, insanlar arasında manevî nüfûz, şan ve şöhret, maddî çıkar sağlamak için yapılır. Dünyaya âit bu tür maddî ve manevî çıkarları elde etmek için, dinin insanlar tarafından kutsal değerlere karşı beslenen bağlılık ve hürmet duygularının âlet edilmesi, riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır. İnsan şeref ve haysiyetine hakarettir.

    Riyakâr kişinin söz ve davranışlarındaki samimiyetsizlikleri, diğer insanlar tarafından kısa zamanda anlaşılır. Bunlara kimse güvenmez.

    Riyanın her çeşidi ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, " (Tirmizi, Hudut, 24) buyurmuştur. İbadet, Allah için yapılır. Allah'ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur'ân okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkarır. Allah Teâlâ;

    "Ey iman edenler! Sadakalarınızı, insanlara gösteriş için malını harcayan, Allah'a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin hâli, üzerinde az bir toprak bulunan bir kaya parçasının hâline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince üzerindeki toprağı temizleyip kendisini katı bir taş hâlinde bırakır" (el-Bakara, 2/264) buyurmuştur. Şu halde, Allah'ın emrini ve rızasını düşünerek değil de, dindar görünmek için ibadet etmek, âlim ve bilgili desinler diye ilimle uğraşmak, cömert tanınmak için zekât ve sadaka vermek, riyadan ibaret kötü bir davranışın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:

    "Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır" (Müslim, Zühd, 38); "Şüphesiz riya şirktir" (İbn Mace, Fiten, 16). ,

    Dünyevî menfaat söz konusu olunca ameller boşa çıkar. Yine Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurur: "Gösteriş için oruç tutan, namaz kılan, sadaka veren kimse Allah'a şirk koşmuştur" (et-Tergib ve'r-Terhib, I, 32). Hadis-i Kudsî'de de Cenab-ı Allah şöyle buyurur: "Ben ortakların ortaklığından en müstağnî olanıyım. Her kim bir iş yapar da, onda, benden başkasını ortak kılarsa onu da, o ortaklığını da terk ederim" (Müslim, Zühd, 46).

    Riya çok değişik şekillerde yapılmakla birlikte, bunlarda ortak özellik, dindarlık veya dürüstlük görüntüsü altında, insanlar arasında çıkar sağlamak, şan ve şöhrete ulaşmak arzusudur. Sevmedikleri kişileri seviyormuş gibi görünen, onlara yağ çeken, öven ve böylece menfaat sağlamaya çalışan riyakârlara da bol bol rastlanır.

    Allah'a ve insanlara karşı samimi davranarak riyadan uzak durmak mümkün olduğu kadar ibadetleri gizli yapmak, Allah rızasını insanların övgüsü, isteği, yergisi, korkusu ve çıkar düşüncesine tercih etmek müslümanın prensibidir.
    alıntı

