Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 12

Bu Haftanin Konusu : [ KuL HaKKı ]

Haftanın Konusu icinde Bu Haftanin Konusu : [ KuL HaKKı ] konusu , Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... Kul hakkı, geniş bir kavram. Kulun bedenine ve malına yapılan tecavüzler maddî hukuk, kalp ve ruhuna verilen zararlar ise mânevî hukuk olarak değerlendirilmeli. Kulun maddî hukukuna ...

  1. #1
    Status : x[NuR-u AfRa]x isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Aug 2008
    Mesajlar: 2.404
    x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Bu Haftanin Konusu : [ KuL HaKKı ]



    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...


    Kul hakkı, geniş bir kavram. Kulun bedenine ve malına yapılan tecavüzler maddî hukuk, kalp ve ruhuna verilen zararlar ise mânevî hukuk olarak değerlendirilmeli.


    Kulun maddî hukukuna en büyük tecavüz, öldürme hâdisesi. İnsanın yaşama hakkına son verme, onun bu kâinatla olan bütün münasebetlerini bir anda kesip atma, kulu, Rabbine ibadetten alıkoyma, İlâhî eserleri tefekkürden, rahmanî nimetlere şükürden menetme cinayeti. Allah’ı tesbih eden yetmiş trilyona yakın hücrenin bütün bu tespihlerini bir kurşunla delip geçme, yahut bir bıçakla kesip atma ihaneti.

    Fıkıh âlimlerimiz katlin üç yerde câiz olduğunu söylerler.

    - İmandan sonra küfre girme
    - evli olduğu halde zina etme
    - haksız yere bir insanın kanına girme.

    Bunlar dışında insanın hayatına son verilemiyor.
    Kim bir nefsi, kısas yahut yeryüzünde fesat çıkarma sebeplerinin biri olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir.”
    (Mâide Sûresi, 32)
    mealindeki âyet-i kerimenin tefsiri sadedinde Üstad Bediüzzaman Hazretleri, şu enteresan beyanda bulunur:
    Bir mâsumun hayatı, kanı, hatta umum beşer için de olsa heder olmaz. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir.”
    ( Sünuhat)
    Yâni, Allah’ın sonsuz kudretine nazaran bir insan yaratmakla bütün insanları yaratmak arasında fark olmadığı gibi, Onun sonsuz rahmet ve adaleti noktasında da bir insanın katli ile, bütün insanların katli arasında fark yoktur.

    İnsanoğlu her nasılsa, başkalarının hakkını çiğnerken o insanların Allah’ın kulu olduklarını unutuyor. “Ben Allah’ın bir kuluna zulmedersem, Onun kahrına hedef olurum.” diye düşünemiyor. Bunun içindir ki, kendisine İlâhî ikazlar geliyor.

    Bu rahmanî ikazlara tercüman olma sadedinde Allah Resulü de (asm.) ümmetini defalarca ve değişik şekillerde ikaz etmiştir.

    Sadece üç misâl:
    Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”
    (Buharî, Müslim)

    Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.”
    (Müslim)

    Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek, düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, borçlarından başka bütün günahlarına kefaret olur. Bunu bana Cibril söyledi.”
    (Müslim)
    Bu son Hadis-i Şeriften çok önemli bir hakikat dersi alıyoruz: Şehitlik de kul hakkını kaldırmıyor.

    Allah yolunda canını veren bir mümin bunun büyük mükâfatını görmekle birlikte, kullara olan borçlarından kurtulamıyor. Zira kul hakkının affını Cenâb-ı Hak kula bırakmış. Aynı şekilde, samimi tövbe eden bir müminin de geçmiş günahları affolunuyor, ama kul hakkı bu affa da girmiyor.
    Tövbekâr olanlar hakkında hukukullah dâvâsı takip edilmez. Ancak hukuk-u şahsiye dâvâsı kalır.”
    ( Hak Dini Kur’an Dili)
    Meselâ, gıybet eden bir insan gıybet ettiği kimseden helâllik almadıkça bu günahın cezasından kendini kurtaramaz.

    Kur’an-ı Hakîm’de, ilk bakışta kul hakkı gibi görünen ve kullar arasındaki adalet esaslarını tespit eden birçok âyetlerden sonra, “İşte bu Allah’ın hudududur, onu tecavüz etmeyin.” mealinde İlâhî ikazlar gelir. Demek ki, kul hakkını çiğnemek, Allah’ın hududuna tecavüz olarak kabul ediliyor. Artık böyle bir cinayeti işleyen insan kime iltica edecek, kimden yardım dileyecektir?

    İnsan, Allah’ın kulu olduğundan onun hukukuna riayetsizlik de İlâhî azabı netice veriyor ve bu noktada hukuklar birleşiyor.

    Kendi parmağımızı niçin kesemez, hayatımıza neden kastedemeyiz? Çünkü, ne beden bizim, ne de ruh. Haneyi harap etmeye de hakkımız yok, misafiri oradan çıkarmaya da. Yaparsak ne olur? Allah’ın mahlûkatında Onun rızası dışında tasarrufa kalkışmış oluruz. Bu ise hem hukukullah’a karşı bir isyan, hem de kul hakkını ihlâldir. Demek ki aynı fiil ile iki hukuka birden tecavüz ediliyor.

    Alaaddin Başar ( Prof. Dr. )

  2. #2
    Status : x[NuR-u AfRa]x isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Aug 2008
    Mesajlar: 2.404
    x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Kul hakkı Cennete girmeye manidir

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

    * Bir kimse Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa fakat üzerinde bir kuruş kul hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe Cennete giremez.

    * Kul hakkı çok mühimdir. Allahü teâlâ her türlü günahı affedebilir. Ama, kul hakkıyla gelmeyin buyuruyor. Kul hakkıyla gidenin işi adalete bırakılır. Adaletin ne şekilde hüküm vereceği belli olmaz. Allah korusun çok kimse ümitle gider de, hâli perişan olur.

    * Size haksızlık eden, zulmeden, malınızı mülkünüzü gasp eden aslında size iyilik etmiştir. Eyvah onların haline. Sen mazlum, onlar zalim. Alan düşünsün. Ahirette zalim ağlayacak, mazlum gülecek. Zalim verecek, mazlum alacak.

    * Günahı çok olan ehli sünnet âlimlerinin kitaplarını dağıtsın.

    * Kendisine himmet gelen kimse, yerinde duramaz.

    * Fakirlere verilen sadaka namazdaki kusurları giderir.

    * Cenab-ı Hak Ramazan orucunun karşılığı ile iftiraya uğrayan kullarının ecirlerini hesapsız vereceğini vaat ediyor. Merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlânın kereminin sonsuzluğuna bakın ki; mümin kullarının hesaplarını sevap-günah tartısıyla ölçmenin yanında; kulun lehine olarak iki kapıyı ardına kadar açık bırakıyor. Halbuki; sevaplarla günahların yazılışlarında bile kulun lehinde hareket edilir; bunları tespitle görevli melekler, kulun hayırlı bir iş murat edip de yapamaması halinde bile sevap yazarken, kötü bir düşünceyi ise, ancak fiile döktükten sonra kayda geçirirler.

    * Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri anlatır:
    Bir defa cihânın süsü ve kâinâtın efendisi olan Peygamber efendimizi rüyada görmekle şereflendim. Yan yana uzanmış yatıyorduk. O kadar yakındık ki, mübarek nefesi yüzüme geliyordu. Bu esnada susadım. İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğulları, orada idiler. Resulullah, onlardan su getirmesini emretti. Yâ Resul, onlar benim pîrimin oğullarıdır) diye arz ettim. (Onlar söz dinler) buyurdu. Onlardan biri, kalkıp su getirdi. Kana kana içtim. Sonra; (Yâ Resul, İmama-ı Rabbani müceddîd-i elf-i sânî hakkında ne buyurursunuz?) diye arz ettim. (Ümmetimde onun bir benzeri yoktur)Mektûbât'ı, mübarek nazarlarınızdan geçti mi?) dedim. (Eğer ondan hatırladığın bir yer varsa oku) buyurdu. Ben de, Allahü teâlâ için; (O, verâ-ül-verâ sonra yine verâ-ül-verâ'dır, yani Allahü teâlâ ötelerin ötesidir. Akıl neyi düşünür ve neyi tasavvur ederse O değildir) yazdığını söyledim. Resulullah efendimiz bunu çok beğendi ve; (Tekrar oku!) buyurunca, tekrar okudum. Bu ifâdeleri çok güzel buldu. Bu hâl epey bir müddet devam etti.

    Sabah olunca büyüklerden bir zât erkenden gelip bana; ( buyurdu. (Yâ Resul! Ben bu gece rüyamda sizin bir rüya gördüğünüzü gördüm. O rüyayı bana anlat!) deyince, anlattım. Çok beğenip, hayret etti. Ben gördüğüm bu rüyada, Resulullah efendimizin mübarek nefesinin ve sohbetinin bereketiyle kendimi tamâmen nûr ve huzur içinde buldum. Uyanık iken ele geçen şeylerden daha çok bereketli olan bu rüyanın bereketiyle günlerce acıkmadım ve susamadım.

  3. #3
    Status : x[NuR-u AfRa]x isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Aug 2008
    Mesajlar: 2.404
    x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Kul hakkı nedir? Kul haklarından kurtulmak için ne yapmak lazımdır?

    Kul hakkı; kul ile diğer insanların arasında, mallarını gasbetme, dövme, eziyet etme, yaralama, öldürme ve kötü sözler söylemekten dolayı meydana gelen haklardır. Kul hakkı insanlara yapılan bir zulümdür.

    Ahireti üzerinde meraklı olan kimseler, başkalarının haklarına tecavüz etmekten sakınmalıdırlar. Çünkü Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:
    . sonra şüphesiz siz de kıyamet günü Rabbinizin huzurunda hesaplaşacaksınız.” (Zümer; 31)

    Bir kimse, başkası ile olan hesabını, Allah-u Zülcelal’in huzuruna bırakırsa, çok büyük bir zarara girmiş demektir. Allah-u Zülcelal hiçbir kulunun alacağını başkasında bırakmaz. Çünkü O, çok büyük adalet sahibidir.

    Üzerinde başka insanların hakkı bulunan kişi, ölmeden önce o kimselerle helalleşmelidir. Nitekim Hz. Peygamber (asv) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
    “Sizden biriniz bir başkasına haksızlık etmişse, dinar ve dirhem bulunmayan kıyamet gününden önce, yani bugün helalleşsin. Kıyamet günü, haksızlık yapan kimsenin sevaplarından, haksızlık yaptığı kadarı alınır ve haksızlığa uğrayana verilir. Şayet sevabı yoksa, haksızlığa uğrayanın günahlarından alınır, haksızlık yapana yüklenir.” (Buhari)

    Görüldüğü gibi, kul hakkıyla ahirete giden kimsenin hali perişanlıktır. Buna göre, herkes hakkını aldığı kimseyle helalleşmelidir.

    Şayet helalleşmemişse, salih amellere sarılmak suretiyle Allah-u Zülcelal’in rızasını kazanmaya gayret etmelidir.
    Eğer Allah-u Zülcelal’i razı ederse, kıyamet günü Allah-u Zülcelal de hakkını aldığı kişiyi razı ederek onu cehennemden kurtarır.


    Nitekim, rivayet edildiğine göre, üzerinde kul hakkı bulunan bir kişi Allah-u Zülcelal’i razı ederse, kıyamet gününde hakkını aldığı kişiye, Allah-u Zülcelal:
    - Başını kaldır, bak, buyurur. O kişi başını kaldırınca Cennet-i Ala’da çok büyük güzel saraylar görür ve:
    - Ya Rabbi! Bunlar kimindir? diye sorar. Allah-u Zülcelal:
    - Bunlara sahip olmak senin elindedir, buyurur. O kimse:
    - Ya Rabbi! Bunlara ne ile sahip olabilirim, benim gücüm buna yeter mi? diye sorar. Allah-u Zülcelal:
    - Bunlara gücün yeter. Çünkü bunların bedeli, bu kulumu affetmendir, buyurur. O zaman adam:
    - Ya Rabbi! Ben onu affettim, der. Bunun üzerine Allah-u Zülcelal şöyle buyurur:
    - Öyleyse elele tutun ve beraberce cennete girin.
    Görüldüğü gibi, insan dünyada Allah-u Zülcelal’i razı etmeye gayret ederse, kıyamet gününde Allah-u Zülcelal de onun üzerindeki hakları ödemesi için bu şekilde ihsanda bulunur.

    Şehidler bile, Allah-u Zülcelal’in yanında çok kıymetli olmalarına rağmen, Allah-u Zülcelal hak sahiplerini affetmediği sürece, şehitlerin dahi kul haklarını affetmez. Onun için Hz. Peygamber (asv) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
    “Şehidin, borcunun dışındaki bütün günahları bağışlanır.” (Müslim)

    Bu hadis-i şerifte kul hakkının ne kadar çok önemli olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden kul hakkına girmemeye çok dikkat etmek lazımdır. İnsanları kırmayan, zarar vermeyen, bir malı borç alıp da geri veren insan, kıyamet gününde rahat eder. Zulüm, insan için çok çirkin bir elbisedir ve sahibini kıyamet gününde azaba müstahak edecektir. Onun için insanın hem başka insanlara hem de kendisine zulmetmekten kaçınması lazımdır.

    Kaynak: Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Asrımız Meselelerine Fetvalar, Reyhani Yayınları.
    M. MUSTAFA PAKDEMİR

  4. #4
    Status : HiRaNuR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2008
    Bulunduğu yer: •––•(-•islam•-)•––•
    Mesajlar: 1.700
    HiRaNuR seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    KUL HAKLARI


    Kâfir hakları çok mühimdir
    Sual: Gayrı müslimlerle çalışıyoruz. Onların hakkını yesek günah olur mu?
    CEVAP
    Gayr-i müslimlere [müslüman olmıyanlara] kâfir denir. Bunların inançları, ibâdetleri sevilmez. Fakat onları incitmek, kalblerini kırmak haramdır. Gayrı müslimleri gıybet eden, yüzlerine karşı kâfir diyen müslüman cezalandırılır. Çünkü bunları incitmek, mallarına zarar vermek günahtır. (Mülteka) [Kâfirler kendilerini kâfir kabul etmedikleri için kâfirin bile yüzüne karşı kâfir demek günah olur.]
    Zimmiye [yani gayr-i müslim vatandaşa] zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. Hayvanlara işkence, zimmiye işkenceden daha kötüdür. Zimmiyi üzmemek için selamlaşmak ve tokalaşmak caiz olur. Açıkça günah işliyen fâsığa selam vermek de böyle caizdir. (Dürr-ül-muhtar)
    Üzerinde kul hakkı bulunanların ibâdetleri kabul olmaz, cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helallaşmak gerekir. Gönlü alınmazsa ahırette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayrı müslimlerin mal ve canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadın ve kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (R. Muhtar)
    Savaş hali hariç, kâfirleri öldürmek de haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Arkadaşını öldüren, ümmetimden değildir. Öldürülen kâfir olsa da yine böyledir.) [Hadika]
    (Zimmiyi öldüren, Cennetin kokusunu alamaz.) [Hadika]
    (Zimmiyi öldürene, Cennet haramdır.) [Ebu Dâvud]

    Kul Hakları
    Sual: Yirmi yıl önce birkaç arkadaş, bir şirkete para yatırıp hisse senedi almıştık. Şirket yetkilileri, senedimizin ne aslını, ne de kârını veriyorlar. Şirketin adını da değiştirmişler. Bize "Siz şirketten ayrılmak istediğinize göre, bizden değilsiniz. Yabancının parasını vermeyiz. Kanuni olarak da her tedbiri aldık. Beğendiğiniz yere gidin." diyorlar. Müslüman olan bu kişiler, kul hakkından hiç mi korkmuyorlar? Acaba bizi kâfir mi zannediyorlar? Dinimizde kâfirin hakkı önemli değil midir?
    CEVAP
    Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemek, onunla helallaşmak, ona iyilik ve duâ etmek de gerekir. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona duâ, istiğfar edip varislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, varisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır. (Sefer-i Ahıret)
    Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevabdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.66, 87]
    Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir. (Dürr-ül-muhtar)
    Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azabları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahibleri ile helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir. (Hadika)
    Paranın Geçmediği Yer
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helallaşsın! Çünkü ahırette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevablarından alınır, sevabları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buharî]
    (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiblerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim]
    (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesâî]
    (Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym]
    Üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez. Salihlerin ruhları kabirlerine gelerek, cesetlerini ziyaret ederler. Vefat eden müminlerin ruhları gelip, dünyada tanıdıklarını sorarlar. (Feraid-ül-fevaid)

    Kâfirin hakkı için de onunla helallaşmalı
    Sual: Almanyada Mısırlı bazı fellahlarla çalışıyoruz. Bunlar, "Almanya gayrı müslim ülkedir. Bunların mallarını hile ile almak caizdir." diyerek büyük marketlerdeki etiketleri değiştirip hile yapıyorlar. Kâfirlerin hakkı mühim değil midir?
    CEVAP

    Gayrı müslimlere [müslüman olmıyanlara] kâfir denir. Bunları incitmek, kalblerini kırmak haram olduğu gibi, hile yapmak, mallarına zarar vermek de haramdır. (Mülteka)
    Üzerinde kul hakkı bulunanların ibâdetleri kabul olmaz, Cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helallaşmak gerekir. Gönlü alınmazsa ahırette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayrı müslimlerin mallarına, canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadınlarına, kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (R. Muhtar)
    Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevabdır. Bir kimse, peygamberlerin yaptığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. (Mektubat-ı Rabbanî c.2, m.66, 87]
    Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azabları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahibleri ile helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir. (Hadika)

    Hakkı Geçmek
    Sual: Bize çay ve yemek ikram eden oluyor. Hakkı geçer diye korkuyorum. İkramını gördüğümüz kişiyle muhakkak helallaşmak gerekir mi?
    CEVAP

    Bize herhangi birşey ikram eden kimsenin o ikramını kabul etmekle bize hakkı geçmez. Ancak az da olsa beraber bulunduğumuz kimselerle sık sık helallaşmak iyi olur. İyilik edenlere de teşekkür etmelidir!


    Emanete riayet

    Sual: Emanete riayetin dinimizdeki yeri nedir?
    CEVAP

    Emanete riayet çok önemlidir. Müminun suresinin başında, kurtuluşa eren müminlerin vasıfları bildiriliyor. 8. ayette de bunların emanete ve ahitlerine riayet ettikleri açıklanıyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Emanete riayet edilmezse, çeşitli belâya maruz kalınır.)
    (Mümin her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet etmez ve yalan söylemez.)
    (Emanete hıyanet etmek münafıklık alametidir.)
    (Hile ve hıyanet sahibi ateştedir.)
    (Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lânete uğrar, şeytan gibi olur.)
    (Emanete riayet etmeyenin dini yoktur. Onun namazı da, zekâtı da kabul olmaz.)


    Kul hakkının önemi

    Sual: Üzerinde kul hakkı ile ölen kimse, cennete giremez mi?
    CEVAP

    Kul hakkı kâfirlik değildir. Sevaplarından bir kısmını vererek kul hakkını öderse, cehenneme girmez. Sevapları yoksa, kul hakkı olanın günahlarının bir kısmını yüklenir. Cezasını çektikten sonra cennete gider. Cennete yalnız kâfir girmez. Ne kadar çok günahkâr olursa olsun, müslüman, günahlarının cezasını çektikten sonra muhakkak cennete girer. Fakat cehennemde ceza çekmek öyle kolay değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip cehenneme atılır.) [Müslim]
    İşlenen günahta kul hakkı da varsa, kul hakkını hemen ödemek, onunla helallaşmak, ona iyilik ve duâ etmek de gerekir.
    Mal sahibi, hakkı olan kimse ölmüşse, ona duâ etmeli, çocuklarına ve vârislerine borcunu verip ödemelidir. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı, fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine niyet etmelidir.
    Kul hakkını, Allahın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azapları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, onunla helallaşmadıkça affa uğramaz. Yani üzerinde kul hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar cehennemde cezalarını çeker. (Hadika)
    Demek ki, kul borcu olan helallaşmalıdır. Kul borcu ile ölürsek, birçok sevabımı hak sahibine verilir, sevabımız kalmazsa, onun günahlarını yüklenmek zorunda kalırız.
    Şehit olan kimselerin kul borçlarını Allahü teâlâ öder.

    Namaz kılanın hakkı

    Sual: Müslümanların, namaz kılmayan kimse üzerinde hakları olur mu?
    CEVAP

    Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:
    Namaz kılmıyan, namaz kılmamakla bütün müminlere zulmetmiş olur. Çünkü her namazda, (Esselamü aleyna ve alâ ibadillahissâlihîn) = [Bize ve salih kullara selam olsun] demekle, bütün müminlere duâ ediliyor. Her gün beş vakit namazda yirmi defa tekrar edilen bu duâdan, müslümanları mahrum bırakmış olur. Yani hakları olan bu duâyı terketmiş olur. Kıyamette bütün müminler bu haklarını alırlar.

    Komşu hakkı
    Sual: İyi komşu nasıl olur?
    CEVAP

    İyi komşu, sadece komşularına zarar vermiyen değil, onlardan gelecek zararlara ve sıkıntılara da katlanandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Malına veya çoluk çocuğuna zarar verir korkusu ile komşusuna kapısını kapatan, onunla görüşmeyi kesen [hakiki] mümin değildir.) [Haraiti]
    Komşu hakkı mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Evinizde pişen yemekten komşunuzun hakkını verin.) [Şira]
    (Allah indinde komşuların iyisi komşularına faydalı olandır.) [Hakim]
    (Cebrail aleyhisselam, komşu hakkının öneminden o kadar bahsetti ki, komşuyu komşuya mirascı kılacak zannettim.) [Buharî]
    Komşu, varis olacak kadar hak sahibidir. Komşular çeşitlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Zımmi [gayrı müslim] komşunun bir hakkı, müslüman komşunun iki hakkı, akraba olan komşunun üç hakkı vardır.) [Bezzar]
    Bir kimse, komşusundan ne bekliyorsa, komşusuna da aynı şeyleri yapmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allaha yemin ederim ki, bir kimse, kendisi için sevdiği şeyi, komşusu veya arkadaşı için sevmedikçe iman etmiş olmaz.) [Müslim]
    Salih kimselerle komşuluk çok iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Bir salih müslümanın hürmetine, komşulara gelecek yüzlerce belâ önlenir.) [Taberânî]
    Kul hakkının en mühimi ve azabı en şiddetli olanı, akrabasına, aile efradına, maiyetinde olanlara emr-i maruf yapmamaktır.
    Komşuya da emr-i maruf yapmamak en mühim bir kul hakkıdır. Mesela, alkollü içkilerin, tesettürsüz gezmenin haram olduğunu, güler yüz ve tatlı dil ile komşularına anlatmalıdır!
    Komşularının günah işlediklerini görüp de, "bana ne" diyerek evine çekilen, uygun bir şekilde onlara nasihat etmiyen ve kendileri ile görüşmiyen, onların Cehennemden kurtulması için yardım etmiyen mesul olacaktır.
    Komşuları böyle bir kimseyi, kıyamet günü Allahü teâlâya şikayet edeceklerdir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Nice kimse, kıyamette komşusunun yakasına yapışıp diyecek ki: "Ya Rabbi, buna sor ki niçin kapısını bana kapattı? Niçin elindeki nimetlerden bana da vermedi?") [İsfehani]
    Her çeşit mal bir nimet ise de, en önemli nimet müslümanlık nimetidir.
    Onun için, komşularımızın, yakınlarımızın bu nimetten istifade etmeleri için çalışmak gerekir!
    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
    (Kendinizi, aile efradınızı, maiyetinizde olanları ateşten koruyun!) [Tahrim 6]
    Komşuyu incitme günahı

    Komşuyu incitmek, başkalarını incitmekten daha kötüdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren, fakat dili ile komşularını inciten nice kimseler vardır ki, gidecekleri yer Cehennemdir.) [Hakim]
    (Komşusuna eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allaha eziyet etmiş olur.) [Ebuşşeyh]
    Komşunun hakkı çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Komşu senden yardım isterse yardım edersin. Borç isterse verirsin. Fakir düşerse gözetirsin. Hastalanınca ziyaret edersin. İyi şeylerini tebrik eder, felaketlerinde sabır dilersin. Ölünce cenazesine gidersin.) [Haraiti]
    (Kendisinin iyi mi, kötü mü olduğunu anlamak istiyen kimse, salih komşularının kendisi hakkında ne dediklerini öğrensin! "iyi" diyorlarsa, Allah indinde iyi olduğunu anlasın!) [İbni Mace]
    Evet, salih komşularımız, bize iyi birisi diyorlar mı?

    Her müslümanın, bilhassa yeni evlilerin, haramlardan sakınan, ibâdet yapan salih müslümanlar arasında ev araması gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ev satın almadan önce, komşuların nasıl olduklarını araştırın! Yola çıkmadan önce, yol arkadaşınızı seçin!) [Şira]

    Müslümanların hakları
    Sual: Bir müslümanın diğer müslüman üzerindeki hakları nelerdir?
    CEVAP

    Müslüman, diğer müslüman kardeşini en az kendisi kadar düşünür. Kendisine yapılmasını uygun görmediği şeylerin başkalarına da yapılmamasını ister. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kendisi için sevdiğini, din kardeşi için sevmiyen kâmil mümin olamaz.) [Buharî]
    Müslüman, başkalarına güzel ögüt verir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Siz, din kardeşinizin aynasısınız. Onda gördüğünüz lekeyi siliniz!) [Ebu Dâvud]
    Müslüman, herkesin gönlünü hoş etmeye, üzüntüsünü gidermeye çalışır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Bir mümini sevindireni, Allahü teâlâ kıyamet günü sevindirir.) [İbni Mübarek]
    (Bir kimsenin üzüntü ve sıkıntısını gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allahü teâlâ yetmiş üç defa mağfiret eder.) [Haraiti]
    (Allah indinde en makbul amel, bir mümini sevindirmek, kederini gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.) [Beyhekî]
    (Müslümanların dertleri ile ilgilenmiyen, onlardan değildir.) [Hakim]
    Müslüman, baştan sona faydalı kimse demektir. O hâlde, diğer müslümanlara elinden gelen yardımı yapmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Şu iki şeyden daha kötüsü yoktur: Allaha şirk koşmak ve Onun kullarına zararlı olmak. Şu iki hasletten de daha üstünü yoktur: Allaha iman etmek ve Onun kullarına faydalı olmak.) [Deylemî]
    (Kim bir mümini, bir münafığın zulmünden, eziyetinden korursa, Allahü teâlâ da kıyamette bir melek gönderip onu Cehennem ateşinden korur.) [Ebu Dâvud]
    (Din kardeşinin işini bir müddet takip eden kimse, o işi görsün veya göremesin, iki aylık itikaftan daha çok sevab alır.) [Hakim]
    Peygamber efendimiz, (Mazlum da, zâlim de olsa din kardeşinize yardım ediniz) buyurunca, (Ya Resul zâlime nasıl yardım ederiz?) dediler. Cevabında buyurdu ki: (Onun zulmüne mani olmak suretiyle yardım etmiş olursunuz.) [Buharî]
    Bir kimse, müslümanlara her gün duâ ederse, makbul insan olur. Namaz kılan mümin tahiyyatta salih kullara duâ etmektedir. Onun için namaz kılmıyan kimse, müminleri bu duâdan mahrum bırakmaktadır.
    Aksırınca (Elhamdülillah) demeli, bunu duyan müslüman da, (Yerhamükellah) yani (Allah sana rahmet etsin.) demelidir! Üçüncü biri varsa (Yehdina ve yehdikümullah) demelidir! Üçüncü bir kimse yoksa, aksıran cevap olarak aynı şeyi söylemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Aksırınca "Elhamdülillah" diyen göz ağrısı görmez.) [Taberânî]
    İnsanların haklı işlerinde vasıta olmak, onlara yardım etmek, imkan nisbetinde ihtiyaçlarını görmek gerekir.
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (İnsanlardan bana gelip ihtiyaç talebinde bulunanlar oluyor. O anda yanımda bulunanlar, onlara yardım etmeli ki, ecir kazansınlar. Allahü teâlâ, sevdiği şeyi peygamberlerin eli ile verir.) [Müslim]
    (İhtiyaçları için bana gelenlere, siz de yardımcı olun! Ben yapmayı murat ettiğim şeyleri, sizlerin vasıta olup, ecir kazanmanız için biraz geciktiririm.) [Nesâî]
    (Dil ile yapılan yardımdan daha faziletli bir sadaka olamaz. Aracı olmak sayesinde kan davası önlenir, menfaat sağlanır ve zararın önüne geçilmiş olur.) [Haraiti]
    Müslümanlara yapılacak iyiliklerin en büyüklerinden birisi de selam vermektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâya yemin ederim ki, mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız. Size bir amel bildireyim onunla birbirinizi seversiniz: Aranızda selamı yayınız!) [Müslim]
    (Ya Enes, abdeste devam et ve güzel abdest al ki, ömrün uzasın. Karşılaştığın herkese selam ver ki, hasenatın çoğalsın! Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!) [Haraiti]
    Selam vermek sünnet, almak farzdır. Selam almayan müslümana melekler çok hayret eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Selam verip müsafeha eden iki müslümanın arasına yüz rahmet iner. Bunun doksanı, önce selam verip elini uzatana, onu ise ötekine verilir.) [Bezzar]
    Bir kimse selamsız, izinsiz girince, Resul-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
    (Geri dön, selam ver, sonra içeri gir.) [Ebu Dâvud]