  3. #3
    Status : Sızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: May 2010
    Mesajlar: 139
    Sızı seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Riya/gösteriş inanan bir insanda bulunmaması gereken kötü bir huydur. Riya, ihlâsla kesinlikle bağdaşmaz. Kişi riya ile yaptığı hiçbir amelin ve ibadetin sevabına kavuşamaz. İbadetlerine riya karıştıran bir insan, ahirette sevaptan yoksun kalır. Yaptığı ameller sadece dünyada kalır. Dünyada iken ameli onu kurtarsa da ahirette boşa gider.28
    1. Riya, ateşin odunu yediği gibi sevaplarımızı yiyip bitirir. Kişinin bu dünyada yaptığı amellerin Allah katında makbul olabilmesi için amellerini ihlâsla yapması gerekir. İhlâs ile yapılmayan hiçbir ibadet makbul değildir. Dinin ruhu ihlâs, yani ibadetin yalnız Allah’a yapılmasıdır. İhlâsla yapılmayan her ibadet reddedilir. Zira Yüce Allah: “Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa salih amel yapsın ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.” (Kehf, 69/110) buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz de bir kutsi hadiste: Allah’ın “Kim benim için yaptığı bir işe benden başkasını ortak yaparsa onu şirkiyle baş başa bırakırım. Ben, ortaklıktan uzağım, ortaklıktan beriyim.”29 buyurduğunu ifade etmektedir.
    Yine bir başka hadislerinde Hz. Peygamber (s.a.s.): “Sizin için en korktuğum şey, küçük şirktir.” buyurmuştur. Bunun üzerine Ashap sordu: Ey Allah’ın Resulü! Küçük şirk nedir? Hz. Peygamber: “Riya/gösteriştir. Kullar amellerinin karşılığında ceza ve mükâfatlandırılacakları gün gösterişçilere: Dünyada kime gösteriş yaptınızsa onlara gidin, yanlarında bir karşılık bulabilecek misiniz bir bakın?” denilecektir.30
    Demek ki riya/gösteriş insanın amellerini, ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi yok etmekte ve o kişiyi sevapsız bırakmaktadır. Ahirette amellerimizin sevabını istiyorsak, riya/gösterişten uzak, sadece Allah rızasını gözeterek amel yapmalıyız.
    Nitekim Bediüzzaman Said Nursi: “Amelinizde Allah rızası olmalı. Eğer O, razıysa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O, kabul etse bütün halk reddetse tesiri yok. O, razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti lazım gelirse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk’ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.”31 sözleriyle insanların hoşnutluğundan arınıp sadece Allah’ın rızasını kazanmaya yönelmenin önemini belirtmektedir.
    Yine Bediüzzaman Said Nursi, yapılan amellerde ihlâsın önemini açıklarken şöyle demektedir: “… Rıza-yı İlahî kâfidir. Eğer O yâr ise, herşey yârdır. Eğer o yâr değilse, bütün dünya alkışlasa beş paraya değmez. İnsanların takdiri, istihsanı (beğenisi, hoş karşılaması), eğer böyle işte, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli iptal eder. Eğer tercih ettirici bir sebepse, o ameldeki ihlâsı kırar. Eğer o ameli yapmaya teşvik edici ise saflığını izale eder. Eğer sırf alâmet-i makbuliyet olarak, istemeyerek Cenab-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesiri namına kabul etmek güzeldir ki, ‘Beni gelecek nesiller içinde yâd-ı cemil eyle’ (Şuara, 26/84) buna işarettir.”32 “Ey nefis eğer takva ve amel-i salih ile Halikını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur, o kâfidir. Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse iyidir. Şayet onların ki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi aciz kullardır. Maahaza ikinci şıkkı takip etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet bir maslahat için sultana “müracat eden adam sultanı” razı etmiş ise, o iş görülür. Etmemiş ise halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Mamafih yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına bağlıdır.”33
    2. Riya, insanın Allah’ın gazabına ve lanetine uğramasına sebep olur. İnsanın Allah’ın dışında herhangi bir başka varlığın rızasını düşünerek hareket etmesi Kur’ân’da ‘şirk’ ya da ‘Allah’a ortak koşmak’ olarak ifade edilmiştir. Yukarıda zikrettiğimiz hadislerde de görüldüğü gibi riya/gösteriş şirktir. Şirk ise Allah’ın asla affetmediği en büyük günahtır.34 Kim amellerini Allah’tan başkasının beğenisini ve rızasını gözeterek yaparsa, bu davranışıyla Allah’ın gazabına ve lanetine uğrar.
    İnsanın bu konuda nefsinin telkinlerine karşı da son derece uyanık olması ve nefsini kendini kandırmadan dürüstçe değerlendirmesi gerekmektedir. Çünkü nefsin en büyük arzularından biri de Kur’ân ahlâkına zıt olarak, insanların hoşnutluğunu, beğenisini ve takdirini kazanabilmektir. Nitekim çoğu insan yaptığı pek çok işi kendi istek ve tercihleri doğrultusunda değil de, sırf çevrelerinden takdir toplayabilmek ve bu takdir ile de toplumda bir yer edinebilmek için yapar. Dolayısıyla da bu insanların hayatlarını yönlendiren ana mantık ‘insanların hoşnutluğunu kazanabilme arzuları’ olur.
    İhlâsı kazanmak isteyen bir müminin, cahiliye toplumlarında hayatın en temel dayanağı olan “insanlar ne der” mantığından tamamen kurtulması gerekir. Çünkü insanların hoşnutluğuna dair endişeler yaşandığı sürece insanın katıksız bir ihlâs anlayışından bahsedebilmesi mümkün değildir.
    İşte insanın ihlâsı kazanabilmek için her zaman için niyetini halis tutması ve katıksızca Allah’ın rızasına yönelmesi gerekmektedir. Allah dilemediği sürece rızası kazanılmış olan insanların kişiye bir faydası olmaz, ama Allah’ın rızasını, desteğini, sevgisini ve hoşnutluğunu kazanan bir insan, tüm bu insanların kendisine sağlayacağı desteği zaten kazanmış demektir. İhlâsla hareket ettiği için Allah zaten ona dünyada da ahirette de en güzel hayatı yaşatacak, ona hiçbir insanın sağlayamayacağı desteği sağlayacak, hiçbir insanınkiyle kıyaslanamayacak bir dostluğu nasip edecektir.