    Zamane komşuluklar
    Sual: . sitesinde oturan bir bayan okuyucunuzum. Orada oturanlarla, her konuda hemfikir olmadığım için, beni dışlıyorlar. Ben onlara gitsem de, onlar bana gelmiyorlar. Komşuluk böyle mi olur?
    CEVAP
    Önce komşuluk hakkının öneminden kısaca bahsedelim! İyi komşuluğun îmânla da ilgisi vardır. (Güzel komşuluk et ki, hakîkî mü'min olasın) hadîs-i şerîfi bunu açıkça gösteriyor. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
    (Komşuya da, ana-babaya hürmet etmek gibi hürmet etmek lâzımdır.)
    Komşuya hürmet, onunla iyi geçinmektir. Onu incitecek söz ve hareketlerde bulunmamaktır. Zîrâ Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Komşunun mîrâs hakkı gibi hakkı vardır, o da komşuluk hakkıdır. Eger müslüman ise sende iki hakkı vardır: Biri komşu hakkı, biri de müslüman hakkı.) [İslâm Ahlâkı]
    (Komşusuna eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allaha eziyet etmiş olur. Komşusu ile kavga eden, benimle kavga etmiş olur. Benimle kavga eden de Allahla kavga etmiş olur.) [Ebű Nuaym]
    (Namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren, fakat dili ile komşularını inciten nice kimseler vardır ki, gidecekleri yer Cehennemdir.) [Hâkim]
    Komşuya emr-i ma'ruf yapmamak en mühim bir kul hakkıdır. Meselâ, alkollü içkilerin, tesettürsüz gezmenin harâm olduğunu, güler yüz ve tatli dil ile komşularına anlatmalıdır! Komşularının günâh işlediklerini görüp de, "bana ne" diyerek evine çekilen, uygun bir şekilde onlara nasîhat etmiyen ve kendileri ile görüşmiyen, onların Cehennemden kurtulması için yardim etmiyen mes'ul olacaktır.
    Komşuları böyle bir kimseyi, kıyâmet günü Allahü teâlâya şikâyet edeceklerdir.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    (Nice kimse, kıyâmette komşusunun yakasına yapışıp diyecek ki: "Yâ Rabbî, buna sor ki niçin kapısını bana kapattı? Niçin elindeki ni'metlerden bana da vermedi?") [Isfehânî]
    (Komşu senden yardım isterse yardım edersin. Borç isterse verirsin. Fakir düşerse gözetirsin. Hastalanınca ziyâret edersin. İyi şeylerini tebrîk eder, felâketlerinde sabır dilersin. Ölünce cenâzesine gidersin.) [Harâitî]
    Kırk senedir apartmanda oturuyorum. Apartman hayatını iyi bilirim. Apartmanlarda genellikle kimse kimseye gidip gelmez. Sizi kesseler, komşuların haberi olmaz. Ölseniz, kimse duymaz. Cesediniz kokarsa, polise bildirip kapıyı açtırırlar.
    Ben de aynı sitede oturuyorum. Şahsen, hiç bir kimseye gitmiyorum. Daha önce beraber çalıştığımız bir arkadaşın evine bazan giderdim. Hanımın ise, bin tane evden, gittiği kapı, üçü, beşi geçmez. Herkes, kendi kafasının dengini arıyor. Kimisi misâfirden hoşlanmıyor. Kimisi çocuklu misâfirden rahatsız oluyor. Kimisine misâfire hizmet etmek zor geliyor. Kimisi, misâfir kusur bulur, bizi beğenmez diye çekiniyor. Bu bakımlardan misâfirlikler pek revâç görmüyor.
    Ayrıca herkesin zevki farklıdır. Benim gibi maçı hiç sevmiyen birisi ile, hep maçtan bahseden birisi nasıl arkadaş olabilir? Ara sıra bir yakınımı ziyârete giderim. O, maçtan veya faydasız şeylerden bahsedince rahatsız olur, sıkılırım. Fazla oturmaz çıkarım. Âşığa, mâşuktan bahsederseniz, sizi saatlerce dinler. Maçtan, enflasyondan, paradan, puldan bahsederseniz rahatsız olur. "Bu adam deli" der, dinlemez.
    Hele mâşukunu kötülemeye kalkarsanız veya sevmediği birini överseniz, hiç tahammül edemez.

    Onun için kişilerin sevdiği kimseleri fazla tenkid etmemek gerekir. Meselâ bana gelen misâfir, herhangi bir İslâm âlimini kötülerse, mezheplere saldırırsa, Abduhu överse, cinnet basar beni. Bayramını tebrik etmek için bir müftü efendinin evine gitmiştim. Oraya bir başkası da gelmiş. Sohbette, bu kimse, Eshâb-ı kirâmı kötülemeye başladı. "Eshâb-ı kirâmın kötülendiği yerde ben duramam" diyerek evi hemen terkettim.
    "Dışlanıyoruz" demeniz, bir su-i zandır. Eğer, sitedekilerin hepsi, birbirleriyle görüşüp de, size gelmeselerdi, o zaman sözünüzde haklı olurdunuz. Öyle olmadığına bizzat kendim şahit olduğuma göre, ortada bir yanlışlık var demektir.
    Onların görüşlerini tenkid ederek dost olamazsınız. Aynı fikirleri paylaşarak dostluk kurmak mümkündür. Koca sitede, anlaşabileceğiniz, kimseler mutlaka bulunur.

    Komşuyu üzmek
    Sual: Bizimle aynı varlıkta komşu bir hanım var. Evimizde un, şeker, yağ gibi gıda maddesi, veya herhangi bir kitap, bir alet görse, ödünç olarak, ariyet olarak ister. Getirme huyu da yoktur. Hani maddi durumları kötü olsa, varsın getirmesin diyeyim. Bizden aşağı tarafları yok. Beyim, "Ne isterse istesin hiç bir şey vermemeli!" diyor. Komşu hakkından korkuyorum. Vermesem günah olur mu? Komşumun her gördüğünü istemesi ve aldığını getirmemesi günah değil midir? Bu komşu, sadece bizden değil, başkalarından da böyle şeyler istiyormuş.
    CEVAP

    Beyiniz, sizin malınızı, siz de beyinizin malını izinsiz harcayamazsınız. İzinsiz harcamak, başkasına vermek günah olur. Komşu gelince, "Beyim razı olmuyor. Ondan izinsiz bir şey vermem günahmış." derseniz, o da bir daha bir şey isteyemez. Ondan bundan bir şey istemek doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanlardan bir şey istemeyin, velev ki bir misvakı bir defa kullanmak için de olsa.) [Bezzar]
    Ödünç veya borç alıp da vermemek günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Aldığı borcu ödemek istemeyinlere Allahü teâlâ, kıyamette "Bu kimsenin hakkını sizde bırakacağımı mı zannettiniz?" buyurarak o kimsenin iyi amellerini alıp diğerine verir. Eğer borcunu vermiyenin iyi ameli yoksa, borç verenin kötü amellerini, günahlarını borçluya yükler.) [Taberânî]
    Bir kimseye zarar vermek, kalbini kırmak kötüdür. Fakat komşuya zarar vermek, onu incitmek daha kötüdür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Komşusu, zararından emin olmıyan kimse, Allaha iman etmiş sayılmaz.) [Bezzar] [Yani bu kimse kâmil mümin değildir.]
    Komşu kötü de olsa, ona elden gelen iyiliği yapmaya çalışmalıdır!
    Kötü komşu
    Müslüman, komşunun sıkıntılarına da katlanır. Ona zararı dokunmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Komşusu kötülüğünden emin olmıyan kimse, [kâmil] mümin değildir.) [Buharî]
    (Allaha ve ahırete inanan, komşusunu incitmesin!) [Buharî]
    (Allah ve Resulünü seven, bunların da kendisini sevmesini istiyen, konuşunca doğru söylesin, emanete riayet etsin ve komşusu ile iyi geçinsin!) [Beyhekî]
    (Komşusu, şerrinden emin olmıyan kimse, iman etmemiştir.) [Bezzar]
    (Kötü komşu, gördüğü iyiliği gizler, kötülüğü de yayar.) [Taberânî]
    (Kötü komşunun eziyetlerine ölünceye kadar sabredeni Allah sever.) [Hakim]
    (Komşunun köpeğini döven, sahibini incitmiş olur.) [I. Gazalî]
    (Komşusu aç iken tok olan mümin değildir.) [Taberânî]
    (Komşuna ihsanda bulun ki mümin olasın!) [Tirmizî]
    (Salih komşu, uygun bir binek ve geniş bir ev, saadettir.) [I. Ahmed]
    (Sıkıntıya düşen komşusuna yardım edene, sıkıntısını giderene, kıyamette en kıymetli elbiseler giydirilir.) [Şira]

    Akraba hakkı

    Sual: Akrabayı ziyarete gitmemek, günah mıdır?
    CEVAP

    Yakınlarından münasebeti kesmek büyük günahtır. Erkek ve kadın zi rahm-i mahrem akrabayı ziyaret etmek vaciptir. Amca kızı gibi mahrem olmıyan akrabayı ziyaret vacip değildir. (Berika)
    [Zi rahm-i mahrem demek, erkek için anne, bacı, hala, teyze gibi, kadın için, baba, kardeş amca, dayı gibi evlenmesi haram olanlar demektir.]
    Evlenilmesi haram olan salih akrabayı ziyaret vacip; terki büyük günahtır. Hiç değilse, selamla, mektupla gönüllerini alarak bu günahtan kurtulmalıdır. Mektupla, sözle veya para ile yardımın zamanı, miktarı yoktur. Lüzum ve imkana göre yapılır. (Hadika)
    Sıla-i rahm, akrabayı ziyaret etmek demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Allaha ve Kıyamet gününe inanan sıla-i rahm etsin!) [Buharî]
    (Sıla-i rahmi kesen, Cennete girmez.) [Buharî]
    (Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Ben Rahmanım, rahmi yarattım, ona kendi ismimden isim verdim. Akrabasını gözeteni gözetirim. İlgisini kesenle de ilgiyi keserim.") [Buharî]
    (En üstün amel, senden uzaklaşmış olan akrabana sıla-i rahmde bulunmak, sana vermiyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Hakim]
    (İçinde sıla-i rahmi kesen kimse bulunan bir topluma rahmet melekleri gelmez.) [Taberânî]
    (Allahtan en çok korkan kimse mahremlerini en çok görüp gözeten ve en çok emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunandır.) [Taberânî]
    (Mükâfatı en tez verilen iyilik, sıla-i rahmdir. Bir ev halkı, kötü olsa bile, sıla-i rahm sayesinde malı çoğalır, nüfusu da artar.) [Beyhekî]
    Herkese iyilik etmek, ödünç veya sadaka vermek çok sevabdır. Akrabaya yapılan iyilik daha sevabdır. Bir kadın, bir yakını için (İnfakta bulunsam, sadaka yerine geçer mi?) diye suâl ettirdiğinde Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (İki sevab olur. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahm sevabı.) [Buharî]
    Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
    (Senden yüz çeviren akrabana verdiğin sadaka daha faziletlidir.) [Taberânî]
    (Yakın akraba veya komşuya verilen sadakanın sevabı 2 misli fazladır.) [Taberânî]
    (Paranızı önce kendi ihtiyaçlarınıza, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarfedin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) [Müslim]
    (Amcasının oğlu yardım istediği hâlde, gücü yettiği hâlde vermiyen kimse, Kıyamette Allahın fazlından mahrum kalır.) [Taberânî]
    Akrabayı ziyaret etmeden onlara çeşitli yardım yapmak, gönüllerini almak, sıla-i rahm yerine geçer. Çünkü sıla-i rahm, yalnız akrabayı ziyaret değildir. Her ne şekilde olursa olsun onları memnun etmektir. (Hadika)
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Sıla-i rahm demek, ahbap ve akrabasından gördüğü iyiliğe karşı ona iyilik etmek değil, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ziyaret ve iyilik etmektir.) [Tirmizî]
    (Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını istiyen, sıla-i rahm etsin!) [Buharî]
    (Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.) [Taberânî]
    Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevaptır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Din kardeşini, sırf Allah rızası için ziyaret eden cennettedir.)
    (Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevab alır.)
    (Zengini ziyaret eden saim ve kaim sevabı, fakiri ziyaret eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) [Saim; oruçlu, Kaim; gece ibâdet eden. Fi sebilillah; Allah yolunda, Allah rızası için]

    Kadın-erkek ve anne
    Sual: Ayet ve hadiste ana hakkının öneminin büyük olduğu, bu bakımdan kadının erkekten üstün olduğu söyleniyor. Üstünlüğün cinsiyet ile ilgisi var mıdır?
    CEVAP

    Dinimizde ırk, renk ve cinsiyet üstünlüğü yoktur. Üstünlük, takvaya, Allah indindeki dereceye göredir. Müslüman zenci bir kadın, müslüman olmıyan beyaz bir kraldan çok üstündür. Mukayese bile edilmez. Birisi ebedi Cennetlik, öteki ise ebedi Cehennemliktir.
    Anne hakkı önemlidir. Anneye hürmet ve hizmet, babadan önce gelir. Biri, suâl etti ki:
    - Ya Resul, insanlar içinde iyilik etmeme en layık olan kimdir?
    - Annendir.
    - Sonra?
    - Annendir.
    - Daha sonra?
    - Babandır. (Buharî, Müslim)
    Başka bir hadis-i şerifte de, (Önce, annene, sonra babana, kızkardeşine, erkek kardeşine ve sırası ile diğer yakınlarına iyilik et!) buyuruldu. (Nesâî)
    Üstünlük ve Hak
    Üstünlük başka, hakkı olmak, iyiliğe layık olmak başkadır. Anne, kâfir bile olsa ona iyilik etmelidir! Bir kimse (Ya Resul, annem müşriktir. Ona iyilik etmem caiz midir?) diye sorunca, (Evet annene iyilik ve ihsanda bulun!) buyuruldu. (Ebu Dâvud)
    Her peygamber, kendi annesinden de üstündür. Buna rağmen, peygamberler de, annelerine hürmet ve hizmet etmişlerdir. Çünkü anne, hak sahibidir, hizmete ve hürmete layıktır. Hakkı bulunmak, hizmete ve hürmete layık olmak ayrı, üstün olmak ayrıdır. Bir zat suâl etti ki:
    - Ya Resul cihada gitmek istiyorum.
    - Annen var mı?
    - Evet var.
    - Ona hizmet et, Cenneti, onu razı etmekle kazanırsın! (Taberânî)
    Cihada gitmek için gelen başka birisine de, (Annenin yanından ayrılma! Cennet onun ayağı altındadır.) buyuruldu. (Nesâî)
    Hak sahibi olmak, üstün olmayı gerektirmez. Hadis-i şerifte (İnsanlar içinde en büyük hak sahibi, erkeğin üzerine annesi, kadının üzerine de kocasıdır.) buyuruluyor. (Hakim)
    Ana-babanın evladı üzerinde hakkı olduğu gibi, evladın da ana-baba üzerinde hakkı vardır. Erkeğin hanımı üzerinde hakkı olduğu gibi, hanımın da kocası üzerinde hakkı vardır. Fakat ana-baba hakkı ve koca hakkı daha önce gelir. Bu öncelik, üstün olmayı göstermez. Buradan (İslâmiyet evlada veya kadına hak tanımıyor) demek iftira olur. Kimin imanı daha kuvvetli ve kim Allahın emirlerine daha çok riayet ediyorsa o daha üstündür. (K. Saadet)

    Hak helâl etmek

    Sual: Hakkını, mümin-kâfir, herkese helâl etmek câiz midir?
    CEVAP

    Câiz ve iyidir. Âhirette karşılık olarak çok sevâb verilir.

    Sözle hakkını helal eden
    Sual: Kalben değil de, sözle hakkını helâl eden, helâl etmiş olur mu?
    CEVAP

    Evet helâl etmiş olur.

    Hakkını helal edip vazgeçse

    Sual: Biri, hakkını helâl etse, sonra vazgeçse, vazgeçtiğini bize bildirmezse, âhırette yine hak talebinde bulunabilir mi?
    CEVAP

    Bildirse bile bulunamaz.

    Bütün hakları helal etmek
    Sual: Bende, mâlî, nefsî, ırzî ve mahremî hakkı olan bir kişi, bu hakları bilmeden, (bütün haklarımı sana helâl ettim) dese, haktan kurtulur muyum?
    CEVAP

    Evet.

    Ana babanın yanlış işleri
    Sual: Ana babanın yanlış işlerine karışmak doğru mudur?
    CEVAP

    Ana-babanın yanlış işlerine karışmak doğru değildir. Helâdan çıkınca ellerini yıkasalar da, yıkamasalar da karışmamak gerekir. Çocuk, ana-babanın kusuru ile uğraşmaz.


    Vasiyetsiz ölmek

    Sual: Babam vasıyet etmeden öldü. Şimdi seneler geçti. İskâtını yapmam câiz midir?
    CEVAP

    Çok iyi olur.

    Kayınpedere "Baba" Demek
    Sual: Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek caiz midir?
    CEVAP

    Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek, akla yanlış gibi gelmekte ise de, ceddimiz hürmet olarak bunlara "Ana-baba" demişlerdir.
    (Bekara) suresinin 133. ayet-i kerimesinde, Yakub aleyhisselama hitaben (Baban İbrahim, İsmail ve İshak) buyuruluyor. Bilindiği gibi, Yakub aleyhisselam, İshak aleyhisselamın oğludur. İsmail aleyhisselam amcası, İbrahim aleyhisselam ise dedesidir.
    İbrahim aleyhisselamın babası Taruh olduğu hâlde, amcası ve üvey babası Azer için Kur'an-ı kerimde (İbrahimin babası) ifadesi geçmektedir. (Enam 74)
    Peygamber efendimizin, amcası Ebu Talibe ve Ebu Lehebe "Baba" dediği hadis-i şeriflerle sabittir. Türkiyede de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir.
    Yaşlı kadınlara da , "Ayşe ana", "Fatma ana" veya "Hacı anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.
    Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı hâlde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.
    Kayınvalideye ve kayınpedere, "Ana-baba" demek ise daha tabiidir. Riya maksadıyla söylenirse, riya, saygı için söylenirse saygı olur. Ceddimiz, kayınvalideye ve kayınpedere, "Hanım anne", "Bey baba" da demişlerdir. Hakiki ana-baba ile karışmamaları için böyle söylemek daha iyidir. Bazı yerlerde kayınvalideye "Cici anne" de diyorlar. Bunlar mubah adetlerdir. Günah olmıyan adetlere uymakta mahzur yoktur. Hatta mubah olan adete uymamak şöhrete, kalb kırmaya sebep olursa böyle adetlere uymak gerekir. (Hadika)

    Dünya anneler günü
    Sual: Anneler gününün dînimizde yeri var mıdır? Bugün hediye verilir mi?
    CEVAP

    Avrupa’dan gelen “Anneler günü” âdettir. Yanî “Âdette bid’at”tır. Âdette bid’at olduğu ve zararlı olmadığı, çirkin ve dîne aykırı yönü bulunmadığı için, anneler günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzûr yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibâdet olarak yaptıkları şeyleri, meselâ bayramlarını kutlamak câiz olmaz. Doğum günü, evlilik yıldönümü gibi günler de böyledir. Günâh olmıyan böyle âdetleri taklîd etmek câiz olur. Ancak faydası olmıyan âdetleri almak, Batı’yı körü körüne taklîd etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz.
    Fennî buluşları gayrı müslimlerden almak ise, dînimizin emridir. Çünkü (İlim Çin’de de olsa alın), (Hikmet, fen ve san’at, mü’minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadîs-i şerîfleri, gayrı müslimlere uymayı değil, ilmi, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı ve onlardan üstün olmaya çalışmayı bildirmektedir.
    Bid’at, sonradan çıkarılan şey demektir. Sonradan çıkan şeyler ya âdette veya ibâdette olur. Âdette bid’at, sevâb beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid’at, bir ibâdeti bozmazsa veya dînin yasak ettiği birşey değilse günâh olmaz. Âdette olan bid’at, uçağa binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar, babalar günü tertip etmek gibi dînin yasak etmediği bir şey ise, günâh değildir. İbni Âbidîn hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi âdetlerde, değişik şekillerden çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrîmen mekrûhtur. Zararlı olmıyanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekrûh olmaz. Resûlullah efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir) buyurdu. (R.Muhtâr)
    Peygamber efendimiz kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizî, Mevâhib) Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip, almışlardır. Yaş günü kutlamak ibâdet değil âdettir. Bu âdet hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibâdet olmadığı için müslümanların, doğum günü, evlilik yıldönümü, anneler, babalar günü gibi günler tertip etmesinde mahzûr yoktur.
    Resûlullah efendimizin ibâdet olarak yaptığı, ezân okumak, cemâ’atle namaz kılmak gibi dînimizin şiârı olan sünnetlere Sünnet-i hüdâ denir. İbâdet olarak değil, âdet olarak yaptığı şeylere ise, Sünnet-i zâide denir. Binâ yapmakta, yiyip içmekte, elbisede, yaptığı ve kullandığı şeyler böyledir. Bunları yapmamak ve âdette bid’at olan, ya’nî sonradan ortaya çıkan yenilikleri yapmak günâh olmaz. (Hadîka)
    İbâdette bid’at, Peygamber efendimiz ve dört halîfe zamanında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbâdetlere bid’at karıştırmak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
    (Her bid’at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [İ.Asâkir]
    İbâdete bid’at karıştırmak, Allahü teâlânın bildirdiği dinde noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dîni değiştirmek olur. İslâm âlimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadîka’da, (Böyle bir bid’at, bir ibâdetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dînimiz izin verir) buyuruldu. İmâm-ı Rabbânî hazretleri ise, dînin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadîs-i şerîfte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim)
    Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıkları şeyleri müslümanların yapması câiz olmaz. Meselâ papazlar, ibâdet için zünnar kuşanır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfr olur. Fakat anneler günü tertip etmek günâh olmaz. Anneleri senede bir gün yerine her gün hatırlamak, onlara hizmet etmek, ölmüşlerse, duâ etmek, hayır hasenâtta bulunmak gerekir.


    Ana-babaya hizmet
    Sual: Ana baba hakkı, onlara hizmetin önemi hakkında bilgi verir misiniz?
    CEVAP
    İmândan sonra birinci vazifemiz ana-babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibâdeti kabûl olmaz. Müslüman doğmamıza ve müslüman yetişmemize sebep olan ana-babamızın kalbini kırarsak Cennete girmemiz düşünülebilir mi? Müslüman ana-babamız, bizden râzı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmamız çok zordur. İyilik ederek rızâlarını almaya çalışmalıdır! Allahü teâlâ ana-babaya iyilik edin buyuruyor. (Nisâ 36, En’âm 151, Ankebut 8) Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:
    (Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli ve uzun olur. Onlara karşı gelenin, âsî olanın ömrü bereketsiz ve kısa olur. ) [Ey Oğl. İlm.]
    (Ana-babası, yanında ihtiyârladığı hâlde, [onların rızâlarını alamayıp][Tirmizî] Cenneti kazanamıyanın burnu sürtülsün.)
    (Cihâd, fîsebîlillah [Allah yolunda] sadece kılıç sallamak değildir. Ana-babaya veya evlâda bakmak da cihâddır. Ele muhtâç olmamak için çalışmak da cihâddır.) [Deylemî]
    Hasan-ı Basrî hazretleri, Kâ’beyi tavâf ederken sırtında yük olan bir zât görüp der ki:
    - Niçin yükle tavâf ediyorsun?
    - Bu yük değil, babamdır. Bunu Şamdan yedi defa getirip tavâf ettim. Çünkü, bana dînimi, îmânımı öğretti. Beni islâm ahlâkı ile yetiştirdi. Bendeki hakkı büyüktür.
    - Kıyâmete kadar böyle arkanda taşısan, bir defa kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider. Bir defa da gönlünü yapsan, bu kadar hizmete karşılık olur.
    Ana babanın yüzüne sert bakmamalı, şefkatle ve sevgi ile bakmalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    (Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibâdettir.) [Ebû Nuaym]
    (Ana-babanın yüzüne şefkatle bakana, kabûl olmuş bir hac sevâbı yazılır.) [İ.Rafiî]
    (Huzurunda alıcı ile satıcı arasındaki köle gibi durmayan kimse babasının hakkını ödiyemez.) [İ.Gazâlî]
    Evlâdın, ana-babasına, sevgi ile bakışı için, kabûl edilmiş bir hac sevâbı verileceği bildirilince, oradakiler, (günde bin defa bakarsa da böyle sevâba kavuşur mu) denildikte, Peygamber efendimiz, (Günde yüzbin defa baksa da) buyurdu. (Şir’a)
    Evliyânın büyüklerinden birisi, nâfile hacca gitmek üzere yola çıktı. Bir ara Bağdat’a uğradı. Orada Ebû Hâzım-ı Mekkî hazretlerini ziyâret etti. O esnâda uyuyordu. Bir müddet bekledi. Uyandı ve o zâta dedi ki:
    - Şimdi Resûlullah efendimizi rü’yâda gördüm. Bana, senin hakkında, (Annesinin hakkını gözetsin, bu, hac etmekten daha iyidir) haberini ulaştırmamı emretti. Bunun üzerine o zât geri döndü ve bütün hayatı boyunca annesine hizmet edip duâsına kavuştu.
    Buhari’deki hadîs-i şerîfte özetle deniyor ki:
    Eski ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıkarlar. Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapatır. “Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allah’a yapacağımız duâ kurtarabilir” derler.
    İçlerinden biri şöyle dedi: Anam-babam çok yaşlı idi. Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım. Birgün, odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Geç vakte kadar da dönemedim. Akşam içecekleri sütü, getirdiğimde anamla babam uyumuşlar. Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmazdım. Çocuklar da, yanımda ağlıyorlardı. Çanak elimde tanyeri ağarıncaya kadar onların uyanmalarını bekledim. Anamla babam uyanıp sütlerini içtiler. (Ya rabbî bunu senin rızan için yapmışsam buradan bizi kurtar)
    Kaya biraz açıldı. Fakat çıkmak mümkün değildi. İkincisi, her türlü imkân varken çok sevdiği amcasının kızı ile zinâ etmediği ve kıza verdiği 120 dinar altını almadığı olayı hatırlayıp, (Yâ rabbî, bunları senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar) dedi. Kaya biraz daha açıldı. Ancak yer çıkabilecekleri kadar değildi.
    Üçüncüsü şöyle dedi: Çalıştırdığım işçilerden biri ücretini almadan gitmişti. Ben de onun ücretini ürettim. Bundan birçok mal meydana geldi. Bir müddet sonra bana gelip ücretini istedi. (Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunların hepsi senin ücretinden üremiştir, al götür) dedim. O da (benimle alay etmiyorsun ya) dedi. Ben de (hayır, alay etmiyorum, doğrusu bu) deyince, malların hepsini alarak götürdü. Bana hiçbir şey bırakmadı. (Yâ rabbî bunu senin rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz şu belâdan bizi kurtar.)
    Bunun üzerine kaya tamamen açıldı. Onlar da mağaradan çıktı. (Buhârî)