    Alıntı

  4. #4
    Status : Sızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: May 2010
    Mesajlar: 139
    Sızı seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    riyadan kurtulmak için, ihlâsı kazanmak, muhafaza etmek ve ihlâsa engel olabilecek manilerden kurtulmaya çalışmak gerekir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi, “Lem’ alar” adlı eserinde ihlâsı kazanıp muhafaza ederek ve manileri defetmek için birtakım düsturlara sarılıp yapışmayı ve hayatımızda uygulamamızı tavsiye etmektedir. Bu düsturları şöyle özetleyebiliriz:
    1. Amelimizde rıza-yı ilahî olmalı, yani yapılan ameller sırf Allah rızası gözetilerek yapılmalı,
    2. Kur’ân’a hizmet eden din kardeşlerimizi tenkit etmemeli ve onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemeli,
    3. Bütün kuvvetimizi ihlâsta ve hakta bilmeli,
    4. Din kardeşlerimizin meziyetlerini şahıslarımızda, faziletlerini kendimizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmeliyiz.35
    İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en etkili bir sebebi de, “Rabıta-i Mevt”tir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve insanı riyaya ve dünyaya sevkeden, tul-i emel olduğu gibi; riyadan nefret ettiren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümü düşünüp, dünyanın fani olduğunu mülahaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır.36
    Riyanın asıl çözümü ve riyadan korunma yolu ise, nefsi arındırmaktır. Zira nefis arınmadığı sürece, yalnız da olsa kişi, amelini nefsi için yapmak gibi bir hale düşebilir ki, bunda hem riya ve hem de şirke girme ihtimali vardır.

    Eğer insan, riya belasından kurtulamazsa sonunda daha da tehlikeli olan “nifak” hastalığına yakalanır.

    Netice olarak diyebiliriz ki, riya, insanın kalp, ruh ve düşünce dünyasının kirlenmesine sebep olan, Allah’ın asla sevmediği ve razı olmadığı kötü ve çirkin bir davranıştır. İnsanın bu dünyada yaptığı güzel amellerden ahirette de istifade edebilmesi için amellerini ihlâs ve samimiyetle yapması gerekir. Aksi takdirde, başkalarına riya için yapılan amelden sevap beklemek doğru değildir. Çünkü riya, insanın amellerini, ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi yakıp bitirir ve o kimseyi sevaptan mahrum bırakır.