    Arkadaşa yük olmak
    Sual: Dost ve arkadaşlarla nasıl geçinmeli?
    CEVAP

    Arkadaşla iyi geçinmek için ona yük olmamak gerekir. İmkan dahilinde ihtiyaçları ondan gizlemeli, yardım talebinde bulunmamaya gayret etmelidir! Mal, para gibi şeyler de istememelidir! Bir makama geçmek için ondan yardım talebinde de bulunmamalıdır!
    Fazla hürmet, ikram ve lüzumsuz hizmetlerle ona ağırlık vermemelidir! Kendisinin yapmak istemediği bir şeyi arkadaşından beklemek, ona zulmetmek demektir. Arkadaşa bir iş yapma teklifinde bulunmıyan fazilet göstermiş olur. Alimler buyuruyor ki:
    Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır. (Hz. Ali)
    İki arkadaşın aralarının açılması, fuzuli külfetler yüzündendir. Ziyaretine gittiği arkadaşı, lüzumsuz bir sürü zahmete, külfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez. (Fudayl bin İyad):
    İki arkadaştan birinin diğerinden çekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır. (Cüneyd-i Bağdadi)
    Arkadaşlarından bana en çok ağırlık vereni benim için külfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden çekindiğim kimsedir. Yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulunduğum zaman da davranışımı değiştirmediğim kimseyi ise çok severim. (Cafer-i Sadık)
    Çeşitli zahmetlere giren bir kimse, arkadaşına ağırlık vermiş olur. Bu suretle kendisinden çekinilir. Yalnız iken nasıl hareket ediyorsa, arkadaşı varken de öyle hareket eden kimse ile arkadaşlık kolay olur. Yanımızda ev kıyafeti ile duramıyan arkadaş bizden çekiniyor demektir. Bu ise samimi olamamanın alametidir. İki arkadaştan biri diğerinden çekiniyorsa, biri kusurlu demektir.
    Ülfetin şartı, külfeti terketmektir. Külfeti olmayanın ülfeti ve sevgisi artar. Hadis-i şerifte, (Kendine reva gördüğünü, sana reva görmiyenin arkadaşlığında hayr yoktur.) buyuruldu.
    Arkadaşlarla iyi geçinmek, sadece onlara yük olmamak, onlara sıkıntı vermemek değil, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmak demektir. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama, (Beni seven, arkadaşının eziyetine katlanır.) diye vahyetti. İhtiyaçlarımızı görecek, sıkıntılarımıza katlanacak arkadaş arıyorsak, arkadaş değil, bir hizmetçi arıyoruz demektir. İhtiyaçlarına koşacağımız, eziyetlerine katlanacağımız, dertlerine ortak olacağımız insanlarla Allah için arkadaş olmalıyız. Hz. Aişe validemiz, (Mümin, müminin kardeşidir, onu ne ganimet bilir, ne de ondan çekinir) buyurdu. Lüzumsuz tekliflerde bulunarak arkadaşa yük olmamalıdır! Mümkün mertebe ihtiyacını arkadaştan gizlemelidir! Ondan mal ve mevki istememelidir! Hadis-i şerifte, (Sakın kimseden bir şey isteme! Kırbacın düşse de, başkasından isteme, inip kendin al!) buyuruldu.
    Hz. Ebu Bekir, deve ile giderken, yular düştü, inip yuları aldı. Oradakiler, (Bize izin verseydin de biz alıp sana verseydik) dediler. Hz. Ebu Bekir, dedi ki: (Resulullah "Halktan bir şey isteme" buyurdu.)
    Eshab-ı kiramdan Hz. Sevbanın, deve üzerinde iken kırbacı yere düşerdi de hiç kimseye, (Şunu bana verir misiniz) demez, deveden iner, kendisi alırdı.
    İyi bir arkadaş olmak için, arkadaşımız, günah işleyince bizim istiğfar etmemiz, hata edince bizim özür dilememiz, sıkıntılı anlarında yardımına koşmamız ve hiçbir surette ona yük olmamalıyız.
    Arkadaşımıza daima iyi haber vermeli, üzücü olanları söylememeliyiz!


    Herkese iyi davranmalı

    Sual: Bir müslüman olarak insanlara karşı nasıl davranmalıyız?
    CEVAP

    Herkes çevresinde ve işyerinde çeşitli karakterde insanlarla karşılaşıyor. Bir müslüman olarak onlara karşı hareketlerimizi bilmemiz gerekir. İmam-i Gazalî hazretleri insanları dört kısma ayırmaktadır:
    1- Yiyip içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmeyenler.
    2- Şiddet, zulüm ile hareket edenler.
    3- Hile ile etrafındakileri aldatanlar.
    4- Güzel ahlâk sahibi olan, gerçek müslümanlar.
    Unutmamak gerekir ki, her insanın kalbinden Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Bütün mesele, bu yoldan İslâm nurunun insanlara ulaştırılmasıdır. O nuru kalbinde hisseden bir insan, hangi kısımdan olursa olsun, yaptığı kötülüklere pişman olur ve doğru yolu bulur.
    Eğer bütün insanlar, islâm dinini kabul etseler, dünyada kötülük, hile, savaş, anarşi ve zulüm kalmazdı. Bunun için, tam ve mükemmel bir müslüman olmaya gayret etmek ve müslümanlığın esasını ve inceliklerini izah ederek, ve kendimiz de yaşayarak bütün dünyaya yaymak, herkesin boynuna düşen bir borçtur. Bunu yapmak cihad olur.
    Hangi dinden olursa olsun bütün insanlara, Kuran-ı kerimin emrettiği şekilde, daima tatlı dil ve anlayışla hitap etmelidir. Müslüman olmayanın yüzüne karşı, kâfir, dinsiz diyerek, onun kalbini incitmenin günah olduğu, böyle söyleyenin cezalandırılması gerektiği, fıkıh kitaplarında yazılıdır. Maksat, herkese islâm dininin yüceliğini anlatmaktır. Bu cihad da, ancak tatlı dille, sabır, ilim ve imanla olur.
    Bir kimseyi bir şeye inandırmak isteyenin önce kendisinin ona inanması şarttır. Mümin ise, hiçbir zaman sabrını kaybetmez ve inandığını anlatmakta zorluk çekmez. İslâm dini kadar, açık ve mantıki hiçbir din yoktur. Bu dinin esasini anlayan, herkese bu dinin biricik hak din olduğunu kolaylıkla ispat edebilir.
    Kâfir olmak, yani Müslüman olmamak, her zaman ve her yerde kötüdür. Çünkü küfür, insanı dünyada ve ahirette felakete götüren zararlı bir inanış ve bozuk bir yaşayıştır. Bununla beraber, başka dinden olan kimselerin hepsini, kötü huylu bir insan kabul etmemelidir. İçlerinde iyiliğe elverişli kimseler bulunabilir.
    Allahü teâlâ, İslâm dinini, insanların dünyada rahat ve huzur içinde, kardeşçe yaşamaları ve ahirette sonsuz azaplardan kurtulmaları için göndermiştir. Kâfirler, yani müslüman olmayanlar, bu saadet yolundan mahrum kalmış zavallı kimselerdir. Bunlara, acımalı ve incitmemelidir! Bunları gıybet etmek bile haramdır. . Bunlar, şeytanın veya Müslümanlıktan haberi olmayanların aldattıkları zavallı kimselerdir. Bunların çoğu, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, yanlış yola saptırılmış insanlardır. Biz bunlara sabır ile, tatlı dille, akıl ve mantık ile doğru yolu göstermeliyiz!
    İslâm dini, ırk, milliyet, siyasi inanç, dil ve tahsil seviyesi ayırmaksızın, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder. Herkes aynı haklara, aynı itibara sahiptir. Ferdin, muayyen bir topluluğun, hatta yalnız müslümanların değil, bütün insanlığın, hür ve medeni bir hayat seviyesine ulaşmasını emreder. Bu sebeplerden dolayı da, yabancılar arasında Müslümanlık yayılmaktadır. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde bütün insanları doğru yolda bulunmaya davet ediyor. Doğru yola kavuşan insanın, geçmişteki bütün günahlarını affedeceğini vâd buyuruyor.

    RüzGar Affetsede, Dal KiriLdi Bir KeRe

  5. #5
    Status : HiRaNuR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2008
    Bulunduğu yer: •––•(-•islam•-)•––•
    Mesajlar: 1.700
    HiRaNuR seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Açlıktan ölen servet sahibi

    Yusuf aleyhisselam, iftira yüzünden zindanda iken Mısır hükümdarı bir rüya görmüştü. Korku ile uykusundan uyanıp; Ben rüyamda 7 semiz ineğin 7 zayıf ineği yediğini ve 7 yeşil başak, 7 de kurumuş başak gördüm. Eğer rüya tabiri biliyorsanız, bu rüyamı tabir edin dedi. Onlar, Biz böyle rüyaları tabir edemeyiz dediler. Hz. Yusuf ile zindanda kalan şerbetçi, Hz. Yusuf�un rüya tabir ettiğini hatırlayarak; Ben bu rüyayı tabir ettireceğim dedi. Hz. Yusuf�un yanına gitti. Mısır hükümdarının rüyasını anlatıp tabirini istedi.

    Hz. Yusuf, �7 sene bolluk, sonra 7 sene kıtlık olacak. Bollukta saklayın, kıtlıkta bunları yersiniz. Bolluk senelerinde çok ekip, ekinleri sapları ile beraber, başakları ile ambarlara koymalısın. Bu şekilde ekinler bozulmadan kalır, hem de saplar hayvanlarınız için yem olur. Halka da, ekinlerinden ihtiyaçları kadarını yemelerini, geriye kalanını saklayıp korumalarını emretmelisin. Bu yiyecekler kıtlık senelerinde sizin ve çevredeki insanların ihtiyaçlarını karşılayacaktır� dedi.

    Hz. Yusuf�un tavsiyelerini beğenen hükümdar; Mısır�ın hazinelerinin idare işini Hz. Yusuf�a bıraktı. Yani onu maliye nazırı yaptı. O da gerekli tasarruf ve iktisat yolunu tuttu. 7 bolluk senesinden sonra 7 kıtlık senesi geldi. Her taraftan tahıl almak üzere insanlar gelmeye başlamıştı.

    Bu olaylardan bir müddet sonra Yemen�e çok şiddetli bir sel gelir, ağaçları kökünden söker, binaların yıkılmasına sebep olur. Sular çekildikten sonra eski bir mezarın açıldığı görülür. Ortaya bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Kitabedeki yazı okunduğunda, bu cesedin Himyeri hükümdarlarından birinin kızı olan Tace adındaki bir kadına ait olduğu anlaşılır. Tace�nin cesedinin boynunda 7 inci gerdanlık, kollarında 7 kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli 7 halhal ve on parmağın 7 sinde muhteşem mücevher yüzüklerin bulunduğu görülür. Ayrıca baş tarafında çok kıymetli eşya ile doldurulmuş hazine gibi bir tabut parladığı da dikkatlerden kaçmaz. Bu tabutun ön kısmında ki levhada yazılı olanlar ilgi çekicidir.

    Hitabede şunlar yazılı idi:
    Ben hükümdarın kızı Tace�yim. Memleketimizde müthiş bir kıtlık çıktığı için, tahıl getirtmek üzere, birkaç adamımı, Mısır maliye nazırı olan Yusuf aleyhisselama yolladım. Epey bir zaman geçtiği halde gönderdiğim adamlar gelmeyince, adamlarımızdan bazılarına bir kantar (50 kilo kadar) gümüş verip herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmesini istedim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de, yine bulamadıklarından, incileri öğütüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için, büyük bir servet içinde açlıktan ölümle yüz yüze kaldım. Benim bu acıklı hâlimi işitenler, gerekli dersi almalı, servetine güvenmemeli, gerekli iktisat yolunu tutmalıdır. Tarihte altının da, incinin de, geçmediği durumlar varsa da, benden başka dünyada hangi kadın bu kadar muhteşem ziynetler içinde ölmüştür?

    Hazineler bu kadına fayda etmediği gibi, ahirette de para pul geçmeyecektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]

    RüzGar Affetsede, Dal KiriLdi Bir KeRe

  6. #6
    Status : x[NuR-u AfRa]x isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Aug 2008
    Mesajlar: 2.404
    x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    1. Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
    en-NAHL, Ayet 71

    2. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
    el-İSRÂ, Ayet 26

    3. O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını
    isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    er-RÛM, Ayet 38

    4. Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler; Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
    en-NİSA, Ayet 9

    5. Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
    el-BAKARA, Ayet 42

    6. Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!
    el-HACC, Ayet 19

    7.Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
    es-SÂFFÂT, Ayet 113

    8. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın tarafında olanlardır.
    el-MÜCADELE, Ayet 22 9. 60:3.

    Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
    el-MÜMTEHINE, Ayet 3

    10. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    et-TEĞABÜN, Ayet 14

    11. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.
    en-NİSA, Ayet 7

    12. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
    en-NİSA, Ayet 11

    13. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.
    en-NİSA, Ayet 12

    14. Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.
    en-NİSA, Ayet 19

    15. (Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından (hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.
    en-NİSA, Ayet 33

    16. Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size Allah açıklıyor: Kitap'ta, kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranmanız hakkında size okunan âyetler (Allah'ın hükmünü apaçık ortaya koymaktadır). Hayırdan ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilmektedir.
    en-NİSA, Ayet 127

    17. Senden fetva isterler. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.
    en-NİSA, Ayet 176

    18. Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah'ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.
    el-BAKARA, Ayet 229

    19. Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.
    el-BAKARA, Ayet 237

    20. Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.
    en-NİSA, Ayet 4

    21.Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?
    en-NİSA, Ayet 20

    22. Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!
    en-NİSA, Ayet 21

    23. (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
    en-NİSA, Ayet 24

    24. İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
    en-NİSA, Ayet 25
    25. Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
    en-NİSA, Ayet 34

    26. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.
    el-A’RÂF, Ayet 85

    27. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
    HÛD, Ayet 85

    28. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
    eş-ŞUARÂ, Ayet 183

    29. Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
    el-EN’AM, Ayet 152

    30. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.
    el-A’RÂF, Ayet 85

    31. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
    HÛD, Ayet 84

    32. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
    HÛD, Ayet 85

    33. Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür.
    el-İSRA, Ayet 30

    34. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.
    el-İSRA, Ayet 35

    35. Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
    eş-ŞUARÂ, Ayet 181

    36. Doğru terazi ile tartın.
    eş-ŞUARÂ, Ayet 182

    37. Sakın dengeyi bozmayın.
    er-RAHMÂN, Ayet 8

    38.Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.
    er-RAHMÂN, Ayet 9

    39. Eksik ölçüp noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!
    el-MÜTAFFİFÎN, Ayet 1

    40. Onlar insanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam,
    el-MÜTAFFİFÎN, Ayet 2

    41. Onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise eksik ölçer ve tartarlar.
    el-MÜTAFFİFÎN, Ayet 3

    42. Onlar düşünmezler mi ki, tekrar diriltilecekler!
    el-MÜTAFFİFÎN, Ayet 4

    43. Büyük bir günde
    el-MÜTAFFİFÎN, Ayet 5

    44. Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır.
    el-MÜTAFFİFÎN, Ayet 6

  7. #7
    Status : HiRaNuR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2008
    Bulunduğu yer: •––•(-•islam•-)•––•
    Mesajlar: 1.700
    HiRaNuR seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Kul hakkı
    Sual: Hak sahibi ölmüşse veya sağ ise kul hakkından nasıl kurtuluruz?
    CEVAP
    Kul hakkı beş türlüdür:
    1- Mali [Parasal]
    2- Nefsi [hayati yönden]
    3- Irzi [Haysiyetle ilgili]
    4- Mahremi [Namusla ilgili]
    5- Dini.

    1- Mali olan kul hakları:
    Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi.

    Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir. Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir. Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir. Vârisi yoksa veya mal sahibi bilinmiyorsa, salih bir fakire hediye olarak verilip, sevabı sahibine gönderilir. Salih fakir yoksa, İslamiyet'e hizmet eden hayır kurumlarına, vakıflara verilir. Kendi salih akrabasına, fakir olan ana babalarına, çocuklarına hediye olarak vermesi de, caiz olur. Bunları yapmak imkanını bulamazsa, mal sahibinin ve kendisinin af olunmaları için dua eder. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa, ahirette af olunması, çok güç olur.

    2- Nefsi, yani hayati günah olan kul hakları:
    Adam öldürmek, bir uzvunu kesmek, sakat bırakmak gibi şeylerdir.
    Önce tevbe eder. Adam ölmüş ise, velisi ile helalleşmek gerekir. Velisi isterse af eder. İsterse belli bir mal ister. İsterse, mahkemeye verip, hakimden cezalandırılmasını ister. İslamiyet'te kan davası yoktur.

    3- Irza dokunan kul hakları:
    Dedikodu, iftira, alay, sövmek gibi haysiyetle, şerefle ilgili şeylerdir.
    Tevbe etmek ve helalleşmek lazımdır. Bunlarda vârisleri ile helalleşmek olmaz.

    4- Mahremi olan kul hakları:
    Başkasının çoluk çocuğuna hıyanet etmek gibi şeylerdir.
    Tevbe ve istiğfar eder. Fitne çıkmak ihtimali yoksa, sahibi ile helalleşir. Fitne ihtimali varsa helalleşmek yerine, ona dua eder ve onun için sadaka verir. Yaptığı ibadetlerin sevaplarını ona bağışlar. Fitne ihtimali olunca, helalleşirken işlediği günahları bildirmeyip, bendeki bütün haklarını af et demekle yetinir.

    5- Dini olan kul hakları:
    Akrabasına ve emri altında olanlara doğru din bilgisi vermeyi terk etmek, insanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadetlerine mani olmak, onlara kâfir, fasık demek. Bid�at çıkarıp veya mevcut bid�atleri savunup Müslümanların yanlış inanmalarına ve yanlış ibadet etmelerine sebep olmak. Açıktan oruç yiyerek veya açıktan başka haram işleyerek kötü örnek olmak. Bu günahlar için de tevbe etmek, hak sahipleri ile helalleşmek gerekir.

    Sual: Üzerinde kul hakkı olan ne yapmalı?
    CEVAP
    Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemeli, onunla helalleşmeli, ona iyilik ve dua etmeli. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona dua, istiğfar edip vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır.
    (Sefer-i Ahiret)

    Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevaptır. Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez.
    (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.66, 87)

    Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir.
    (Dürr-ül Muhtar)

    Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azapları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahipleri ile helalleşmedikçe affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir.
    (Hadika)

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]

    (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesai]

    (Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym]

    Üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez. Salihlerin ruhları kabirlerine gelerek, cesetlerini ziyaret ederler. Vefat eden müminlerin ruhları gelip, dünyada tanıdıklarını sorarlar.
    (Feraid-ül-fevaid)

    Sual: Üzerinde kul hakkı ile ölen kimse, Cennete giremez mi?
    CEVAP
    Kul hakkı kâfirlik değildir. Sevaplarından bir kısmını vererek kul hakkını öderse, Cehenneme girmez. Sevapları yoksa, kul hakkı olanın günahlarının bir kısmını yüklenir. Cezasını çektikten sonra Cennete gider. Cennete yalnız kâfir girmez. Ne kadar çok günahkâr olursa olsun, müslüman, günahlarının cezasını çektikten sonra muhakkak Cennete girer. Fakat Cehennemde ceza çekmek öyle kolay değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim]

    İşlenen günahta kul hakkı da varsa, kul hakkını hemen ödemek, onunla helalleşmek, ona iyilik ve dua etmek de gerekir. Kul borcu ile ölürsek, birçok sevabımız hak sahibine verilir, sevabımız kalmazsa, onun günahlarını yüklenmek zorunda kalırız. Şehid olan kimselerin kul borçlarını Allahü teâlâ öder.

    Sual: Gayri müslimlerle çalışıyoruz. Onların hakkını yesek günah olur mu?
    CEVAP
    Gayri müslimlere [müslüman olmayanlara] kâfir denir. Bunların inançları, ibadetleri sevilmez. Fakat onları incitmek, kalblerini kırmak haramdır. Gayri müslimleri gıybet eden, yüzlerine karşı kâfir diyen müslüman cezalandırılır. Çünkü bunları incitmek, mallarına zarar vermek günahtır.
    (Mülteka) [Kâfirler kendilerini kâfir kabul etmedikleri için kâfirin bile yüzüne karşı kâfir demek günah olur.]

    Zimmiye [yani gayri müslim vatandaşa] zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. Hayvanlara işkence, zimmiye işkenceden daha kötüdür. Zimmiyi üzmemek için selamlaşmak ve tokalaşmak caiz olur. Açıkça günah işleyen fasıka selam vermek de böyle caizdir.
    (Dürr-ül Muhtar)

    Üzerinde kul hakkı bulunanların ibadetleri kabul olmaz, Cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir.

    Savaş hâli hariç, kâfirleri öldürmek de haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Arkadaşını öldüren, ümmetimden değildir. Öldürülen kâfir olsa da yine böyledir.) [Hadika]

    (Zimmiyi öldüren, Cennetin kokusunu alamaz.) [Hadika]

    (Zimmiyi öldürene, Cennet haramdır.) [Ebu Davud]

    Sual: Almanya�da Mısırlı bazı fellahlarla çalışıyoruz. Bunlar, "Almanya gayri müslim ülkedir. Bunların mallarını hile ile almak caizdir" diyerek büyük marketlerdeki etiketleri değiştirip hile yapıyorlar. Kâfirlerin hakkı mühim değil midir?
    CEVAP
    Kâfirleri incitmek, kalblerini kırmak haram olduğu gibi, hile yapmak, mallarına zarar vermek de haramdır.
    (Mülteka)

    Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa ahirette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayri müslimlerin mallarına, canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadınlarına, kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır.
    (Redd-ül Muhtar)

    Dâr-ül-harpte, kâfirlerin mal, can ve ırzlarına saldırmak haramdır. Kâfir kadınların başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak haramdır. Kâfirin malını almak, kalbini kırmak, müslümanın malını almaktan daha büyük günahtır. Kâfirlerin haklarına dokunmamak, kimseyi dolandırmamak, Müslümanlık icabıdır.

    Kâfirlerden de gasp, hırsızlık gibi gayri meşru yol ile alınan şey, mülk-i habistir, kullanılması haramdır, sahibi bulunmazsa, fakirlere sadaka olarak vermek lazımdır. Hayvan hakkı, insan hakkından, kâfirin hakkı da, hayvan hakkından daha büyük günahtır. Başkasının malını ondan izinsiz alıp, kullanıp, zarar yapmadan yerine bırakmak da haramdır.
    (Hadika)

    Gayri müslim vatandaşlara da, dünya işleri için, dargın olmak caiz değildir. Onların da, güler yüzle, tatlı dille gönüllerini almak, incitmemek, haklarını ödemek lazımdır.

    Müslüman olsun, kâfir olsun, nerde olursa olsun, hiçbir insanın malına, canına ve ırzına, namusuna dokunmak caiz değildir. Kâfir turistler, muamelatta, müslümanların hak ve hürriyetlerine maliktir. Kendi dinlerinin icaplarını yapmakta, ibadetlerini yapmakta serbesttirler. İslamiyet, kâfirlere de, bu hürriyeti vermiştir.

    Müslüman, yabancıların kanunlarına karşı gelmemeli, suç işlememelidir.
    Fitne çıkmasına sebep olmamalı, hiç kimseye zulüm, işkence yapmamalıdır.
    Müslümanlığın güzel ahlakını, şerefini, her yerde herkese göstermeli, her milletin İslam dinine sevgili ve saygılı olmasına sebep olmalıdır.
    (İslam Ahlakı)

    Yabancı bir ilim adamı, İslamiyet�i inceleyip müslüman olduktan sonra, Arap ülkelerine gidince, oralardaki müslümanların yanlış hareketlerini görüyor.
    (İyi ki sizleri görmeden müslüman oldum. Hayatınızı inceleseydim, müslüman olmazdım) diyor. Ne kadar mühim bir teşhis.

    Hiçbir müslümanın, yanlış hareketlerle İslam�a gölge düşürmeye hakkı yoktur. Müslüman, İslam�ın güzel ahlakı ile süslenmeli, Allahü teâlâya karşı günah, kanunlara karşı suç işlemekten sakınmalıdır.

    Sual: İngiltere�de yaşayan bir insan bir dükkandan bir şey çalsa, ancak geri götürüp verdiğinde polise yakalanma tehlikesi varsa ne yapması gerekir? Çaldığı değerdeki parayı bağış olarak fakirlere verse Allahü teâlâ indinde sorumluluktan kurtulur mu? Bu problemi bu insan nasıl halledebilir?
    CEVAP
    Öyle borçtan kurtuluş olamaz.
    Bunun birçok yolu vardır. Mesela gider, aynı şeyi parası ile satın alır. Sonra evine getirir. Öteki şeyi alır. Fiş de elinde olduğuna göre, polis falan bir şey diyemez. Götürür, satın aldığı yere, soran olursa, çantamdan iki tane çıktı ben birisinin parasını vermiştim der. Bırakır gider. Habersiz koyabilirse habersiz koyar, sorarlarsa ona benzer bir şeyler söyler. Yahut çaldığı şeyi, gönderenin adresini yazmadan mağazaya postalayabilir. İçine de ben bir tane almıştım, iki tane çıktı gönderiyorum der.

    Sual: Kâfir hakkını ödemek, müslüman hakkını ödemek gibi mi?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Kitapsız kâfirlerin de hakkı geçer mi?

    CEVAP
    Evet.

    Sual: Almanya�da yaşıyorum. Kâfir komşuyla çocuklar dövüştüğü için sesli tartıştık, karşılıklı kalb kırdık. Ben kendimin haklı olduğuna inanıyorum. Helallik gerekir mi?
    CEVAP
    O da kendisini haklı kabul ediyordur. Helalleşmek her zaman iyidir. Hele kâfirle daha önemlidir.

    Sual: 13-14 yıl önceleri okulda bir Alman arkadaştan bozuk para almıştım ve daha sonra geri vermek nasip olmadı. şimdi ne yapmalıyım?
    CEVAP
    Bulma imkanı yoksa, mirasçılarını da bulamazsan, müslüman bir fakire o kadar sadaka vermelisin. Bulabilirsen parasını vermen gerekir veya vermeden de helalleşmek ve hediye ettim, senin olsun gibi bir söz söylemesi gerekir.

    Sual: Peki, ödünç bir şey alınmışsa (mesela kalem veya kitap) ve geri verilmesi unutulmuşsa, ne yapmalı?
    CEVAP
    Bunlar da aynı, ya bulup vereceksin veya parasını vereceksin veya helalleşeceksin. Yahut hiç birisi mümkün olmazsa, fakire sadaka vereceksin.

    Sual: Şaka olarak, bir arkadaşı herhangi bir şekilde korkutmak veya bir eşyasını alıp saklayarak, arattırmak günah mıdır?
    CEVAP
    Her ne şekilde olursa olsun, üzmek, korkutmak caiz değildir, günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Arkadaşınızın bir şeyini ciddi olarak da, şaka olarak da almayın!) [Tirmizi]

    (Bir kimse, bir mümini korkutursa, Allahü teâlâ da, uzunluğu bin yıl olan günde, onun korkusunu artırır.) [Deylemi]

    (Bir Müslümanı korkutan, kıyamet korkularından emin olmaz.) [Beyheki]

    (Korkutucu şeyler söylemeyin!) [Deylemi]

    (Allah�a ve ahirete inanan kimse, bir Müslümanı korkutmasın.) [Taberani]

    (Bir Müslümana, haksız olarak, korkutucu bir gözle bakan kimseyi, Allahü teâlâ da kıyamette korkutur.) [Taberani]

    (Müjdeleyici olunuz, korkutucu olmayınız, kolaylık gösteriniz, güçlük göstermeyiniz!) [Ebu Davud]

    (Bir demir [veya yaralayıcı, öldürücü bir alet]
    ile arkadaşına işaret edip korkutan kimseye, melekler lanet eder.) [Müslim]

    Bir kimse, arkadaşı uyuklarken, onun ok kabından bir ok aldığı sırada, arkadaşı korkarak uyandı. Bunu gören Resulullah efendimiz buyurdu ki:
    (Müslümanı [herhangi bir şekilde] korkutmak helal değildir.) [Taberani]

    Yine bir kimse, arkadaşının ayakkabılarını gizlice alıp sakladı. Arkadaşı gelince, oradakilere, ayakkabılarını sordu. Onlar görmedikleri için, bilmediklerini söylediler. Ayakkabıyı saklayan kimse,
    (Ayakkabıların burada ya) dedi. Bunu gören Resulullah efendimiz, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. O kimse şaka yaptığını söyleyince, iki defa daha, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. (Taberani)

    Yine şaka ile arkadaşını korkutan birisine de Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (Müslümanı korkutmak büyük zulümdür.) [Bezzar, Hakim]

    Bıçakla, silahla işaret ederek veya ne şekilde olursa olsun insanları korkutmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müslümanı korkutmak caiz değildir.) [Ebu Davud]

    Birisinin unuttuğu eşyasını saklayıp onu arattırmak da korkutmak hükmüne girdiği bildiriliyor.
    (Envar-ül-kudsiyye)

    Sual: Bir kimse hakkını bana helal etti. Aradan bir müddet geçtikten sonra, sana hakkımı helal etmiyorum dedi. Hangisi geçerlidir?
    CEVAP
    İkisi de geçerlidir. Helal ettim demekle o zamana kadar olan haklarını helal etmiş olur. Helal etmiyorum dedikten sonra da, helal ettiği günden itibaren olan haklarını helal etmemiş olur. Eski kararından vazgeçemez.

    Sual: Bir kimse benim malımı çalsa, kapımın önüne kuyu kazıp benim kuyuya düşmeme bir yerimin incinmeme sebep olsa, gıybet ve iftira etse, ben de bu kimsenin bana böyle kötülüklerini olduğunu hiç bilmesem, bu kişi bana gelip, (Senin bana hakkın geçmiş olabilir, bildiğin bilmediğin bütün haklarını bana helal et) dese, ben de, (Bütün haklarımı helal ettim) desem, haktan kurtulur mu?
    CEVAP
    Evet kurtulur, helal etmiş olursunuz.