    Alıntı

  5. #5
    Status : derdi güzel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Mar 2010
    Mesajlar: 2.287
    derdi güzel yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    “Allahım, kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan temizle -âmin.”

    Amin amin amin Allah(C.C.) razı olsun
    .
    Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık
    Anlaki yok Allahtan başka yakınlık .

  6. #6
    Status : Sızı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: May 2010
    Mesajlar: 139
    Sızı seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Alıntı derdi güzel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    “Allahım, kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan temizle -âmin.”

    Amin amin amin Allah(C.C.) razı olsun
    amin

  7. #7
    msb
    Status : msb isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Apr 2010
    Bulunduğu yer: konya
    Mesajlar: 383
    msb seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    gerçekten cok güzel bir konu seçilmiş elerinize saglık bizleri faydalandırdıgınız için
    Avare gibi çöllerde yanmak değildi Sevda
    Her yerde Onu görmekti
    Leyla’da de ğildi Sevda
    Heryerde Onunla Olmakt ı
    Ve as ıl Sevda…
    Bu yolda ilerlerken Mevla’y ı bulmaktı
    Bir sa ça; bir cemale kanmak değil;
    O güzelli ğin sahibine yanmaktı…
    Ona kavu şma pahasına; ömrü Can’a sunmaktı
    Leyla bir sembol…
    As ıl Mecnûn içimizde…

  8. #8
    Status : aliye isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2009
    Mesajlar: 188
    aliye seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Alıntı inci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    “Allahım, kalbimizi nifaktan, amelimizi riyadan temizle -âmin.”
    ibedetlerimizi sadece ALLAH rızası için yapalım inş
    Ne zamanı âşıklığımın ne de vakti ışığımın.
    Şimdi sükût et ey gönül sükût

  9. #9
    Status : *Gökçe* isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2009
    Bulunduğu yer: RABBİMİN GÖRDÜĞÜ YERDEN...
    Mesajlar: 4.887
    *Gökçe* yakında ünlü olacak *Gökçe* yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Riya Konusunda ibret dolu bir kissa;


    "Müridlerden birisi gece boyu camide yalnız bir şekilde namaz kılmak istemiş ve başlamışAradan az bir miktar geçtikten sonra, arkasında birisinin geldiğini hissetmiş ve gelenin nefesini duymuş,gelen kişinin çok yakınına geldiğini hissetmiş,içinden "kesin şeyhim geldi,beni izliyor. Namazımı daha iyi kılmalıyım" diye düşünmüşSabaha kadar, hiç ara vermeden namazını kılmışTabi yorgunluktan ölüp bitmiş, ama şeyhinin de orada olduğunu biliyormuş"Tamam artık yeter,sabah oldu" deyip, arkasını döndüğü zaman, karşısında bir köpek ona bakıyormuşKöpek, gece soğuk olduğu için camiye sığınmışMeğer,şeyhi zannettiği gelen, bir köpekmişMürid büyük bir ders almış:"Ey ahmak nefsim, bir köpek için bütün gece namaz kılıp, yorulmayı göze aldın,bir köpeğe yaranmak için neler yaptığına bakHalbuki Allahü tealanın her an seni görüp bildiğini unuttun," demiş

  10. #10
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0



    Amellerin Kurdu Riya

    İbadet ve itaatini gösteriş için yapanların durumu, para kesesine çakıl taşı doldurarak pazara çıkan adamın haline benzer. Görenler, adamın kesesinin ne kadar şişkin olduğuna bakıp kıskanırlar. Oysa bunun ne yararı olabilir ki?

    Emeğinin boşa gitmesi kadar insanoğlunu hayal kırıklığına uğratan ne olabilir? Müşterisinin sipariş ettiği takım elbise için günlerce emek veren, fakat işi paçavra gibi yüzüne vurulan terzinin halini düşünün. Kim bilir hangi yırtığını onaracak olmanın hayaliyle dikmişti o elbiseyi; belki bir önceki ayın ödenememiş kirasını ödeyecekti. Belki de çocuğunun okul masraflarını karşılayacaktı.