    Sual: Kalbini kırdığımız bir insandan defalarca özür dileyip, helallik istesek ama o insan ısrarla affetmese ve bize kötü laflar ve beddualar ediyor olsa ne yapmamız gerekir? (O da bizim kalbimizi kırıyor ama biz helal ediyoruz.)
    CEVAP
    Hak onun helal etmeyebilir. Ahirette terazi kurulacak, sizin ondaki hakkınız alınacak, onun sizdeki hakları alınacak ve helalleştirilecektir. Kabul etmezse, sevaplarınızdan vereceksiniz, sevabınız yoksa, onun günahını yükleneceksiniz. Onun için hiç kimsenin kalbini kırmamalıyız.
    Sual: Bir insan bir diğer insana kötülük ettiği zaman buna karşılık kötülük gören kişi beddua ederse bu kişi hakkını almış olur mu?
    CEVAP
    Daha fazla ederse hakkını alır, hem de daha fazla alırsa bu sefer ötekinin hakkı buna geçer.

    Sual: Ve beddua eden kişi ahirette hak talep edecek mi?
    CEVAP
    Hakkı kadar beddua etmişse hak talebinde bulunamaz. Daha fazla etmişse, bu sefer öteki hak talebinde bulunur.

    Sual: Bir insan diğer bir insana sıkıntı veriyor ve bu sıkıntı gören insan hiç karşılık vermiyor yalnız kalbinde sıkıntı veren kişiye karşı kırıklık hissederse, bu sıkıntı veren kişinin dünyada ve ahirette akıbeti ne olur?
    CEVAP
    Ne kadar alacağı varsa ahirette o kişiye verir. Dünyada başına bela da gelebilir.

    Sual: Yazılarınızı ve cevaplarınızı kaynaklara dayanan sağlam delillerle bildirmenizden, müslümanları bilgilendirmenizden ve aydınlatmanızdan dolayı yaptığınız hizmet için, Allahü teâlâ sizlerden razı olsun. Bir bayan olarak şu hususta bilgi almak istiyorum. Şimdiki zamanda kul haklarına riayet eden veya dikkatli davranan hemen hemen yok gibi bir şey. Kul hakkının ödenmesi gerektiğini anlayan kişiler de her neden ise, helalleşmeye gelince, bu işi o kadar basit ve kolay, genel, yuvarlak bir ifadeyle bu yoldan halletmeye kalkıyorlar ki, buna da şaşmamak elde değil.

    Biz müslümanız elhamdülillah. Buna göre, iki müslüman birbiriyle helalleşirken, ben sana şunu yaptım veya bilmeyerek bana şundan dolayı hakkın geçti veya ihtiyacım olduğu için çaresiz ve çok zaruretten dolayı şöyle bir hak geçmiş oldu gibi mesnedi söylenerek helalleşmenin daha şık ve dürüst, İslam�a uygun bir şekilde olması gerektiğini biliyorum.

    Samimi olarak helalleşmek isteyen, gerçekten Allahü teâlâdan korkan bir kimsenin bir başkasını yuvarlak genel bir ifade ile kandırmasına gerek var mı? Helalleşmeye gelince kaçamaklar var. Mesela kardeş hakkını helal et diyorlar ve kısa yoldan sıvışmanın yoluna bakıyorlar. Hele böyle işleri şimdi, o kadar kolay halletmenin yollarını buluyorlar ki, yüz yüze gelmeden, telefon cihazlarının, elektronik haberleşmelerin arkasına sığınarak bu işi gerçekleştirdik zannediyorlar. Bir kurnazlık yolu ile hallettim derken, kendi kendini kandırmak olmuyor mu?

    CEVAP
    Müslüman sizin bildirdiğiniz gibi olmalı. Ancak, İslam âlimleri, fitne çıkacaksa, kalb kırılacaksa, darılma olacaksa, o zaman genel helalleşme olmalıdır diyorlar. Konu iyi anlaşılsın diye ağır örnekler vereyim: Mesela bir bayan arkadaşınız size gelip, (Kocanla bir kerecik öpüştük, hakkını helal et dese) ne yaparsınız? Gerçeği söyledi diye belki teşekkür edersiniz ama, içinizi bir kurt yemeye başlar. Belki olaylar büyür de büyür. Yahut kocanız, o bayanın kocasına gidip, (Beyefendi, hanımınızla bir kerecik öpüştüm, hakkını helal et) dese, ne olur? Bir başka şey, (Evinize geldiğimde, siz çay yaparken özel defterlerini karıştırdım, sırlarını hep okudum, hakkını helal et) dese, teşekkür edersiniz ama, kendi kendinize olsun, (Bu da yapılır mıydı?) diyebilirsiniz. Onun için genel bir helalleşme iyi olur. Özelleri söylemek zor olur.

    Sual: Bize çay ve yemek ikram eden oluyor. Hakkı geçer diye korkuyorum. İkramını gördüğümüz kişiyle muhakkak helalleşmek gerekir mi?
    CEVAP
    Bize herhangi bir şey ikram eden kimsenin o ikramını kabul etmekle bize hakkı geçmez. Ancak az da olsa beraber bulunduğumuz kimselerle sık sık helalleşmek iyi olur. İyilik edenlere de teşekkür etmelidir!

    Sual: Bize yapılan haksızlıkları affetmeli mi, kendimizi savunmalı mı?
    CEVAP
    Şahsınıza yapılan kötülükleri, haksızlıkları affetmeniz çok iyi olur. Haklı olduğunuzu savunmaya girmeniz faydasız ve lüzumsuzdur.

    Sual: İmtihanlarda arkadaştan kopya çekiyorum. Hakkı geçiyor mu?
    CEVAP
    Kopya çekmekle arkadaşın hakkı geçmez.

    Sual: Hakkını, mümin-kâfir, herkese helal etmek caiz midir?
    CEVAP
    Caiz ve iyidir. Ahirette karşılık olarak çok sevap verilir.

    Sual: Kalben değil de, sözle hakkını helal eden, helal etmiş olur mu?
    CEVAP
    Evet helal etmiş olur.

    Sual: Biri, hakkını helal etse, sonra vazgeçse, vazgeçtiğini bize bildirmezse, ahirette yine hak talebinde bulunabilir mi?
    CEVAP
    Bildirse bile bulunamaz.

    Sual: Bende, mâli, nefsi, ırzi ve mahremi hakkı olan bir kişi, bu hakları bilmeden, (Bütün haklarımı sana helal ettim) dese, haktan kurtulur muyum?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Hakkını helal et dedim. Estağfirullah dedi. Helal etmiş oldu mu?
    CEVAP
    Olmaz. Helal ettim demesi lazımdır.

    Sual: Laz fıkrası anlatılınca, her laz ile helalleşmek lazım mı?
    CEVAP
    Kızana anlatmak caiz değil. Hiç anlatmamak daha iyi.

    Sual: Ücretli helalarda para bırakılmazsa, kul hakkı geçer mi?
    CEVAP
    Parayı oraya bırakmak iyi olur.

    Sual: Sigara içene, içirmezsem hak geçer mi?
    CEVAP
    Geçer.

    Sual: Biz arabanın yanından ayrılınca, çocuklar arabayı temizliyor. Para vermezsek hak geçer mi?
    CEVAP
    Hak geçmez ise de, vermek iyi olur.

    Sual: İstemeden, yükümü taşıyana, para vermezsem hak geçer mi?
    CEVAP
    İstemediğinizi bildirdiğiniz halde, taşırsa hak geçmez. Ses çıkarmazsanız, hakkı olur.

    Sual: Evin altındaki atölye gürültülüdür. Şikayete hakkım var mı?
    CEVAP
    Şikayete hakkınız var. Ancak, fitneye sebep olmamalı.

    Sual: Kâfirlerle güreşirken kasten kollarını kırmak caiz mi?
    CEVAP
    Hayır.

    Sual: Kuyrukta hastalar varken, birini içeri almakla hak geçer mi?
    CEVAP
    Hastalara zaman vaad edilmemiş ise, hak geçmez. Mecbur olmadıkça böyle yapmamalı.

    Sual: Üstümüzdeki komşumuz, dikiş makinesi ile, dikiş dikerek bizi rahatsız ediyor. Yaptığı zulüm müdür?

    CEVAP
    Hayır.

    Sual: Kasaba et götürüp, ücretle kıyma çektiriyoruz. Makinede, önceden kalmış kıyma da oluyor. Kasabın hakkı geçiyor mu?
    CEVAP
    Hayır.

    Sual: Bahçeme giren tavukları zehirlesem, hak geçer mi?
    CEVAP
    Evet. Bahçeyi muhafaza etmek gerekir.

    Sual: Mütehassıs olmayan bir doktor, hastaya cerrahi müdahale etse, hastaya eziyet verse, sakat bıraksa, kul hakkı geçer mi?

    CEVAP
    Evet.

    Sual: Yüksek sesle hapşırınca, yanımdaki korkarsa hakkı geçer mi?
    CEVAP
    Hayır.

    Sual: Dayım kaybolduktan sonra, dedem öldü. Malı paylaşıldı. 30 sene sonra dayım geldi. Bu malda onun da hakkı var mı?
    CEVAP
    Evet.

    Sual: Ankara�dan arabamla İstanbul�a geldim. Şehrin ve yolların acemisi olduğum için yanlış yola girmişim. Polis ceza kesip elime bir makbuz verdi. Ankara�ya dönünce baktım ki, polis, dalgınlıkla ve alışkın olduğu için plakayı 34 diye yazmış. Halbuki benim plakam 06 idi. Bu hata yüzünden numarası tutan İstanbullu vatandaş cezaya çarptırılacaktır. Bu işe sebep olmaktan başka benim suçum var mıdır?
    CEVAP
    Hayır yoktur. İlla o plakadan İstanbullu vatandaş vardır diye de zan üzerine hüküm verilemez. Kullanılmayan bir plaka da olabilir.

    Sual: Sovyetlerden Erzurum�a gelen turistleri kandıranlar çıkıyor. Beş bin verip ellibin diyenler oluyor. Dinimizde gayri müslimleri de kandırmak günah değil midir?
    CEVAP
    Bir kimsenin hakkını yemek, kandırmak ona zulüm olur. Zulüm ise haramdır, büyük günahtır. Gayri müslime zulmetmenin, müslümana zulmetmekten daha kötü olduğu (Dürr-ül Muhtar)
    ve diğer muteber kitaplarda yazılıdır. K. Saadetteki hadis-i şerifte, (Satılan bir şeyin kusurunu gizlemek helal değildir. O kusuru bilip söylememek de kimseye helal değildir) buyuruldu. Yine aynı kitapta, buğdayın yaş kısmını çuvalın iç tarafına koyan bir satıcıya Peygamber efendimizin, (Yaş kısmını niçin saklayıp göstermiyorsun? Hile yapan bizden değildir) buyurulduğu bildiriliyor.

    Erbain-i Selmani
    kitabında (Bir şeyi aldatarak pahalı satmak veya ucuza almak faiz olur, haram olur) ve (Satılan şeyin aybını ve satın alınan şeyin kıymetini gizleyerek aldatmak faiz olur, haram olur) buyuruldu.

    Sual: Nazımız geçen arkadaşlara ücretsiz iş yaptırmam caiz midir?
    CEVAP
    Zaruret olmadan bir şey istemek haram olduğu gibi, ücretsiz olarak başkasına iş gördürmek de haramdır. Başkasının çocuğuna iş gördürmek daha büyük günahtır.
    (Hadika c.2, s.267)
    İsteyerek iş yapan arkadaşla helalleşilir ise, ücretsiz iş yapması haram olmaz.

    Sual: İhtiyaç halinde birinin malını almak caiz midir?
    CEVAP
    İhtiyaç, halinde de kimsenin malına dokunmaya İslamiyet, izin vermemiştir. Zaruret halinde olan, yani bunalan kimse bile, başkasının hakkına dokunamaz. Aç kalan kimsenin, başkasının ekmeğini, izni olmaksızın yemesi caiz ise de, sonra kıymetini ödemesi gerekir. Onun aç olması, ölüm tehlikesinde bulunması, bir kimsenin kendi mülkündeki hakkının yok olmasına sebep olamaz. Zaruret halinde bile başkasından alınan malın ödenmesi gerekir. Zaruretlerin, yasak olan şeylerin yapılmasına sebep olmaları, kimsenin hakkının gitmesine sebep olamaz.
    (Mecelle Şerhi)

    Sual: Arkadaşla tartışıp birbirimizi üzmüştük. "Hakkımı helal etmem" diyor. Ne yapılması gerekir?
    CEVAP
    Yapılacak iş, tekrar tekrar rica edip hakkını helal etmesini istemektir. Yine de helal etmezse, bir şey denemez. Gıyabında ona çok dua etmenizi tavsiye ederiz.

    Sual: Hakkını helal et diyene, helal olsun demekle, hakkımız helal edilmiş olmaz mı?
    CEVAP
    Helal olsun demek de olur, mutlaka helal ettim demek gerekmez.

    Sual: Haklı da olsa, hatta karşısındaki özür dilemese de hakkını helal etmek faziletli midir?
    CEVAP
    Elbette çok faziletlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kıyamette bir münadi "Ecri Allah�ın üzerinde olan ayrılsın, Cennete girsin" der. "Bunlar kim?" diye sorulunca, münadi, "İnsanları affedenlerdir" der. Birçok kişi hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya]

    Hak sahipleri
    Sual: Müslümanlara karşı hareket tarzımız nasıl olmalı?
    CEVAP
    Her Müslümanı yani din kardeşimizi görünce,
    (Benim mutlu olmam, Cennete gitmem bunun kalbini kazanmak ve duasını almakla olabilir)

    Kendini, üzerinde hakkı olanların esiri, kölesi bilmelidir. Özellikle anne babanın ve hocanın üzerimizde hakkı olur. Bu hususa daha çok dikkat etmek gerekir.

    demeli ve ona iyilik ederek duasını almaya çalışmalı. Zarar vermek
    Sual: Bir kimse, benim canıma ve malıma zarar verdi. Ben de bu kimsenin canına ve aynı malına, aynı miktar zarar versem, adalet olmaz mı?

    CEVAP
    Zarar vermek adalet olmaz. Cezayı mahkeme tayin eder. Hiç kimsenin kendi hakkını kendi eliyle almaya hakkı yoktur. Hakkım var diyen başkasına saldırır ve anarşi doğar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

    (Dinimizde zarar vermek olmadığı gibi, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.) [İ.Ahmed, Hâkim]

    Kul hakkı ve sevab
    Sual: Kitaplarda,
    (Üzerinde kul hakkı olanın veya günah işleyenlerin ibadetleri sahih olsa da, kabul olmaz) deniyor. Kul hakkı olmayan veya günah işlemeyen insan yok gibidir. Birisine sert bakılsa kul hakkı geçer. Kabul olmuyorsa, ne diye ibadet ederek, boşa kürek çekiyoruz?
    CEVAP
    Haram işleyenin veya kul hakkı olanın ibadeti kabul olmaz demek, o ibadet için bildirilen büyük sevaplara kavuşamaz, yani hepsini muhafaza edemez, çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa, hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır, ama işlenen haramlar sevapları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içki ile açan, 70 sevab kazanırken, içki içince, 70 günah yüklenir ve sevapsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Başka günahlar da, işlemişse sevapları eksilere iner. Onun için günahlardan ne kadar kaçılırsa, sevabımız o kadar çoğalır.

    Kul hakkını ödemek için
    Sual: Bilinen ve bilinmeyen kul haklarını ödemek için, ne yapmak gerekir?
    CEVAP
    Sahipleri biliniyorsa, kul haklarını ödemek gerekir. Yahut helâlleşmeli, ona iyilik ve dua etmelidir. Hak sahibi, ölmüş ise, ona dua ve istiğfar edip, çocuklarına vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları ve vârisleri bilinmiyorsa borç miktarı parayı veya malı, fakirlere sadaka olarak verip sevabını hak sahibine niyet etmelidir. Ayrıca, yaptığımız bütün iyiliklerin sevabını hak sahiplerine hediye etmelidir.

    Cenab-ı Hak, o kadar merhamet sahibidir ki, biz sevablarımızı hak sahiplerine verdiğimiz için, o sevablardan bizi mahrum bırakmıyor. Aynı sevabı bize de veriyor. Bu bakımdan yaptığımız her iyiliğin sevabını üzerimizde hakkı olanlara, ana babamıza, arkadaşlarımıza, bütün Müslümanlara hediye etmeliyiz. Kendi sevabımızdan hiç eksilme olmaz.

    Sual: Hanım, (Hakkımı helâl etmem) diye yemin etti. Ne yapmak gerekir?
    CEVAP
    Önce gönlü alınır, sonra yemin kefareti vermekle bu iş halledilir.

    Sual: Fırına verdiğimiz patatesli pideleri, fırıncı başkasına vermiş. Bize kıymalı pide kalmış. Fırıncı bunları da siz alın, dedi. Ne yapmak gerekir?
    CEVAP
    Kıymalı pidelerin sahibi biliniyorsa, gidip helâlleşmeli. Sahibi belli değilse, yiyen için bir mahzuru yoktur. Fırıncı, yanlış verdiği için, ihmali varsa, günahı ona ait olur.

    Sual: Ekin biçerken, biçerdöverin egzozundan çıkan kıvılcım, tarla sahibinin ürünün bir kısmını yaktı. Bunu benim ödemem gerekir mi?
    CEVAP
    Bir kasıt ve ihmal olmadıkça, ödemek gerekmez.

    Sual: Özel banyolara gidince, çamaşırlarımı da yıkıyorum. Mahzuru var mıdır?
    CEVAP
    Su sarf etmek üzere hamama gidilmiştir. Âdet üzere su sarf edilir. Bu bakımdan çamaşırları yıkamakta mahzur yoktur.

    Sual: Ahirette ihtiyacımız olur diye hakkımızı Müslüman olana helal etmemek daha uygun olmaz mı?
    CEVAP
    Hayır. Helal etmek daha iyi olur. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Eğer biz hakkımızı bir Müslümana helal edersek, hakkımızdan daha çoğunu Allahü teâlâ bize ihsan eder. Sadece Müslümanlara değil, kâfirlere de hakkımızı helal etmemiz iyi olur.; hatta kıyamete kadar devam edecek olan haklarımızı helal etmeliyiz. Orada kul hakkından hesaba çekilmek, hesaplaşmak büyük derttir. Bu dertten de kurtulmak için, Ahiretteki ihtiyaçlarımızı düşünerek herkese hakkımızı helal etmek iyi olur.

    Sual: Bir arkadaş, özel şirkette çalışırken, patronun gıybetini yapıp, şirketin para ve bazı malların çalıyormuş. Bir gün yakalanmış. Nasıl affettirmişse kendini affettirmiş, mahkemeye gitmekten kurtulmuş. Bu işin dinen bir sorumluğum var mı diye soruyor.
    CEVAP
    Anlattığınıza göre, gıybet ve hırsızlık etmiş. Bunları hak sahibi helal etse de, haram işlenmiş oluyor. Yani patronun affetmesiyle, günahtan kurtulmuş olunmuyor. Bir kimse, birisinin şarabını çalıp içse, o kişi helal etse de, hırsızlık ettiği ve şarap içtiği için, Allahü tealadan da af dilemesi gerekir. Ceza kanunlarında bile, hırsızı mal sahibi affetse de, hırsızlıktan kamu davası açılıyor, suçu sabit görülürse, hırsız cezalandırılıyor.

    Demek ki, hırsızlık edeni patron affetse de, tevbe etmemişse günahları affolmaz. Patron görmezse yine çalarım diyorsa günahı devam eder.

    Sual: Allahü teâlâ tevbe edince bütün günahları affediyor da, kul hakkını niye affetmiyor?
    CEVAP
    Kul hakkı olmayan günahlarda, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet edilmemiş olur. Şartlarına uygun tevbe edilince, muhakkak affedilir. Kul hakkı olan günahlardaysa, hem Allahü teâlânın emrine isyan vardır, hem de, o kimsenin hakkı geçmiş olur. Tevbe edilirse, Allahü teâlâ yine günahı yani kendi hakkını affeder; fakat kul hakkı için, maddi bir haksa, sahibine geri vermek, diğer haklar içinse, hak sahibiyle helalleşmek gerekir. Kul hakkının önemi büyüktür; ama Allahü teâlâ isterse, kul haklarını da affedebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Denizde şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.) [İbni Mace]

    Peki, karada ölen şehitlerin veya salihlerin kul haklarını affetmez mi? Elbette affedebilir. Allahü teâlâ, hak sahibine,
    (Bu şehitte, bu gazide, bu salih kimsede, ne kadar alacağın var?) diye sorar. Alacak sahibinin, o alacak kadar günahını affeder, günahı yoksa o kadar sevab verebilir; ama bu dereceye yükselmek de zordur. Onun için, kul hakkıyla ölmemeye gayret etmelidir!

    RüzGar Affetsede, Dal KiriLdi Bir KeRe

  8. #8
    Status : HiRaNuR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2008
    Bulunduğu yer: •––•(-•islam•-)•––•
    Mesajlar: 1.700
    HiRaNuR seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    KUL HAKKI ÇETİNDİR

    "Şemseddîn Marmaravî", hâl ehli bir velî zât.
    Her gün, talebesine ediyordu nasîhat.

    O. bir gün buyurdu ki: (Bu Allah adamları.
    Küfürden. hidâyete çıkarır insanları.

    Bu zâtlar. bir insanı kabûl ederse şâyet.
    Rabbin de kabûlüne olur bu bir işâret.)

    Bir gün Ona sordu ki talebesinden biri:
    (Pek fazla seviyoruz efendim biz sizleri.

    Ama birbirimizi böyle sevemiyoruz.
    Nedir bunun hikmeti, çok merak ediyoruz?)

    Buyurdu ki: (Evlâdım, iki cins günâh vardır.
    Birisi, Allah ile kullar arasındadır.

    İkinci tür günâhlar, kulların birbiriyle,
    Münâsebetlerinden olurlar tamâmiyle.

    Birinci tür günâhı, olsa da büyük, ufak,
    Ya cezâ verir, yâhut, affeder cenâb-ı Hak.

    Yâni Hak teâlânın bileceği bir iştir.
    Çünkü bunlar, sırf Onun hakkıyle ilgilidir.

    Kullar arasındaki günâhlara gelince,
    Bunlarda, kulların da hakkı vardır bir nice.

    Bu türlü günâhlarda, "Adâlet" olacaktır.
    Alacaklı, borçludan hakkını alacaktır.

    Lâkin geçmez orada, dünyâdaki paralar.
    Verilir �Sevap, ecir�, yüklenilir �Günâhlar�.

    O gün, Sırat köprüsü üstünden geçerken halk,
    Yedi yerde, suâle çekilirler muhakkak.

    Namâz, oruç, hac, zekât, gusül ve kul hakları.
    Bunlar, ehli mahşere sorulur ayrı ayrı.

    Bir "Dank" kul hakkı için, yetmiş yıllık namâzın,
    Ecri, karşı tarafa verilir varsa yârın.

    Yoksa, alacaklının günâhları alınır.
    Buna yükletilerek, Cehenneme atılır.

    İşte, bu �Kul hakkı�ndan korkarsa insan eğer,
    Biriyle münâkaşa ederken, kalbi titrer.

    Kimseye, zerre kadar zarar vermez o insan.
    Çünkü o, "kul hakkı"ndan korkar da işte ondan.

    "Kul hakkı"da, sâdece olmaz sövüp saymakla.
    Hattâ doğar kul hakkı birazcık �Yan bakmak�la.

    Kalp kırmak�, dînimizde çok büyük bir günâhtır.
    Kâbeyi, yetmiş defâ yıkmaktan da fenâdır.

    Kul hakkı'na, böylece inanırsa bir insan,
    Sevilir elbette ki her kişi tarafından.

    Âlimler buyurur ki: (Evlenecek bir kimse,
    Zevcesinin hakkını gözetemiyecekse,

    Evlenmesin! Çünkü o, kul hakkına girerek,
    Yârın mahşer yerinde, sıkıntıya girer pek.)

    Ve yine buyurdu ki: (Kadın, esir değildir.
    En çok görüşmemiz de, evde hanım iledir.

    Her gün evden çıkarken, hanım ile muhakkak,
    Helâllaşmalıdır ki, iyidir böyle yapmak.)

    RüzGar Affetsede, Dal KiriLdi Bir KeRe

  9. #9
    Status : x[NuR-u AfRa]x isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Aug 2008
    Mesajlar: 2.404
    x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsînin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek; "Onunla helâlleşmeden nasıl Cumâ namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allah'ü teâlânın huzûrunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecûsînin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecûsî;
    "Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca;
    "Sizden özür dilemeye geldim." dedi. Mecûsî hayretle;
    "Ne özrü?" diye sordu. O da;
    "Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu." deyince, Mecûsî hayretle;
    "Peki ama ne zararı var? Zâten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi.
    Bâyezîd-i Bistâmî;
    "Doğru ama, bu bir haktır ve sâhibinin rızâsını almak lâzımdır." dedi. Mecûsî;
    "Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dîniniz mi öğretti?" diye sorunca;
    "Evet dînimiz ve bu dînin peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm öğretti." dedi. Mecûsî;
    "O hâlde biz niçin bu dîne girmiyoruz?" diyerek kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu.

  10. #10
    Status : x[NuR-u AfRa]x isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Aug 2008
    Mesajlar: 2.404
    x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak x[NuR-u AfRa]x yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0



    1 - Hz. Hüreyre (radıyu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim." Tirmizi, Rada' 10, (1159).

    2 - Ümmü Seleme (radıyu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.'' Tirmizi, Radâ 10, (1161).

    3 - Ebu Hüreyre (radıyu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiğinde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan râzı oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler.''

    4 - Bir başka rivâyette şöyle denmiştir: "Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lânet okurlar.''

    5 - Bir başka rivâyette: "Kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lânetler" denmiştir. Buhari, Nikâh 85, Bed'ü'l-Halk
    6; Müslim, Nikâh 120 - 122 (1436); Ebu Dâvud, Nikâh 41, (2141).

    6 - Yine Ebu Hüreyre (radıyu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü. dendi, hangi kadın daha hayırlıdır?'' "Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi." Nesâi, Nikâh 14 (6,68).

    7 - Hz. Ömer (radıyu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz." Ebu Davud, Nikah 43, (2147).

    8 - Ebu Sa'id (radıyu anh) anlatıyor: "Safvân İbnu Muattâl (radıyu anh)'ın hanımı, yanında Safvân da bulunduğu bir anda Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek: "Ey Allah'ın Resülü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazı kılmıyor!'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvân'a sordu. Safvân: "Ey Allah'ın Resülü! "Namaz kıldığım zaman dövüyor '' sözüne gelince, o zaman (bir rekatte uzun) iki süre okuyor. Halbuki ben bunu yasakladım'' dedi. Resulullah kadına: "İnsanlara tek surenin okunması yeterlidir '' buyurdu. Safvân devam etti: "Oruç tuttuğum zaman bozduruyor '' sözüne gelince, "Hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum." dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Bir kadın kocasının izni olmadan (nafile) oruç tutamaz!'' buyurdular. Safvân devamla: "Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım sözüne gelince, biz (gece çalışan) bir âileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakın yatınca) güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz'' diye açıklama yaptı. Aleyhissalatu vesselam: "Ey Safvân, uyanınca namazını kıl!" buyurdular." Ebu Dâvud, Savm 74, (2459).

    9 - Ebu'I - Verd İbnu Sümâme anlatıyor: "Hz. Ali (radıyu anh) İbnu Ağyed'e dedi ki: "Sana kendimden ve Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) 'ın kızı Fâtıma (radıyu anhâ)'dan -ki o, babasına, ailesinin en sevgili olanı idi- bahsedeyim mi?'' "Evet, bahsedin!'' dedim. Bunun üzerine: "Fâtıma radıyu anhâ değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz-toprak oldu. (Bu sıralarda) Rasûlüllah'a bir kısım köleler getirilmişti Fâtıma 'ya: "Babana kadar gidip bir köle istesen!" dedim. Gitti. Aleyhisselâtu vesselâm'ın yanında bazılarının konuşmakta olduklarını gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resulullah Fâtıma'ya gelerek: "Kızım ihtiyacın ne idi?" diye sordu. Fâtıma süküt edip cevap vermedi. Ben araya girip: "Ben anlatayım Ey Allah'ın Resülü!'' dedim ve açıkladım: "Fatıma'nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine, size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını söyledim. Bu açıklamam üzerine Resulullah: "Ey Fatıma, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarını eda et, aileyin işlerini yap. Yatağına girince otuzüç kere sübhan, otuzüç kere elhamdülillah, otuzüç kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır" buyurdular. Fatıma (radıyu anha): "Allah'dan ve Allah'ın Resulünden razıyım" dedi. Resulullah ona hizmetçi vermedi." Buhari, Fedailul Ashab 9, Humus 6, Nafakat 6, 7, Da'avat 11; Müslim, 80, (2727); Tirmizi, Da'avat 24, (3405); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989), Edeb 109, (5062, 5063).

    10 - Ebu Hüreyre (radıyu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayarhah olun." Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).

    11 - Amr İbnu'I-Ahvas (radıyalİahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.'' Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).

    12 - Hakim İbnu Mu'âviye babası Mu'âviye (radıyu anh)'den anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?'' "Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen." (Ebu Dâvud, Nikâh 42, (2142, 2143, 2144).

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok



SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.