    Böyle bir durum karşısında önyargılı davranıp, hemen emekçiden yana tavır almak, sipariş sahibini suçlamak mümkün. Ama işin içinde pekâlâ başka durumlar da olabilir. Sözgelimi müşterinin tarif ettiği modeli dikmemiştir. Kendisine bildirilen kumaş markası yerine başka birini kullanmıştır. Ucuza mal ettiği için pek görünmeyen bir defosu olan kumaştan dikmiştir elbiseyi… Eğer böyleyse elbette ki haklı taraf müşteridir. Terzi ne kadar hayal kırıklığına uğrarsa uğrasın…

    Büyük Hayal Kırıklığı

    İbadetlerine riya karıştıran, yani sırf Allah için değil de ona buna şirinlik olsun diye yapan kişi, pek çok açıdan bu terziye benzer. Yaratanın samimiyetle yapılmasını emrettiği ibadetleri az ya da çok yerine getirmiş olarak ilâhi huzura çıkar. Ümitlidir. Fakat amelleri deyim yerindeyse defoludur. Yüzüne çarpılır ve denir ki: “Ey iki yüzlü, gösteriş budalası! Amelini kimin için yaptıysan karşılığını git, ondan al!” (Gazalî, İhya)

    Tek geçer akçe salih amel olduğu o dehşetli günde, bir anda her şeyini kaybetmiştir kişi. İflas etmiştir. Böyle bir hayal kırıklığı hangi dünyevî hayal kırıklığı ile kıyaslanabilir?

    Mademki böyledir, riya nedir, kimde bulunur, bu defodan kurtulmak için neler yapılmalı sorularına cevap aramamız gerekir. Kısaca, alimlerimizin önümüze tuttuğu ışıkla birlikte arayalım cevapları.

    Riya sözlüklerde “gösteriş, iki yüzlülük” olarak geçer. Yani olduğu gibi görünmeme, göründüğü gibi olmama hali… Buna göz boyama, adam aldatma, yapmacık hareket etme de diyebiliriz. Neticede hepsi aynı kapıya çıkar.

    İslâm alimlerimiz bu kelime için daha ince tarifler yapmışlar. Sonuç itibariyle demişlerdir ki; “Riya kulun ibadet sırasında içinden (insanlara şirin gözükmek, makam elde etmek, dünyevî kazanç sağlamak, iltifat görmek gibi) farklı maksatlar gütmesi halidir. Riya, ibadetlerde tek maksat olarak Allah rızasını gözetmek hali olan ihlâsın zıddıdır.”

    Riya Kimde Bulunur?

    Böyle bir soruyu; “Elbette riyakârda bulunur!” diye kestirip atmak yetmez. Çünkü iki çeşit riyakâr vardır. Birincisi imanında riya yapan, ikincisi iş ve ibadetlerinde riya yapan. İlkine, yani imanında riya yapana münafık, ikincisine, yani amel ve ibadetlerinde riya yapana sadece riyakâr denir. Yalnız her münafık riyakâr olmasına rağmen, her riyakâr münafık sayılmaz. Aralarında bazı farklar vardır.

    Ünlü tefsir alimi Râzî rh.a. Maun Suresi’nin tefsirinde bu farklara işaretle diyor ki:

    “Münafık, dıştan iman etmiş görünüp içinde inkârı saklayan kimsedir. Riyakâr ise, kendisini görenler dindar olduğuna inansınlar diye, kalbinde olmadığı halde, alabildiğine bir huşu gösteren kimsedir. Şöyle de diyebiliriz: Münafık, kimsenin olmadığı, görmediği yerde namaz kılmayan; riyakâr ise en güzel namazı insanların yanında kılan kimsedir.” (Tefsir-i Kebir, 23/446)

    Kur’an-ı Kerim’de, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden münafığın hali, üzerinde azıcık bir toprak birikintisi varken şiddetli bir yağmurda cascavlak kalan kayanın haline benzetilir. (Bakara, 264). Bu gerçekten çok canlı bir benzetmedir. Çünkü riyakârın dünyada yaptığı iyi gibi görünen amellerin gerçek yüzü hesap gününde ortaya çıkacaktır.

    Şöyle bir örnek de verilir:
    İbadet ve itaatini gösteriş için yapanların durumu, para kesesine çakıl taşı doldurarak pazara çıkan adamın haline benzer. Görenler, adamın kesesinin ne kadar şişkin olduğuna bakıp kıskanırlar. Oysa bunun ne yararı olabilir ki? Çakıl taşlarıyla bir şey almak istese kimse dönüp bakmaz bile.

    İbadetlerde Riya

    İmam Gazalî rh.a., ibadetlerde olabilecek riyayı birkaç grupta incelemiştir. Buna göre en ağırı, ibadetinde zerre kadar sevap niyeti taşımayan kişinin riyasıdır. Normalde ibadetle alakası olmadığı halde, sırf sevdiği kızı dindar olan ailesinden alabilmek için bir anda kırk yıllık sofu kesilen sahtekârın hali bu duruma en açık örnektir. Böyle yapan kişi hiç değilse muradına erdikten sonra ibadete devam etse! Böyle biri hem insanları hem Allah’ı kandırmak gibi bir ahmaklığa prim verdiğine göre ahirette durumu ne olur acaba?

    Riyanın bir diğeri, yaptığı ibadetlerde az buçuk Allah rızası gütmekle beraber daha çok desinler kaygısı taşıyan kimsenin halidir. Bunlar birilerinin kınamasından korktukları ya da menfaat göreceklerini bildikleri zaman ibadetlerini yapar, yalnız kaldıklarında terk ederler. Bir öncekinden farkları, ibadet esnasında arada bir de olsa Allah’ı hatırlamalarıdır. Bu kişilerin, günah bakımından birinciye yakın olduğu söylenmiştir.

    Üçüncü kısım, yaptığı ibadetlerde hem Yaradan’ın hem de yaratılanın rızasını eşit düzeyde isteyen kimsenin riyasıdır. Bu kimse amelleriyle hem Allah’ı hem kulları razı etme sevdasındadır. İkisinden biri eksik olsa ameli terk eder. Alimlerimizin kavline göre, kişi bu niyetle yaptığı amelinden fayda görmese de zarar da görmez. En kötü ihtimalle günahı kadar sevabı olur.

    Riyanın dördüncü ve son kısmı, ibadetlerini her halükârda Allah için yapmaya çalışan, fakat insanlar duyup görünce de hoşnut olan, bu şekilde daha bir gayrete gelen kimsenin halidir. İmam Gazalî rh.a. bu gruptaki riyakârların durumunu Allah’a havale etmekle birlikte, kendi kanaatini şöyle açıklıyor: “Bize göre böyle birinin durumu, sevabının kökünden yok olmayacağı ama azalmış olacağı ya da riyası nispetinde azap, ihlâsı nispetinde sevap göreceği şeklindedir.” (İhya)

    Bir Samimi Olabilsek

    Yapmacık hareketlerin onay gördüğü, ikiyüzlülüğün sanat haline getirildiği, riyadan kaçınmanın adeta iğne deliğinden geçmek kadar zor olduğu bir dönemde bulunuyoruz. Böyle bir zamanda riya illetine bulaşmak ne kadar kolaysa, ondan kurtulmak da bir o kadar zordur. Bir yandan da amellerin niyetlere bağlı olduğu, Cenab-ı Hakk’ın ihlâs ve samimiyeti sevdiği de apaçık ortadadır. O halde bu illetten bir an önce kurtulmak gerekir.
    İslâm alimleri bu manevi hastalığın tek ilacı olarak ihlâsı göstermişlerdir. İhlâs, yani kulun amel, ibadet ve davranışlarını, sadece Allah Tealâ için yapması hali. Yani Allah’a samimiyet…

    Riyayı bir tür zehir olarak düşünecek olursak, diyebiliriz ki ihlâs onun panzehiridir. Fakat mühim olan çareden ziyade, böyle bir panzehiri içmeyi kabullenmenin zorluğudur. Zira vücuda yararlı her ilaç gibi ihlâs şurubu da kişiye acı ve zor gelir. Sabır ve dirayet gerektirir.

    İhlâsa ulaşmak için kişiyi riyakârlığa sevk eden, övülme tutkusu, yerilme kaygısı, rızık korkusu gibi bir dizi zararlı huydan vaz geçmek gerekir. Bilinmelidir ki her şey Alah’ın elindedir. Kul gözüne girerek hedefe ulaşmayı ummak yerine, mülkün asıl sahibi olan Allah’ın gözüne girmeye çalışan kişiyi Allah diğer kulların sevgi ve ilgisine de mazhar kılar. Zor gözüken işlerini kolaylaştırır.

    Sevap da Günah da Gizli

    Öte yandan, yapılan nafile amel ve ibadetleri gizlemek, başkalarına söylememek, kazara gören olmuş ve övmüşse bu övgüye layık bir şey yapmadığını düşünmek gerekir.

    Kaynak kitaplarımızda, “Selef-i Salihîn” denen İslâm’ın ilk dönemlerinde yaşamış büyük zatların sadakalarını ve başka iyi amellerini halkın gözünden ısrarla gizledikleri kaydedilir. O derece ki, içlerinden bazıları yardım edecekleri şahıslar tarafından dahi tanınmasınlar diye özellikle gözleri görmeyen fakirleri tercih etmişlerdir. Bazıları da yapacakları yardımı fakir kişi uyurken, gizlice ceplerine koyuvermişler.

    Osmanlı’daki sadaka taşları benzer hassasiyetin sonucudur. Sadaka vermek isteyen kişi daha çok gecenin bir vakti gider, yapacağı yardımı taşın oyuğuna bırakıverirdi. Muhtaç kimse de bu taşlara gider, ihtiyacı olan kadarını alırdı. Böylece ne yardım eden bilinirdi, ne yardım gören… Hatta anlatıldığına göre bu taşlar öyle ince bir düşünceyle tasarlanmış idiler ki, kendilerine uzatılan elin yardım koymak için mi, yoksa yardım almak için mi girdiği anlaşılmazdı.

    Bu arada, riyaya girerim korkusuyla amel ve ibadet yapmamak şeytanın hilesidir. Bu sebeple “farz ibadette riya olmaz” da denilmiştir. “Riyaya girmekten korkuyorum” bahanesine sığınarak amel ve ibadetten kaçmak yerine, ihlâsla yapacağım istek ve telkiniyle hareket etmek gerekir. Bir şeyi istemek onu elde etmenin yarısıdır, bu da bilinmelidir.

    İmam Rabbanî k.s. Hazretleri ihlâs iksirinden yudumlamayı kolaylaştırmak için tasavvufî terbiye altına girmeyi öneriyor. Bir mektubunda diyor ki: “İlim ve amel kitaplardan alınır. İlim ve amele göre ruh sayılan ihlâsın elde edilmesi ise sûfilerin yollarına girmeye bağlıdır.” (Mektubat, 59. Mektup)

    Son olarak; riya hastalığından şifa bulmak için bütün bu tedbirlerin yanı sıra, sevgili Peygamberimiz’den gelen şu duayı da ihmal etmemelidir:

    “Allahım, kalbimi nifaktan, amelimi riyadan temizle -âmin.”
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok



SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.